%100 Doğa

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

İpsala'da Ördek Avı Macerası

3/24/2011
Ali Birerdinç
info@yabantv.com

Günlerden Salı, İstanbul’da hafif bir kar yağışı var, ama Trakya’da bayağı yağıyormuş.

         Gece saat 22.30 Metin Eryüksel arıyor.

-          Ali ağabey İpsala’dan Saim aradı, ördek çalışmaya başlamış

-          Yapma ya, ördeğe şöyle doya, doya tüfek atamamıştım hadi gidelim.

-          Çalışıyorum ağabey gelemem.

Dr. Derya’yı arıyorum, beli tutulmuş hareket edemiyor.

Saat 23.30 İpsala’dan Sami’yi arıyorum ‘’Gel ağabey güzel ördek çalışıyor.’’diyor.

Saat 01.00 otobüsü ile Keşan’a doğru yola çıkıyorum. Saim Keşan’dan alacak beni.

Silivri’den sonra kar bastırıyor. Otobüste 12 yolcuyuz. Yollar bomboş, yolda bizden başka araç yok.

Obüsün derecesi eksi 5'i gösteriyor, yan camları buz tutmuş dışarısı gözükmüyor. 

Biraz uyuyayım diye düşünürken muavin çay getiriyor ve başlıyor soru sormağa. 

 

-Ağabey müzisyenimsin?         

Otobüse binerken tüfeğin kutusunu görmüş. ‘’İçinde org var sanıyor’’Başımdan savmak için ’’Evet ‘’ diyorum. Hay demez olsaydım.

 

-Düğünlerde mi çalıyorsun ağabey?

-Evet

-Ağabey, Marmara Ereğlisi’ni geçtik, Tekirdağ’da mola vereceğiz. Kaptana söylesem, yolculara da sorsak bize bir şeyler çalar mısın?

Hayda , aldık mı başımıza işi? İçimden ‘’Ben sana orgu gösterirsem dudakların uçuklar’’ diyeceğim ama diyemiyorum.

‘’Hadi oğlum işine bak’’  diye tersleyince kös kös yüzüme bakıp yerine gidiyor.

Tekirdağ Namık Kemal tesislerinde ihtiyaç molası veriyoruz. Otobüsten tesislere gidene kadar beş kere düşme tehlikesi geçiriyorum. Yerler buz değil adeta cilalanmış mermer gibi kayıyor.

Garsonun getirdiği çay buz gibi, ikinci bardakta ancak içim ısınıyor.

Keşan’a doğru hareket ediyoruz. Kar yağmaya devam ediyor. Saat 04.00 Keşan otobüs garajındayım. Burada kar yağmıyor ama ortalık buzhane gibi. Saim, gelmemiş. Telefon ettim  ‘’Yollar kayıyor yarım saatte oradayım’’ diyor.

Garajda bir büfeci, bir de sarhoş bir adam var. Büfeciye aldığı kekin fiyatını on kere soruyor. Büfeci sonunda dayanamayıp ‘’Para, mara istemiyorum ulan defol git.’’ Diye bağırınca sarhoş bir taraftan keki yerken bir taraftanda ‘’ Ne bağırıyorsun ulan’’ diye diye gözden kayboluyor.

Doğru av sahasına gideceğimiz için üstümü değiştirmem gerekiyor. Garajda yer aramaya başlıyorum. Bu sırada Saim, kapılarında ördek resimleri olan tarihi Land’ı ile gelince, sarmaş dolaş olup kısa bir sohbetten sonra ‘’ Saim garajın mescidinin kapısında üstümü değişeceğim ‘’ diyorum. O beklerken ben mescidin kapısındaki boşlukta başlıyorum soyunmaya. Daha sabah ezanı vakti değil ama şaşırıpta cemaatten biri, ya da imam gelse ve beni öyle don gömlek görse ‘’Zavallı herhalde kafayı yemiş’’ diye düşüneceğinden adım gibi eminim. Neyse çabucak giyinip Saim ile çorbamızı içip İpsala’nın yolunu tutuyoruz. Fakat yerler acayip kayıyor.

Saim’in mekânına uğrayıp Cemil’i de yanımıza alıp Gala Gölü’nün hemen arka tarafında çeltik tavalarının olduğu Koyun tepede ki av meramıza doğru yola çıkıyoruz.  Bir süre gittikten sonra içinde bulunduğumuz Land kayınca kendimizi şarampolde buluyoruz.

