%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Tarla Kuşu ( İskoçya'dan)

Nesrin Özçelik
info@yabantv.com

Sezon bitimi ve başlangıcı arasındaki uzun sürenin, "yoksunluk sendromu" yaratması avcıların yabancısı olmadığı ruh hallerindendir. Vücutta bağımlılık yapan maddelerin sürekli kullanımının birden kesilmesine benzer bir duygudur bu. Böyle,  tünelin ucunda parlak ışık ararken kendimizi İskoçya açıklarındaki Jura adasında bulmuştuk…

Bir yol, bir okul, bir otel, bir pub, bir viski damıtma tesisi, ibrikler ve sayıları binlere varan Kızıl geyiklerle karşılaşmıştık. Fakat onları avlama mevsimi değildi. 

Bizi adaya çeken, av sezonu açık olan İskoç keçisiydi.

Adalılar dışında böyle bir keçi avının olduğu pek bilinmiyor!

Doğrusu, bu serüvende bizi nelerin beklediği konusunda şüphelerimiz vardı. Aldığımız bilgiler şartlar harika ve inanılır gibi değildi.

Birkaç uçak değişikliği, midelerimizi ağzımıza getiren sarsıntılı küçük tekne ve kıvrımlı yollardan geçip konaklayacağımız malikaneye geldiğimizde bütün şüphelerimiz dağıldı.

Leziz yemeklerden sonra kütüphane bölümüne geçip adanın tarihi ve avın detayları hakkında bilgi alırken, adanın büyülü içkisi''singel malt'' viskisi hep etrafımızdaydı.

Rehberimiz, ''umarım, kondisyonunuz yerindedir, yarın zorlu bir tur bekliyor sizi, hayat suyuna da dikkat! Fazla içmeyin'' derken gözlerimiz çoktan küçülmeye kaşınmaya başlamıştı bile...

Sabahın habercisi: Tarla kuşu cıvıltıları ile uyandık. Yola çıkmadan, rehberimiz,'' ilk şansı hanginiz deneyeceksiniz'' diye sordu. Limanda tanıştığımız Portekizli bayan avdaşım atsın demeye kalmadan,'' hesabı ben vereceğim, yok olmaz ben vereceğim'' misali neredeyse itişip kalkıştık.

Rehberimiz Ewen, ''Ben adada hiç gülmeyen adam olarak tanınırım'' diye araya girecek oldu.

Arka römorkta 8 tekerlekli uzay aracı benzeri bir taşıtla yola koyulduk. Bataklıkların başladığı yerde bu tuhaf araca binerek tepeye doğru sürdük. Aracın sürücüsü, bizi akşam üzeri aşağıdaki düzlüklerden alma  sözü vererek gözden kayboldu.

Jula'da iyi bir dürbününüz olmalı! Her taraf kızıl geyik!. 

Rehberimiz, ''Onlar bu mevsimde avlanmayacaklarını biliyorlar, normalde bu kadar yakınlarına sokulamazsınız'' diyor.

Yamaçlardan dürbünle aşağıya denize doğru bakıyoruz. Büyüleyici, göz kamaştırıcı, denizdeki gelgitleri izleyip manzaranın tadını çıkarıyoruz epey bir süre.

Rehberimiz, '' George Orwell 1947 yılında küçük bir kayıkta gördüğünüz o dalgalar arasında ölüm kalım savaşı verdi. Bu adada yaşıyordu, ünlü 1984 romanını bu adada yazdı'' diyor.

Birkaç saat yamaçları tarayarak keçi araya araya inişe geçerken, ''Hayat suyu'' ile ilgili uyarıları daha iyi anlamaya başladık...

Aniden, Ewen kendisini yere atıyor. Biz de peşi sıra spontane olarak!

500 metre ilerimizde, kendileri ortaçağ kalıntılarını uzun tüyleri ise bizon tüyünü andıran muhteşem boynuzlu keçileri görüyoruz. Jula'da 100 metreden ötesine silah attırmıyorlar.

Uzun bir yanaşma faslı başlıyor. Koku almasınlar diye dönüp yolumuzu da uzatacaktık.

Birkaç saat sonra ter kokuları içinde, nefes nefese son küçük tepeye tırmanmadan önce keçilerin  orada olması umuduyla soluklanıyoruz…

Ewen sürünerek bakış noktasına yanaşıyor. Havaya kalkan parmaklar görüyoruz. Yere yapış yapış sürünerek geri geri yanımıza geliyor. ''Sürüde büyük tekeler var'' Diyor

Atış yapacağımız yere geliyoruz, yol arkadaşım tüfeği alıp sağa uzanıyor, bende rehberin soluna.

Ortalıkta keçi filan yok, sanki yer yarıldı içine girdiler! Yamaç bom boş...

Rehber ileri doğru çıkıp son küçük tepeden bakıyor. Evet, keçiler orada dibimizde mesafe çok yakın.

Dürbün hazırlıkları yaparken patlayan tüfek sesi ile rehberin tüfeği arkadaşımdan alıp bana vermesi, eliyle yön göstermesi, tam zamanın durduğu an oldu. Sürü, denizdeki gelgitleri andırıyor! Şaşkın…

İleri doğru koşup, durup bakan tekeye atış yapıyorum, İyi atış yaptığımı hissediyorum, rehberin eli bravo der gibi omzumda. Filmi geriye sardığımda, o birkaç dakika içinde üçümüzde sürüden daha şaşkın vaziyette idik…

Benim atış yaptığım teke yürümeye devam etti, ikinci atışı rehberimiz yaptı.

''Yıllardır av yaptırıyorum, adanın 8 000 metrekaresini avucumun içi gidbi bilirim, ama böyle bir doublé görmedim'' diyor rehberimiz.

Şatonun bahçesinde, altın renkli hayat suyu ile şerefe derken, hayatımızın unutulmaz anılarından birini kutluyoruz.

İngiltere'de rastladığımız,  tarlaların ortasındaki ayrık otu karelerini merak edip soruyoruz…

Tarla kuşunun nesli son yıllarda hızla azalıyormuş. Modern tarımdan dolayı kamufle olmaları zorlaşıyor yırtıcı kuşlara kolay hedef oluyorlarmış…

Bu kuşlar kamuflaj kurallarına uyarlarmış. Toprağın kızılımsı olduğu yerlerde tarla kuşlarının tüylerinin rengi de öyleymiş. Toprağın siyahımsı, kahverengi veya gri olduğu yerlerde, onların da tüyleri aynı renkleri alırmış. Bu kamuflaj, çöller ve otluk ovalar gibi çalısı olmayan yerlerde tarla kuşlarının, atmaca türü kuşların saldırılarına karşı tek korunma silâhıymış!

Sabahın habercisinin neslini korumak için çiftçilerin hesabına yatırdığınız her 10 pound karşılığı çiftçi tohum ekerken pulluğunu  biraz kaldırıp tohum atmıyormuş! Böylece kuşların kolayca saklanabileceği doğal ortamlar oluşuyormuş. İngiltere tarlalarında kare sahibi olmanın keyfi ile bu küçük adanın bağımlılığın her türlüsüne iyi geleceği düşünceleri ile gelecek seyahatin alabalık avı olmasını planlıyoruz…

Gönder