Meksika'nın tatil cenneti Cancun'da yapılan 16. Dünya İklim Kongresi yine somut kararlar yerine bir başka bahara bırakılan umutlarla sona erdi. Bu kez bir fark var: Katılımcı 194 ülke evlerine bagajlarında bir şeylerle dönüyorlar. Umut ışığı olan global ısınmayı önleyecek global antlaşma, Güney Afrika'nın Durban kentinde yapılacak 17. kongreye kalıyor.
Geçen yıl Danimarka'nın kriterleri ile ünlü başkenti Kopenhag'da yapılan kongrede de beklentiler had safhaya varmış. antlaşma çıkmamıştı.Kongrede güven bunalımı yaşayan katılımcıların aktif olanları cam ve çerçeveleri yerle bir etmiş, pasif olanları da temsil haklarını kullanarak sağda solda uyuklamışlardı.Bu kadar ülkeden cüzdanları kabarık temsilcinin bir arada olmasını fırsat bilip,kongre binasını kuşatma altına alan ”malum” ziyaretçiler de ayak altında eziliyordu.Bu yüzden Danimarka'dan dönenlerin bagajlarında ne olduğunu kimseler bilmese de Birleşmiş Milletler’in kokuşmakta ve dağılmakta olduğu endişesi giderek yaygınlaşıyordu.
Cancun'un kendisi zaten iklim mağduru bir kent. İsimleri ile anılan 20 kasırgadan 13’üncüsü olan 2005 yılında Meksika, Amerika ve Küba'yı vuran, ”Wilma Kasırgası”, 1970 yılında kurulan bu kasabanın sahillerini yerle bir etmişti. Kısa sürede eskisinden daha güzel hale getirilen bu sahillerde başlayan kongre keyfi, önümüzdeki yıl, güpegündüz sokak ortasında turist soyan çetelerin hüküm sürdüğü, dünya sıralamasında güneşli gün sayısı ve rutubet oranı hayli yüksek olan Güney Afrika'nın Durban şehrinde nasıl biter bilinmez. Belki de somut kararlar orada alınır ve umut ışığı parlar. Olmaz demeyin...
Bu tür kongrelerde çıta hep yüksek tutulur ve kral hep çıplak olur. Örneğin bu yıl katılımcı 194 ülkeden bir tanesinin dahi yasal veto hakkını kullanması, çıtanın alaşağı edilmesi anlamına geliyordu. Gerçekçi kararların alınmaması ve umutsuzluğa düşmenin nedeni, ''Çok şey isteyip, bir şey istememek” anlamına gelen,büyük organizasyon komedisi bu yüzdendir. Haa, ev sahipliği yapan kentin gece hayatı canlanırmış, ona diyecek yok!
Bereket bu yıl Meksika dışişleri bakanı, 193 ülkenin 194’üncüsü Bolivya'yı çizgi film karakterleri gibi yerle bir ederek bir ilke imza atıp bagajlara küçük hediyeler yerleştirdi ve insanları eli boş geri göndermedi. Ne de olsa başlarına bir petrol felâketi çökmüştü!
Problemin kendisi de fosil artıklardan elde edilen enerji kaynaklı değil mi? Bir de inekler…
İklim değişikliğine neden olan sera gazı ve diğer gazların salınması artarak devam ettiği için doğa ana böylesi kör topal çabaları bir türlü anlamıyor. Nasıl anlasın? Kongre sürerken yapılan ölçümlerdeki sera gazı rakamları rekor düzeyde imiş. Bütün çabalar problemin %30'u etrafında yoğunlaşıyor. Geri kalan yüzdeleri ise çocuklarımızın geleceğini karartacağı için kimse ağzına almıyor. 16 defa bu kadar insanın bir araya gelip uçaklarından duman püskürtmesi de işin tuzu biberi.
Meksikalı liderler tarihe yeşil bir aşı yapmış olmakla geçmek istiyordur...
- Amerikalıların alaveresi, Çinlilerin dalaveresi,Hintlilerin ineği sonucu gerçekleşmeyen rapor etme blokajı kalkıyor. Şeffaflık dönemi başlıyor.
- Ormanların tahrip edilmemesi (özellikle yağmur ormanları) ile ilgili bağlayıcı kararlar alınmış.
- Yeşil fon adı altında bir fon kurulması son dakikada da olsa bütün ülkelerin mutabık olduğu bir karar.
- Danimarka'da cam ve çerçevelerin inmesine neden olan kapalı kapılar ardındaki gizli antlaşma metinleri artık yok. Şüpheler dağılmış.
İlk Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı 1972 yılında Stockholm'de yapılmış.
1997'de Kyoto protokolü imzalanıyor. Amerika altına imza atmaya bir türlü yanaşmıyor.
2005 yılında antlaşmada imzası bulunan ülkeler, artıkları %5 oranında azaltmayı hedefleme sözü veriyorlar.
2007 IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) dördüncü raporuna göre dünyadaki ısınmanın nedeni, %90 oranında insani faktör.
2010 yılını devirirken Birleşmiş Milletler’in iklim işlerinden sorumlu başkanı, ortak bir antlaşma için çırpınıyor...
