Fransa dışişleri bakanı Michéle Alliot –Marie’yi, meclislerinde kendisine yöneltilen soruları yanıtlarken izlemiştim. Çok soğukkanlı görünüyordu. Aslında, hanımefendiyi alttan alta ter basmıştır. Sorular, Fransa'nın neden Tunus'taki dramatik gelişmelere zamanında tepki vermediğiyle ilgiliydi.
Bakan, olaylardan bir hafta önce devrik cumhurbaşkanı Ben Ali'ye yeni asayiş birlikleri kurma konusunda yardım sözü vermişti. Bu söz verildiğinde, sokak gösterileri ve hoşnutsuzluk 3. haftasını doldurmuştu. Demokrasi ve düşünce özgürlüğü konusunda sayın bakan bir tek kelime etmemişti!
Bakanın açıklamaları, artık dış politika klâsiklerinin eksi hanesine yazılan türden...
Mitterand ve Chirac dahil cumhurbaşkanlarının hepsi, Ben Ali'ye politik bir yakınları imiş gibi davrandılar. Bu durumda Sarkozy, Tunus'a haydi haydi arka bahçesiymiş gibi bakar.
Ben Ali'nin çoğulcu dünya görüşü, kadın haklarıyla ilgili özgürlükçü tutumu, Kuzey Afrika'daki şiddet yanlısı İslamî akımları güya frenleyecek olması, sıkça duyulan açıklamalardı. Bu yüzden de Fransızlar bir polis devletinin inşasına göz yumdular. Sarkozy, birkaç yıl önce ''Bendeniz Ali''nin sırtını eli ile sıvazlayarak, ''özgürlüklerin coğrafyası genişliyor'', demişti.
Fransız Poodle! diyorlar buna. Kanişlerin avda iyi aportör olduklarını unutmamak gerekir.
Dışişleri bakanı, sadece çerçevesi olan gözlükleri içinde parıldayan gözleri ile ”Tunus’ta daha fazla demokrasi talebimizin arkasındayız, ödün vermeyiz. Başkalarının iç işlerine karışmak istemeyiz. Fransa'nın rejimlerle ilişkisi var halklarla değil”, deme pişkinliğini gösteriyordu.
Demek ki, rejimlerin rejimlerle ilişkisi olurmuş. Sonra da Gazze’de başına işler gelirmiş!
Ben Ali'nin sırtını sadece Fransa değil, bütün Avrupa Birliği sıvazlayıp, Tunus'un iç işlerini yıllardır etkileyip belirlememiş miydi? Fransız savunma bakanı, Tunus halkının taleplerini hafife aldık, diye açıklamalar yaptı. Başka bir Fransız parti sözcüsü, ülkemizin diplomasisinden utanç duyuyorum, diyor.
Avrupa Birliği’nin Kuzey Afrika ve diğer bazı ülkeler ile Fransızvari ilişkileri, demokrasi ve düşünce özgürlüğü konularında pazarlık olmayacağına örnek gösterilecek bir dersi olur mu, bilinmez. Birliğin dışişleri sorumlusundan bir açıklama geldi: ''Tunus halkı ile yan yanayız''. Belki de oklar Fransa'yadır. Tunus artık Fransa'nın arka bahçesi değil ama ucu bucağı belli olmayan bir ''bağ''a benziyor...
Ekrem abi,
İnsanlar tatile giderken, otoriter rejimleri olan ülkelere gitmemeye dikkat ederler, diye anlatmıştım. Tunus, bu yanını çok iyi kamufle etmiş. I. Hanımefendi’leri devletin kasasıyla kaçmadan önce, sabahları Rollys Royce, öğleden sonraları Lamborghini'ye binermiş. Bir sürü antika araba da cabası…
Olaylar patlak verdiğinde İstanbul’daydım. Basında yayında çok konuşulmasına rağmen ilk heyecanla her kesimin kendisine göre paralellikler kurmasından olacak ki, doğru dürüst bilgi edinmek zor oldu. Öğrendiğim tek şey, İsveçli bir avcı grubun sokak ortasında öldüresiye dövülmesi ve İsveç’in de Tunus’un iç işlerinde parmağı olduğu, şeklindeki yorumlardı. Hem de bu adamların silâhlarıyla suçüstü yakalandığı söyleniyordu. Kendimi sağa sola parmak sallayan bir Doğrucu Davut gibi hissetmesem de bu tür yorumlar can sıkıcı geldi. Ayrıca yumuşak karın olan her yere parmak da, el de, kol da girer!
