Arpaz, Hamidiye, Toygar ovasının her tarafı kurutma kanalı olunca, pamuk tarlalarında yağmur suları birikmez oldu. Hoş eski yağmurlar da yağmıyor artık. 10 günlük yağmur 10 dakikada yağıp geçiyor. Sonra ya seller oluyor, ya da sele benzer dereler geliyor, akıp gidiyor. Hiçbirimiz ne Eber bilirdik ne de Karamık. Yağmur suları pamuk tarlalarında birikir, dize kadar çizmelerle içinde parlama ördek avlardık. Babam her gün akşamüzeri köye giderdi. Kor Ovası denilen yerde kardeşimle beni indirir, bizde köye kadar pamuk içinde ördek avlaya, avlaya gelirdik. Herbirimiz beşer, altışar yeşil, boz vururduk. Akşamları da mısır bozuğu tarlalarda ördek beklerdik. Ne mühre bilirdik ne de güme. Evvelden göçen ördek pamuk tarlalarından yansıyan suyu görüp göçlerini bu bölgede bitirirlerdi. Her tarafı su 50-60 bin dönümlük arazi. Pamuk çalıları da saklanacak barınak olurdu. Sonra bunların hepsi bitti. Eber’e alıştık.
Gümeyi, mühreyi öğrendik. İlk mühreler kauçuk, altlarına çember ağırlık geçen, suya fırlatıldığında içine hava dolup, suda yüzen mührelerdi. Asıl iş mühreler sudan çıktıktan sonra başlardı. Ters çevrilip kurutulur sonra da çocuk pudrasıyla pudralanırdı. Zannedersem ithal mührelerdi. Aralarına da akü suyu konan siyah plastik boş galonları koyardık. Onlar da herhalde sakarmeke olurlardı. Sonra plastik takoz mühreler çıktı. Bunlar çok yer kapladığından arabadan birisini atmak icap etti. Şimdilerde ise kumandalıları, dalıp çıkanı, kanat çırpanı çıkmış. Teknoloji işte. Durduğu yerde durmuyor. Her alanda olduğu gibi av malzemelerinde de başını almış gidiyor.
Ördek, kaz avlarında giyimi keşfettik. Kara palto, kara deri ceketlerle böyle avların yapılamayacağını öğrendik. Avcılığımızın başlarında en eski pantolon, en eski gömlek av kıyafeti idi. Hatta şöyle bir tabir vardı “avcının pantolonunu kapının arkasına dayadın mı ayakta duracak” derlerdi. Av çok bol, avcı azdı. Ailenin bir tüfeği olur, dededen toruna kadar o tüfek kullanılırdı. Tüketim ekonomisi onu da yendi. Şimdilerde her avcının en az 2-3 tüfeği var. Amcam izne geldiğinde ayıp olur derler tüfeğimi elimden alırlar, bana dolma tüfek düşerdi. Sabah çiyinde karabarut dumanından vurup, vuramadığımı görmez sorardım “düştü mü, düştü mü” ? Tomi kekliği getirirse ancak o zaman sevinirdim. Benim 20 numara tüfeğim için, akşam “ne kadar hafif, bununla av kaçar mı?” derler, avda da hiçbir şey vuramazlardı. Ben de tüfeğimden olduğumla kalırdım.
Eber’de meşhur Enki Hasan vardı. Avı saz keserken kovalar, nereye kaç ördek işliyor bilirdi. Sonralarda SEKA kapandı saz kesme işi bitti. O işten ekmek yiyen çoğu Eber köylüsü aç kaldı, başka işler yapmaya başladı. İlk başlarda gece yarısı kalkılır, sırıkla “alan” tabir ettikleri aynalara en az 2 saatte varırdık. Güme yapılır kayık içine saklanırdı. Kayıkta iki avcı olur, saza iyice sıkışan kayık ayağa kalkınca kıpırdanmaz, iyi tüfek atılırdı. Ayağını sallayan macar, elmabaş, kılkuyruk gelir mühreye dalardı. Nazilli’de de avcı arkadaşlar sıraya girerdi. Sıra ile onları da götürürdük. Elimizde bir ördek düdüğü olurdu. O da başka bir alemdi. Düdüğü çalmak bir marifetti. Evde alıştırma yapardım. Avcılığımda hiçbir tenkit görmediğim karımı bile o düdük çalmalar çıldırtmıştı. Macar’a ayrı, boza ayrı, yeşile ayrı öttürürdüm. Çala, çala sonunda öğrenmiştim, karım da benim düdüğümden kurtulmuştu.
Bu arada gençleri de ihmal etmezdik, yeni yetişenleri de ara sıra yanımıza alır götürürdük. Biz nasıl olsa vururduk da onları teşvik eder, şöyle at, böyle at diye öğütler verirdik. Böyle bir av seferinde yanıma genç Mustafa’yı almıştım. Benim içinde iyi oluyordu. Gençler dağıttıklarımı topluyor, kayığa mühreleri taşırken yardımcı oluyorlardı. Göle girip gümeye yerleştik.
- Bak oğlum mutlaka önlemeyi hesap et, atacağın yer taş çatlasa 20 metre ama ördeğin hareketli olduğunu unutma
- Tamam amca
- Bazısı mühreye dalmaz. Mühreye baka, baka sana yan geçer. Hele orada sakın önlemeyi unutma, anladın mı?
- Anladım amca
- Haydi, göreyim seni
Alaca karanlıkta bir alay 15-20 arası macar mühreye daldı. Tüfeği içine tutup atsanız saçmanın çıkacağı yer yok. İki el attı. Hiçbirinden tüy bile çıkmadı.
- Ne yaptın be Mustafa.
- Yaptığım bir şey yok amca, öldürmeyen Allah öldürmüyor”