%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

ÖZ ELEŞTİRİ

Mehmet Arpaz
info@yabantv.com

Kitap okumadığım, televizyon seyretmediğim, öylece kendimi dinlediğim zamanlarda hep düşünüyorum. Çevre Orman Bakanlığının gündemine avcılığı nasıl sokabiliriz? Bakanlığın gündemine oturmuş, hiç kalkmaya niyeti olmayan çevrecilerin söylemleri. Çok fazla medyatikler. En küçük bir olayda medyayı yanlarına alabiliyorlar ister görsel olsun, ister yazılı.  Çok yakın bir dostumun söylediği gibi, toplumun en namuslu, en saygın kişileri avcılar. Sabıka kaydı olan kişi avcı olamıyor. Avcıları bozan tek şey tüfekli olmaları herhalde. Her cinayet silahı anında pompalı tüfek oluyor. Tek tüfek olsa bile. Oysa, bana bir yetki verilse pompalı tüfekten başka bir silahla avlanmayı yasaklarım. Abartılı fişek yataklarıyla bakıldığında çifte gibi görünen, 8-9 atan, kundakları katlanan, uzun tabanca havası verilmiş bu silahlar avcı imajını sildi attı. Ardından imal edilen M16 benzeri yarı otomatik silahlar. Bunların avcılıkla ne alakası vardır bir türlü anlayamamışımdır.  

Yazılarımı takip edenler anımsayacaklardır, avcılık ruhsatı olmayana av silahı satılmaması, av silahlarının korunma ve bekçilik için kullanılmaması gerektiğini savunmuştum. Doğudur veya yanlıştır ama avcının bu denli gündem dışı kalmasını ben bu garip silahlara ve korunma amaçlı silah satın almalara bağlıyorum. Avcı=Öldürücü denklemi hep bu olaylardan sonra medyanın gündemine oturmuştur. Magandaların silahlarını uluorta ateşlemeleri, ölenler, yaralananlar, sakat kalanlar ortaya silah=avcı denklemini çıkartmıştır. Avcığın insanın geninde olduğu ispatlanmış bir gerçektir. Bu meret de silahsız yapılamıyor ki? İşte anlayacağımız şudur ki yamalı bohça gibi, bir yerini dikerken başka yerinden sökülüyor.  

Siyasetçiler avcılardan bize oy gelir mi diye hiç düşünmemişlerdir. Bu kanıya varmak için 3 tane avcı sitesi gezseler yeter. Avcıların kendi aralarında bölünmüş, paramparça olduklarını anlayacaklardır. Gündemlerine siyasi baskı ile girelim desek, “Ne oy gelecek sizden kardeşim, siz birlik değilsiniz ki, size kim inanıp programına avcılığı koyar” diyecektir. Bu olmadı başka çare arayalım. Avcılıkları tescilli kaç tane milletvekili var. Bunlarla görüşüp gündem yaratalım. Konuşmaya başlarken lafa ”Kardeşim sen benim avcı olduğumu unut, duyan, dinleyen olur” diye başlıyorlar. Bu asil, bu yazılandan çok fazla kuralı, hukuku olan tutkumuz işte bu hallere düşmüştür.  

Avcılıkla ilgili iki büyük STK (Sivil toplum kuruluşu) birbiriyle mahkemelik. İşte değerli avcılar, biz daha kendi gündemimizi oluşturamamışız ki, Bakanlığın gündemine avcılığı koyalım. Her yerde bir mikser olduğu gibi kuşkusuz bizim kuruluşlarımızda da var. İlk önce bu mikserleri çalışamaz duruma getirmemiz lazımdır.