Tunus 30-40 yıldır yaban domuzu avı turizmi yapılan ülkelerin başında geliyor. Belki de Macaristan'dan sonra ikinci sırada. İsyancılar, av dönüşü otellerine giden İsveçli avcı grubu paralı asker sanıp merkep sudan gelene kadar hırpalamışlar. Olay bu.
Şimdi Kuzey Kutbu’nda dünyanın en tepesindeyim. Bundan ötesi yok. Stalin Yengeci’nden söz etmiştim. Bari tutalım da gözlerimizle görelim diye, geldiğim bu son durakta 850 kişi yaşıyor. En kuzeyli belediyenin parolası: ''Bu belediyede kararları doğa alır''.
Hakikaten öyle. Buraya ulaşabilmek için üç uçak değiştirdik. Son bölümü araba ile kat ettik diyeceğim ama edemedik. İklim çok sert. Sürekli fırtına var. Burada kar temizleme araçlarının arkasında oluşturulan konvoylarla yola çıkılır. Bugün konvoyda bir tek ben varım. 570 km'lik kulvarda önüme düştüler. Bazı yollar açılacak gibi değil. Müthiş bir sistemle doğanın uygun gördüğü yollardan buraya kadar getirdiler. İnsan hep kendisini güven içinde hissediyor. Haliyle fırtınaların dahi bir keyfi oluyor.
850 kişi deyip geçme. Bir tane günlük gazete çıkıyor burada. Adı ''Balıkçı Postası''. En kuzeyli gazete. Çevre ve dünya sorunları ile ilgili en iyi analizleri okuyorum birkaç gündür.
Burası Baren Denizi. Zengin petrol yatakları bulmuşlar. Bu 850 kişinin nerdeyse hepsi, hassas faunaya zarar verecek, diye petrol çıkarılmasına karşı. Avrupa Birliği, İzlanda'yı üye yapıp petrol çıkarmaya el atmak istiyormuş! Çünkü İzlanda'nın burada küçük bir deniz sahası var.
Bir havadise göre de Laponların sorunlarıyla ilgilenir gibi yapıp bir-iki koldan petrole yaklaşmak istiyorlarmış. Bu konularda “parmak” yerine son derece sade ve sağduyulu tahliller yapılıyor. Sempatik BALIKÇI gazetesinde.
Stalin yengecinin hikâyesi için düştük yollara kış kıyamet günü.
Paris'ten yola çıkıp, Avrupa'daki yol üstü (lezzetleri diyesim geldi) ülkelerden geçip Türkiye, İran, Orta Asya ülkeleri, Çin, Japonya ve oradan da rotayı Rusya ve İskandinavya’ya çevirerek dünya safarisine çıkan bir Fransız antika otomobil kulübü, bu “devr-i âlemi”n finali için bu en uç yerleşim bölgesini seçmiş. Yengecin tadı eşliğinde polar ışıklarını izlemeyi önceden plânlamışlar. Onlar da safarinin son bölümünde antika arabalarını bırakıp. 4 çekişli araçlarla geldiler. Yollarımız kesişti. Yengecin bir adının da ''Stalin Yengeci'' olduğunu bilmiyorlarmış. Utanır gibi oldular...
Keyiflerini kaçırmamak için işi hoşgörülü esprilerle işi savuşturduk. Anadolu usulü! Birlikte yengecin tadına bakıp, hareket halindeki kutup ışınlarını izledik. Şampanyalar, latif şaraplar ikram ettiler. Biraz da sus payı rüşveti gibi oldu.
Biliyorsun, genleri ile oynanıp sonradan doğaya''kazandırılan'' bu yengeç, yerin üstüne zenginlik getiriyor. Denizin altında da canlı bırakmıyor. Dünyanın en tepesindeki insanlar bunu biliyor. Avrupa'da en soğuk kış hüküm sürse de Polar bölgesinin ısındığını da, en kuzeyli noktanın yeryüzündeki en temiz yeri olduğunu da… İnsanları çok candan ve hakiki.
Birlik de beraberlik de bahçenizi temiz tutmaktan geçiyor.
Bağa gel bahçeye gel, türküsünü söylesen?
AC