%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Dünya'da Bohçacılık Kaçak Avcılık

Ali Coşar - İsveç
info@yabantv.com

BOHÇACILIK - KAÇAK AVCILIK

Yasadışı gergedan, fildişi ve kaplan parçaları avı dramatik olarak artmış durumda.

Bazı yerlerde oranlar % 3000 civarında!

Şu günlerde WWF, (Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı) nesli tükenmekte olan bu türleri korumak için global bir kampanya başlatmış durumda. Kampanya 2012-2013 yılları boyunca sürecek.

Bohçacılar (Kaçak avcılar) ve bu işin tacirleri için bu hayvanların ölüsü dirisinden daha kıymetli.

Bu ticaretin yıllık cirosu 65 milyar dolar!

Buna, dur diyen organizasyonun öyküsü ise hayli ilginç...

WWF, özel bir zaman diliminde, 1961 yılında kuruldu.

Savaş sonrası endüstri çarklarının hızla dönmeye ve Avrupa'da zenginlik ve refahın giderek yayılmaya başladığı bir dönemdi bu.

Ekonomiler çiçek açıyor, üretim ve tüketim zaferleri kutlanıyordu.

Ancak, onca yıldan sonra refah madalyonunun diğer yüzü kendisini göstermeye başladı: bu zenginlikleri yaratan işletmelerin ya bir bacası ya da herhangi bir  borusu, zehirli atıkları doğrudan doğruya doğaya saçıyordu...

Buralardan geçemeyen atıklar ise, çöp tepeleri oluşturuyor ya da yere gömülüyordu (çoğu zaman yasaların yardımı ile).

Büyük ölçekli, etkili tarım ve orman işletmeleri, kimyasal maddeleri buluşturuyor ve ”arzu edilmeyen'' hayvan ve bitkileri gökyüzüne püskürtüyordu.

İnsanoğlunun bu enerjik ve ''ileriye'' doğru marşı, birçok hayvan ve bitki türüne ve çevreye zarar verdi.

Doğanın acımasızca istismarı, birçok hayvan neslinin tükenme eşiğine gelmesine ve çevre kirliliğine neden oldu.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın en önemli ismi, İngiliz biyolog sir Julian Huxley'dir.

UNESCO'da genel müdür olan Huxley, bu alanlarda bilimsel araştırmalar yapan Uluslararası Doğa Sağlığı Birliği’nin ilk insiyatif alıcısı ve kurucularındandır.

60'lı yıllarda UNESCO adına faunayı izlemek üzere yaptığı Doğu Afrika ülkeleri seyahatinde karşılaştığı hayvan katliamları onu derinden etkiledi.

Bu pervasız kaçak avcılık etrafında oluşan ticarette ''beyaz adam'' mantığı ve kâr hırsının etkisi çok büyük.

Nice ''usta avcı'' diye böbürlenen insanlar, bu kirli çarkın birer parçası ya da doğrudan teşvikçisi oldular. Afrika'yı yağmaladılar. Kenya ve Kongo buna iyi birer örnektir.

Sadece hayvan katliamı  değil, nerdeyse kökten değişen habitat ve biyotoplar Huxley’i hayretler içinde bıraktı.

Sir, Afrika izlenimlerini üç ayrı makale halinde The Observer gazetesinde yazdı. Bu yazıları kamuoyunda büyük bir etki yarattı.

Etkilenenler arasında iş adamı Victor Stolan da vardı ve samimi olarak bir şeyler yapmak istiyordu.

Artık uluslararası bir kuruluş kurma fikri olgunlaşmıştı ama bunun için gerekli yeterince para yoktu!

İngiliz doğa koruma derneği ikinci başkanı Max Nicholson'a gittiler. Hikayeleri duyanların hepsi kulaklarına çok inanıyorlardı!

Bir grup araştırmacı, reklamcı ve PR (halkla ilişkiler) sektöründen kişiler bir araya gelip, para denkleştirdiler ve bu saygın örgütü kurdular.

Örgüte güçlü bir isim ve sembol de gerekliydi. ''World Wildlife Fund'' isminin ve özellikle ''wildlife'' kelimesinin hayvan ve bitkileri kucakladığını ve vakfa çok yakışacağını düşündüler.

Sanatçı Gerald Watterson, neredeyse ilk kuruluş toplantısından itibaren önündeki kâğıtlara hep ''panda'' karalamaları yapıyordu.

Sevimli yarı-panda, toplantı odalarına sıcak bir atmosferi çoktan yaymıştı bile...

Sonunda Peter Scott, Panda’ya son halini verdi ve bu sevimli hayvan, organizasyonun maskotu ve sembolü oldu.

Son yıllarda Panda'nın yüzü değişikliklere uğrayıp modern bir profil almış olsa da artık dünyanın en büyük ve tanınan sembollerinden birisi.

Genel Merkez, tarafsız ülke olarak bilinen İsviçre'ye taşındı ve bu idealist kurucuların hepsi de vakfa gönüllü olarak hizmet verdiler.

Vakıf, şimdilerde 5 milyon üyesi ve 130'a yakın ülkede geliştirilen on bine yakın projesi ile dünyanın en saygın doğa koruma örgütü ünvanına sahip.

İlk insiyatifi alanlar, sonradan orada bordrolu çalışan oldular mı, bilinmez.

Olmuşlarsa da, analarının ak sütü gibi helal olsun…


Ekrem abi,

Devlet devletliğini yapacak, dersin ama, bizim bohçacıların üzerine de çok gidiliyor son zamanlarda.

Ancak, sadece polisiye tedbirler alınmayıp, ''elinizi vicdanınıza koyun'' diye kampanyalar da açılsa! Göreceksin çok şey değişecek.

El alemde öyle değil ama! Fildişinden, gergedandan süs eşyası ve hanımlara takılar. Büyük bir piyasa oluşturmuşlar.

*Kaplan parçalarının ”erkeklerin derdine derman'' inancı olduğu sürece bu büyük sektörün de yola gelmesi kolay değil.

Anadolu'nun mayası sağlam ve temiz. Tam göbeğinde dünyaya göz açtığımdan mıdır nedir, bu konudaki inancım sarsılmadı hiç!

''Renk, dil, din, ırk farkı gözetmeksizin rahatça bir araya nerede gelebiliyoruz?

Hakiki olarak şimdilik sadece avda ve doğada. Cezbeden yanı da o zaten.

Bu felsefe yayılırsa göreceksin nasıl sevimli bir toplum olacağız…

Bir de, bizde hanımlar evlerinin içindeki temizlik konusunda son derece titizdirler.

Evlerini bir mabet gibi temizlerler.

Ne var ki, çöplerini de sokağa atarlar.

Kapı eşiğinden ötesi, yani hepimizin ortak kullanma alanı olan ÇEVRE, onları hiç ilgilendirmemektedir.

İşin kötüsü, insanlar sokaklardaki bu görüntülere alışmışlar. Rahatsız olsalar da gelip geçiyorlar çöplerin üzerinden, kıyısından.

Önemsiz gibi görünür, halbuki bu alanda küçük bir kampanya dahi çok şey değiştirebilir şu fani dünyada...

ALİ COŞAR

Gönder