 Ama öyle, ama böyle Bakanlığın gündemine avcılığı mutlaka sokmak gerekiyor zira bakanlık avcılığında bakanlığıdır. “Eskiler aman ha içinde çok ıvır, zıvır olan alet falan alma, bozulursa tamir olmaz derlerdi”  Sözde büyük doğruluk payı var. Bir bakan Ormanın Bakanı, Çevrenin Bakanı, Milli Parkların bakanı, gürültünün Bakanı, atıkların Bakanı, Avcının Bakanı. Sıra avcılığa mı gelecek?  Avcılığın tüm yükü Avcılık Daire Başkanlığında.  Kime bağlı? Milli Parklar Genel Müdürüne.. (WWF) Doğal Hayatı Koruma Vakfı  Yaşayan Gezegenin Liderleri” ödülünü Milli Parklar Genel Müdürüne veriyor. Sizin verecek bir ödülünüz var mı? Bu kadar medya tik mi?   Avcılığı gündemine alacak medyatik bir yanımız var mı? Ne yazık ki yok! 

Avcı kızgın, avcı öfkeli, dünyanın hiçbir yerinde devamlı koruma diye bir şey yoktur. Bunun bir de hasadı vardır. Korumanın adı da bizde yasak. Günlerde yasak, adette yasak, bagaj limiti (neyse) bir günden fazlası yasak, sürek avı yasak, 15 den fazla karga, saksağan vurmak yasak, 30 ilde keklik yasak, yasak oğlu yasak. Yasaklarla düzeni sağlayabilmenin mümkün olmadığı unutulmamamıdır. Yasak olan şeye karşı ilginin artacağı ve hiç başarı sağlanmadığı ortadadır. Ormanlardan geçerken, şimdi bir karaca veya geyik fırlar yola diye arabamı sürmeyi ne kadar isterdim.  İnek, öküz çıkabilir ikaz levhaları yerine geyik, karaca levhaları olsun isterdim. Orman köylerinde köylünün sülünden şikayetçi olmasını, sebzelerimize zarar veriyor demelerini. İşte bunlar 54 senedir avlanması yasak olan hayvanlar. Kaç avcı doğada görmüştür (Türkiye’de) acaba? Gören de peşine düşmüştür herhalde. Geriye dönüp bakarsanız, yasak olanlara bakarsanız kökü kazınmak için yasaklanıyor. Düz mantık bunu emrediyor.

 Kural, yasak koyanlara kızıp, öfkemizi birbirimizden çıkartıyoruz. Paylaşamadığımız nedir? Sanki her taraf av kaynıyor da o dağ senin, bu dağ benim diye kavga ediyoruz. Ama değil, laf atmalar, kavgalar hep o şunu dedi, bu bunu dedi den ileri gitmiyor. Bu eforumuzu çare üretmekte kullansak şimdiye ortaya dünya kadar proje çıkar ve bunlar değerlendirilirdi. Hangi avcılık sitesini açarsanız açın. Tartışma bölümüne girin ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Öyleyse biraz toparlanmamız, fikirlerimize karşılıklı saygı göstermemiz, birlik olmamız gerekmiyor mu? Bunu belki elli defa söyledim veya yazdım. Birlik olmak kötü bir şey mi? İşte 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu yine değiştiriliyor. MAK’da avcı sayısını yediye düşürmeyi teklif ediyorlar. Niye? Birkaç senedir avcılar birlik olmaya başladılar diye. Dokuz bölge avcıları birlik oldu. Bu da hem bakanlıkta, hem de avcılar arasında tartışmalara neden oldu.

 O zaman şöyle bir toparlarsak, her iş kendi içimizde bitiyor. Öncelikle yapılacak iş birlik olmaktır. Bir noktaya parmak basmaktır. Bir çatı altında toplanmak, konuşmak, dinlenmek lazımdır. Fikirler ne olursa olsun saygılı olmamız lazımdır. Kolu kırıp yenin içinde bırakmak lazımdır. Avcı deyince 80-85 bin kişi değil fiilen avlanan 500 bin kişinin akla gelmesini sağlamak lazımdır.

 Sağlıcakla kalın. 

Gönder