Bir saate yakın Land’ı kurtarmak için her yolu deniyoruz, ama Land battıkça batıyor. Çevrede ne kadar taş varsa toplayıp tekerlekler destek yapıyoruz ama çıkaramıyoruz. Kar çamurla birleşip zamk olmuş sanki. Etrafta bir tek ağaç olmadığı için vinci kullanamıyoruz. Ellerimiz taş toplamaktan ve Land’ı itmekten buz tutmuş vaziyette.

-Saim, oğlum traktör çağıralım.

Saim,

-Tamam, ağabey köy yakın traktör hemen gelir.

Demesine rağmen traktörü bir kırk beş dakika beklemek zorunda kalıyoruz. Çünkü koyuntepeli Necdet tavuklarını ve ineklerini besliyormuş.

Bizim bir saat uğraşıp çıkaramadığımız Land’ı, traktör 15 saniyede çekip çıkarıyor.

Tekrar binip botumuzun olduğu limanlık yere varıyoruz.

Saim çeşitli sazlarla botu öyle bir gizlemiş ki, uzaktan onun bot olduğunu anlamak imkânsız.

Tüfeklerimizi ve nevalelerimizi alıp, botla beceneğe doğru yola çıkıyoruz. Çeltik tarlalarının içinde bir metreye yakın su var. Ancak bazı yerler sığ. Saim kanalları öyle iyi biliyor ki, hiçbir yere takılmadan bekleme noktasına geliyoruz.

Saim, daha önceden çaktığı plastik mührelerin üzerinde tutan karı temizliyor ve ava başlıyoruz.

Ve, Saim başlıyor düdükle ördek çağırmaya. Bir elinle de benim kamera ile görüntü çekiyor. Ben düdükle ördeklerle bu kadar güzel konuşan bir adam görmedim. Bir de Ansam Selçuk, bu düdükleri süper konuşturuyor.

Tam siper bekliyoruz. Kar yağışı zaman, zaman artıyor, rüzgârda poyrazdan iyi esiyor doğrusu. Ördek, Gala’dan rahatı kaçınca başlıyor çalışmaya ancak yüksek geçiyorlar.

Sıcaklık eksi 10 dereceye yakın ama hiç üşüdüğümü hissetmiyorum. Saim’in ve Cemil’in şapkaları kardan gözükmüyor. Benim bıyıklar ise neredeyse donmak üzere.

Ördekler alçalmamakta ısrar edince, yüksekte olsa dörtlü bir gruba Cemil ile birlikte 4 numaraları gönderiyoruz. Gönderiyoruz ama ördekler hala gidiyor. Manke.

Fişekleri değişip alçak geçmelerini bekliyoruz. Saim, ördeklere müzik çalmaya devam ederken üçlü bir grup sürüden ayrılıp üzerimize doğru salıyor. Cemil ile aynı anda başlıyoruz atmaya. Ördeklerin üçü birden kaskatı oluyorlar. İkisinin suya çarpması ile birlikte bir metre su yükseliyor tavadan. Ama üçüncüsü düşmüyor. Tekrar yükselip üzerimizde dolaşmaya başlıyor. Hayli yüksek. ‘’Hadi atsanıza’’ der gibi bizle adeta dalga geçiyor, atamıyoruz.  Alıp başını gidiyor yeşil.

Bu ara, Gala Gölü’nden peş peşe gelen tüfek sesleri, yeri göğü inletiyor. Haramiler katliam yapıyor.

-Saim hani Gala yasaktı?

-Onlar bohçacı ağabey yasak dinlemiyorlar.

Beklemeye devam ediyoruz. Saim’in düdüğüne vurulan bir ördek üstümüze, üstümüze gelirken tetiği kesiyorum. Havada top olup, üç metre yanımızda suya düşüyor. Az sonra başka bir yeşil Cemil’in namlusunda sönüyor.

Birkaç atış daha yaptıktan sonra hava birden bire açıyor. Güneş yakmaya başlayınca dağlardaki ve sazlardaki kar eriyor. Kışın ortasında çamaşır havası yaşıyoruz.


Ördek kesti...

Cemi'lin hazırladığı sandviçlerle karnımızı doyurup dönüşe geçiyoruz.

Ne yapalım buna da şükür hiç tüfek atmadan döndüğümüzde oluyordu.

Gelecek sezonda rastgelmesi dileği ile…

Sevgi ile kalın

Gönder