%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

AV BAYRAMLARI

Mehmet Arpaz
info@yabantv.com

 Avcılık hayatım büyüklerimden hikâyeler dinlemekle başladı. Ailenin ikinci ama ilk erkek çocuğu olarak ortaya çıktığım için ve ilkinin amansız bir hastalıktan vefatı üzerine tüm ilgiler bana kaymış. Kendimi hatırlamaya başladığım zamanlarda beni karnının üzerine oturtan av hikâyeleri anlatırdı. Hasta bir avcı olarak yetiştirilmem ta o zamanlara, 50 li senelerin başlarına kadar uzanıyor. Her anlatılan hikâyede avcılık etiğinin bir, bir maddeleri sıralanırdı. O zamanlar avcılığın kitapları yoktu. Avcılık sanki sülaleden miras olarak bir sonraki kuşaklara bırakılırdı ama yazılı olmayan kurallarıyla.  

2 katlı evimizin alt katında oturma odası, salon ve mutfak ayrı olarak birkaç oda daha vardı. Salonun adı misafir odası idi. Asla oraya misafir gelmeden girilmezdi. E, adı misafir odası. Oturma odasında usta marangozlara kalın ve sağlam keresteden yaptırılmış divanlar vardı. Odanın büyüklüğüne göre yapılırdı. Başuçları ayrı taraflara yatmış iki kişinin ayakları birbirine değmezdi. Üzerlerine pamuk doldurulmuş şilteler serilir, başucuna ve duvara gelen kısımlarına pamuk dolgu yastıklar konurdu. Rengârenk divan örtüleri ile kaplanırdı. Kışın farklı, yazın farklı olurdu. Yazın geldiğini basmadan dikilmiş ince örtüler serildiğinde anlardık. Odaya girince sol taraftaki divan babamın, dedem geldiğinde onun olurdu. Onlar odada iken kimse buraya oturamazdı.

 Bu divana yatan oldu mu doğru yanına gider ve anlatmalarını isterdim.

    Oğlum tüfeği asla şeytan doldurmaz. Onu dolduran daima insandır.

    Yaralı kuşu kesmeden asla kıtkana bağlama veya torbaya koyma.

    Tüfeğin asla emniyetine güvenme. En iyi emniyet tüfeği kırmaktır.

    Çalılık yerde arka, arkaya yürürken asla tüfeği elinde sallayarak taşıma. Çalılar parmak gibi tetik çeker.

    Bazen kekliğin uçtuğunu duyamazsın. Kendini bir kayadan aşağıya salar, kanat çırpmadan, alçalır gider. Buna asla tüfek atma. Arkadaşını vurabilirsin.

    Avcılık vurmak, öldürmek değildir. Ekmeğinin bir lokmasını, suyunun bir yudumunu arkadaşınla paylaşmaktır.

    İnsan bir namazda safa girdiğinde, bir de avcı kolunda eşittir.

 Buna benzer daha nice nasihatler. Ama şimdi anlatılmış gibi hepsi kulaklarımda. Rahmetli babamın muayene edip, şifa bulduğu bir hastası ona 36 kalibre İngiliz, çakmaklı bir çifte hediye etmiş. Avcılığım okula başlamadan bu tüfekle başladı. Malzeme çok kıttı. Yalnız 36 nın değil 12 kalibre için de kıttı. 5 fişeğim olduğu zaman dünyalar benim olurdu. Avuç içine alınan barut fazla ise dökülür, az ise fiske ile avuca konulup, yayılıp ayar yapılırdı. Hem terazi, hem de kile avuç ayarıydı. Asla tüfeği alıp çıkıp gidemezdik. Yanımda mutlaka bir büyük olur ve tüfeğin bir gözüne fişek konurdu. Çakmak ise atılacağı zaman ayrılırdı. 

