%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

PARİS'TE AV VE DOĞA MÜZESİ

Nesrin Özçelik
info@yabantv.com

Paris aşk ve kaçamaklar şehri, kruasanlar platosu. Edith Piaf'ın ebedi uykusunda uyuduğu ve Bask berelerinin anası olan kent olarak da bilinir.

Turistik kitapların önerilerine bakılırsa; Seine nehri kıyılarından süzülerek, yukarı doğru çıkıp meşhur Notre Dame kilisesini ziyaret etmek, marché aux puces'e (bitpazarları) uğramak yapılması gereken ritüellerden. 

Ya da, Ressamlar Tepesi Montmartre'de çoğu turistin yaptığı gibi şehir manzarası izleyerek kulis yapmak. Herkesin topluca gittiği yerlere gitmenin sakıncaları da yok değil: Durmadan patlayan fotoğraf makinesi flaşları, kuyruklar, otantikliği bozan kart okuma aletleri…

Romantizm ve  turist klişeleri dışında  daha çiğ, daha ham, yeni, hakiki bir serüven arıyorum diyorsanız:

Av ve doğa müzesine gidebilirsiniz. Silah ve hayvanlara ilginiz olması gerekmiyor.

O zaman, Le Marais aralarından süzülüp 62 rue des Arcvhives'e uzanacaksınız. Musée de la Chasse et de la Nature"ye…

6 avroya, (öğrencilere 4,5) kasada oturan madamın önünden geçiyorsunuz. En sakin, kuyrukların kalabalıkların olmadığı vakit öğle yemeği saati.

Hemen girişte köşede, kendini beğenmiş pozlarında size bakan bir yaban domuzu tarafından karşılanıyor, fazla pas vermeden önünden geçiyorsunuz.

Onun doldurulmuş arkadaşları: Kutup Ayısı, tilki, leopar, kurt ve kızılgeyiğin önünden geçme turunuzun sonraki bölümlerinde…

Duvarlarda Karen Knorr'un çektiği, büyüleyici şatolar ve hayvan manzaralı fotoğraf sergisi.

Louis XVI'ın yatak odasında vakit geçiren kuşlar, salonları merakla izleyen tilkiler,  başka bir odada muhteşem kristal avize altında boynuz tokuşturan iki kızıl geyik…

Salonun içlerine doğru, 1400'lü yıllardan av ve insan uyumu içeren motifleriyle tablolar…

Doğal ortamlarındaymış gibi görünen kuşlar, açık yemek büfesinde dilim dilim kesilmiş bir sülünün yanına özenle yatırılmış bütün bir tavşan…

Ek binada, tüfekler, baltalar, küçük bir odada mor boyalı duvarlara çok güzel kontrastlar oluşturan tavanına kadar tutturulmuş 50'ye yakın boynuz trofeleri..

Bütün müzenin tartışmasız en görkemlisi ise, mini spotlar ile aydınlatılmış olan Adonis heykeli.

Mitolojideki bir savaşçının klasik güzelliğini alıp, ağaç kabuğuna büründürüp mistik bir, ''orman yaratığı'' şekli vermişler gibi hisler uyandırıyor.

Musée de La Chasse benim için Eyfel Kulesine dolambaçlı yoldan gitmek oldu.

Kim demiş? Paris'te bir yaban domuzunun önünden geçmek yeni bir turist klasiği olmaz diye!

Not: Kruasant, ya da Croissant bizim ay çöreği. Paris müzelerinde bizden av ve doğaya ait neler var, neler! Av tanrıçası Artemis'in heykeli başka bir müzede.

Geç te olsa, bir av ve doğa müzesine kavuşuyoruz. Nice nice anadolu tanrıçaları heykelleri dileği ile…

N.Ö 

Gönder