Yazıma özellikle Sevgili Melih Meriç dostumuza yazılarıma hayat tempomun yoğunluğu nedeniyle ara vermemden duyduğum mahcubiyeti belirterek başlamak istiyorum
Henüz avlanma takvimine göre sezon kapanmasa da ben sömestre tatili sırasında Niğde’den dönerken E-5 karayolu, Aksaray, Şereflikoçhisar, Tuzgölü, Gölbaşı civarlarında tanık olduğum yol manzaraları ve sonrasında Samsun’a yaptığımız iki günlük çulluk ve ördek avı bitiminde elime aldığım avların durumu karşısında sezonu vicdani olarak kapattım.
Sömestre tatilinin ikinci hafta başlangıcı, 30 Ocak falan. E-5 karayolu civarında sadece karayolu kısmen açık, tüm bölge beyaz örtüye bürünmüş. Yol kenarı ise sığırcık, serçe, tepeli tarla kuşu, yaban güvercini sürüleriyle dolu. Mahlûkat can derdinde, açlık ve susuzlukla mücadele etmekte. Maalesef yol kenarına iniş kalkışları sırasında geçen araçlar kuşlara mütemadiyen çarpıyor ve ölüyorlar. Yemin etmeyi ve özellikle zırt pırt yemin edenleri hiç sevmem ve inandırıcı bulmam ama inanın bana içimden ne geçti biliyor musunuz? “Keşke, dedim özel aracımla gelseydim ve ilk yerleşim yerinde bir çuval buğday alsaydım”. En azından yol boyunca asfalta 15-20 metre yol içlerinde açıklık alanlara serper ve bir kısmını kurtarırdım. Gözlerim otobüsün penceresinden buğdayın serpileceği alanları aradı durdu. Hayalimde tahıl serptim, kuşların yola hiç dokunmadan karınlarını doyurduklarını ve en azında bir gün bile olsa sayemde açlıktan kurtulacaklarını düşündüm. Bunun vicdani ve dini rahatlığı içimi doldurdu. Biliyor musunuz aslında İslam inancının özü bize doğada Allah’ a, Allah inancı dâhilinde de doğada bilinmeyene ışık tutar. Allah’ ın bizler için yarattığına Allah için hizmet vermek. Sana sunulana, sunan adına hizmet… Bilmem kaç kişi analiz edebildi dediklerimi ama okuyucunun yarısı ne demek istediğimi anladı ise boşa yazmıyorum demektir. Bu iklim koşulları hayvanlar âleminin doğayla bu yıl en büyük mücadelelerinden biriydi. Mücadele hayvanların büyük kısmının kırımıyla sonuçlanacak ve sağ çıkanlar yaz boyu depoladıkları son yağları enerjiye çevirip sıska, kemikleri ortaya çıkmış, hafiflemiş olarak bahara kavuşmayı bekleyeceklerdi. Bu kırıma biz insanoğlu da maalesef çanak tuttuk asırlardır aslında. Hayvanların yaşam alanlarını acımasızca doldurduk, bitmek ve tatmin olmak bilmeyen bir hırsla tarım ve sanayi alanlarını büyüttük, ihtiyaç olmadığı halde dünyalık hırsıyla ev, mal, mülk inşa ettik onların yurtlarına, hayatlarını ikiye böldük yollar yapmak ve kendi rahatımız adına.
Bir hafta sonra ise Samsun’dan çulluk ve ördek avı daveti aldık. Dostlar sağolsun, sezonu kapamaya gittik. Benim özel ve öncelikli hedefim ise yıldız adayım köpeğim Bella’ yı tüfeğe alıştırmak ve merada ilk kez kuş koklatmaktı. Toplamda beş kadar ördek ve yaklaşık 15 çulluk vuruldu. Bu yıl çulluk akın etmiş Karadeniz kıyılarına. Vurulan her hayvan, bilaistisna, ördeği, çulluğu tam yukarda anlattığım gibi, iklimsel mücadeleden güçlükle çıkabilen zavallı mahlûkat durumunda. Göğüs eti kalmamış neredeyse, güvercin besleyenler iyi bilir,-kuruma- tabir edilen bir hastalık vardır; buna yakalanan kuş tüy gibi hafifler ölmeden önce, işte hepsi bu durumda… kendi kendime “Yahu biz ne yapıyoruz ? “ diye sordum bu sefer. Tam bir vurgunculuk.
8 Şubat 2012 Çarşamba günü sabah bu yazıyı yazacağım. Zamanı planladım. Ama önce aşkım kızım Meriç’le kahvaltı yapmamız lazım. Annemiz okulda. Kahvaltı sırasında YABAN’ı izliyorum. Meriç taşmış yine, felaket… Benim kız da bebekken aynı Meriç gibiydi, bir durur bir coşardı ama büyüdükçe Meriç’in sadece güzelliğini aldı Allah’tan. Derken Yaban Aktüel de 60 çulluk vuran yaratığı haber konusu ediyorlar. Aslında sosyal paylaşım siteleri bu tür haberlerle dolu. Şimdi yazacaklarımı lütfen dikkatle okuyunuz ve sorularıma yanıt veriniz. 60 çulluk hadi diyelim iki günde sportmence, etik dâhilinde, vicdanla vurulabilir mi? Cevap tabi ki hayır. Bu kuşlar aküye monteli el fenerleri veya ışıldakla vuruldu. Burası tartışma götürmez. Peki, bu davranışı sergileyenlere ne diyeceğiz? Bohçacı mı, yok bu tabir yetmeeezzz…? Her canlının gidermek zorunda olduğu temel ihtiyaçlarının bir tatmin sınırı vardır. Yemek konusunda, barınma, sosyal ihtiyaçlar, cinsel ihtiyaçlar gibi Maslow tarafından belirlenen ihtiyaçlar hiyerarşisine hayvanlar da uyar aslında. Neyse, konuyu dallandırmak istemiyorum çünkü ucu çok kişiye dokunacak o yüzden kızgınlığım içimde kalsın en iyisi. Şunu bilesiniz ki maça bıçakla giden, trafikte sizi sıkıştıran, toplumsal olaylarda ön safları tutan insanın psikolojisi ile av adına katliama uzanan davranışlar sergileyen insanın davranışının temelimde aynı bozukluklar yatar.
Bazen sorguluyorum dostlar, yaşlanıyor muyum diye. Bu kadar vicdan herhalde sonunda beni fotoğraf avcısı yapar diye düşünmeden edemiyorum. Sonra aklıma geliyor çocukluğumdan beri avcı olduğum ama çocukluğumdan beri de acizin yanında olduğum. Bu bir çelişki mi, bilmem? Yorum sizlere kalmış.
BU KEZ “RASGELE.” DEMEYECEĞİM. BU SIRALAR PEK DE RASGELMESİN !