Ekrem abi,
''İsrail'deki orman yangınını söndüren iki uçağımız Lübnan'a devam edip oradaki yangına müdahale etti!'', ”İsrail ile Lübnan da ayrıca savaş halinde”, diye başlıklar,bağrışmalar gördüm medyada.Avazı abartısı haddinde fazla olmasa sana belli ettirmeyeceğim...
Böyle orman söndürme projeleriyle iştigal edenler hızlarını alamamışken bir kaç ülkeye daha uğrasalardı bari, diye düşünüyor insan. Etnosantrik başlıklardan anlamam. Doğa felâketlerinde bu tür gösterişler bir hayli ucuz. O kadarını biliyorum. Yukarıdaki tabloda bir de 194 adet ''etnosantrik'' olduğunu bir düşün!
Yanı başımızda kör, kirli, gaz kokuları ayyuka çıkmış,tahribatlarla eşdeğer savaşın, doğaya ve ormanlara neler yaptığını bilen var mı? Kimler neyin savaşını veriyor?
Bu düşünceler arasında uzaktan görüntü getiren aygıta baktım. (İzlandalılar dil konusunda tutucu olduklarından, televizyon, dememek için bu deyimi kullanıyorlar! 'Sjònvarp',Telefon dememek için de;uzaktan ses getiren anlamında 'Sìmi' deyip,sondaki ''i'' harfini uzatarak,''e''şeklinde telaffuz ediyorlar..).
İlk haber, birisinin ''çocuklarının geleceği için'' kendisini Stockholm'ün en kalabalık yerinde havaya uçurmasıyla ilgili. Ölüm ”fedaileri” dünyanın kuzeyindeki bu sakin coğrafyaya da ulaştı! Bereket, kendisi ile birlikte çevredeki çoluk çocuğa zarar gelmemiş. İkinci haberde uzun uzun Cancun Kongresi anlatıldı, uzmanlarla söyleşiler yapıldı,tartışmalar devam ediyor. Çünkü çocuklarımızın geleceği ve kalabalıklar arasında dolaşacağımız dünya ancak temiz olacak bir dünyadır.
Bazıları kabaran deniz sularının ülkelerini yavaş yavaş yutup götüreceğini, kimisi de fakirliklerinden dolayı zengin ülkeler kadar ozon tabakasını delmedikleri halde pahalı bir fiyat ödediklerini düşündüklerinden, fakir-zengin her ülkede küresel ısınma ve iklim kongresi gündemi şu günlerde epey meşgul ediyor...
Belki bu yeşil fon, Güney ve Kuzeyi buluşturup, tahribatları önlemede doğru yönde küçük bir adım olur...
Bizdeki basına bakıyorum, Cancun'la ilgili pek oralı değil. Bir bildikleri vardır muhakkak! Komedi bilgisi olabilir. Belki de çevre konferansının Durban'dan sonraki ayağının İstanbul'da toplanması için el altından hummalı bir çalışma vardır.Sessiz ve derinden gitmeyi severiz! Kim bilir reçete İstanbul'dadır.Bu işe nokta orada konulacakta, herkes nefes alacak.
Bizde de kimse çıkıp ta kral sıkıntısı olduğunu söyleyemez doğrusu. Çıplağıyla, giyiniğiyle her alanda temayüz eden mebzul miktarda kralımız var. Sorarsanız hepsinin de cevre ve çocukların geleceği hakkında söyleyeceği çok önemli şeyleri olur Allah'a şükür!
Ekrem abi,
Elbise düşkünü bir kral varmış. İllaki elbise deyip başka bir şey demeyen biri.Günlerden bir gün,bizde büyüsel kumaş var diyen birkaç yabancı sahtekar çıkagelir şehre.Bizim kumaşları görmeyen ahmak, ve oturduğu sandalyeyi hak etmiyor, demektir. Derler.Şehirli onlara inanır.Kral onlara bolca para verip elbise sipariş eder.Kumaşa ihtiyaç olmadığından,''terziler parayı cebe indirir.Kral arada bir bilge adamlarını,vezirleri dikiş işleri nasıl gidiyor diye gönderir.Ortalıkta elbise görmeyen zevat aptal yerine konmamak için,Krala gelip: Ooo,bir görseniz,nasıl güzel, renkleri harika bir kumaş,inanılmaz motifleri var derler…
Sonunda,elbise hazır dediklerinde;kral da gelir.Oda ortalıkta elbise filan görmez. Ahmak yerine konmamak için:Evet ne kadar güzel bir elbise der!
Aynanın karşısına geçip prova yapar,yeni elbiselerini beğenir.Caddede yürürken ahali dönüp dönüp bakarak,ne kadar güzel der...
7 yaşında bir çocuk,aniden:Bakın! bakın kral çıplak diye gülmeye başlar...
Sonra ahali,doğru yahu! Herif anadan üryanmış der...
Kral çıplak da olsa, manda lokumu ve Kızılırmak deltasının kurtulması arasındaki ilişkiyi görür.Her koyun kendi bacağından.Gerisi alavere dalavere...
A.C