Okullar kapandığı zaman hemen boynumuza sapanı asardık. Ama öyle bir fırça yerdik ki ortadan kaldırırdık. Kıstas ve zaman incir erimiydi. (İncirin olgunlaşması) Bu da Temmuz sonu, Ağustos başı demekti. Keklik avı başlangıcı ise, kekliğin gagasına kuru incir saksağı (Yapışkanı) bulaşacaktı. Bunun vakti de eylül başları olurdu. Palazlar eylül ayında anaç gibi olur Aydın bölgesinde. Merkez Av Komisyonu eski usta avcılardı. Onların icazeti alınmadan keklik avına çıkılmazdı. Çıkan oldu mu hemen dışlanırdı. Bunu bilenler de söz dinlerler, vakti geldiğinde ava giderlerdi. İncir erimi ise üveyik ve bıldırcının avlanma zamanıydı. Bıldırcın ve üveyik avları dinlenmeye bırakılmış anız tarlalarında yapılırdı. Çok sıcak olması nedeniyle avlanma saatleri hem üveyik, bıldırcında hem de keklikte çok kısıtlıydı. Sabahtan ve akşamüstü birkaç saatte biterdi. Ara zamanda yatılır, yemek yenir ve dinlenilirdi.  

Ağustos ayının ilk pazarı av bayramı yapılırdı. O zamanlar bayrama katılan teskereli avcılar 20–25 i geçmezdi.  Sabah üveyik beki yapılır, vurulanlar Akçay kenarında temizlenip, gölge bir yerde hep beraber yenirdi. Bu kesinlikle müsabaka olmazdı. Fazla vurana hiçbir mükâfat verilmezdi. Mükâfat akşamüstü boş fişeklere havada yapılan atışlardan sonra karpuz kabuğundan oyulmuş yıldız olurdu. Bu müsabakalarda öylesine eğlenilirdi ki bunları yazdığım şu sırada ta o günlere gittim.

 -          Osman Bey senin attığın kuyruğunun altından vuruldu.

-          Tüfekçi Mustafa sende havada manda olsa vuracaktın.

-          Hacı Nuri, biliyorsun değil mi kafana keklik düşürdüğümü.

-          Cafer Bükey de tek, tek atmaya alışkın değil havada çift fişek olacak ki her ikisini de vursun.

-          Beyhan Bey attığını şimdiye kadar vurdun ama bunu vuramayacaksın. 

Çocukluğumun av bayramları hep böyle neşeli geçti. Takılırlarken birbirlerini asla kırmazlardı. Avcının ve avcılığın bir asaleti vardı. Bayramlar yatılı okula gidinceye kadar sürdü. Ama mutlaka her Ağustosun ilk haftasında yapılırdı. 

Şu anda artık MAK kararları geçerlidir. MAK’ın yaptığını evvelden bölgelerin bilge avcıları yapardı. Avın çok bol olduğu o günlerde bile avını koruma duygusunun ağır bastığı şayanı takdirdir.  O zamanlar yaşlı avcılara uyuyorduk şimdi MAK kararlarına uyacağız. 14 ağustos 2010 cumartesi günü üveyik ve bıldırcın avı açılıyor. Bazı bölgelerimizde bu tarih değişiyor. Bu değişiklik MAK temsilcilerinin görüşleri ve bölgenin iklimiyle ilgili tarihlerdir.  

Eski bir avcıdan yeni avcılara birkaç tavsiyem olacak. Bu yıl havalar çok sıcak seyrediyor. Yanınızda mutlaka su bulundurun ve bol su tüketin. Sabah erken saatlerde yürüyüş avlarınızı yapın. Hava ısınmaya başladı mı hemen gölge bir yerde dinlenmeye çekilin. Güneş çarpması olasılığı çok olan günlerdeyiz. Avlanmak çok vurmak değildir. MAK da konan limitlere uyun. Ama bu limitleri ille de dolduracağım diye çaba sarf etmeyin.  

Avcılığın eskilerde olduğu gibi asaletini bulduğu günleri görmek dileğimle. Sağlıcakla kalın. Rasgele.

Gönder