Gökyüzünü evi bilen, orada kendisini mutlu hisseden mavi bir kuş varmış.Yalnızlık duyduğu zaman bulutların altından uçarak yeryüzüne bakar, dağlar, ormanlar, yamalı bohça gibi tarlalar, arada bir de insan ve hayvan görürmüş. Onu kimse görmezmiş. Rengi gökyüzü mavisinde kaybolur, rüzgar hızıyla yol alırmış.
Arada bir insanlara yakın uçtuğunda onu görenler, gökyüzüne bakar, hayallere dalar ve çoğu zaman açıklayamadıkları, dayanılmaz bir özlem çekerlermiş. Başının üzerinden mavi kuş geçenlerin özlemi, bazılarının ruhuna öylesine işlermiş ki, hayatları artık eskisi gibi olmazmış!
Mavi kuş, dünyayı uçsuz bucaksız, keşfedilmesi gereken bir yer ve kendisini de dünyanın sahibi gibi görürmüş.
Bir gün bu düşünceler içinde uçarken bulutların kararıp üst üste yığıldığını fark etmemiş. Yağmur mavi kuşu aşağıya doğru bastırmış. Ağırlaşan kanatları yorulmaya başlamış. Kendisini yukarıda tutmaya çalışsa da yeryüzü giderek yaklaşıyormuş. Kocaman bir dolu tanesi kanadına vurmuş. Derken birçok dolu tanesi daha yorgun vücudunu hareketsiz hale getirmiş. Bir süre baygınlık geçirip gözlerini açtığında, son olarak bir ağacın üstüne doğru hızla düştüğünü hatırlamış. Bir daldan diğerine çarparak örselenen vücudunu yattığı çamurların içinden kıpırdatamamış.
Kara bulutlar dağılıp gökyüzü ve güneş gözükünce umutlanıp kanatlarını güneşe doğru uzatmak istemiş. Ancak kanatlarından birisinde dayanılmaz bir acı hissetmiş. Kırılmıştı kanadı.
Kuş,kafasını kaldırır, yukarıdaki dalda koca gözlü ve mahmur bakışlı bir baykuş görür.
''Baykuş hanım, bana yardım eder misin? Ben aslında buralı değilim'', der.
Baykuş esneyerek, ''küçük yavru, hangimiz kendimizi bazen öyle hissetmiyoruz ki?'', diye yanıtlar onu. Mavi kuş, ”bana yardım eli uzatırsanız tek kanatla da uçarım”, diye yeniden yardım ister.
''Benim ağzımda bir fare varken ot balyalarına çarpıp düşürdüğümde sen neredeydin? Bana yardım eden oldu mu? Sen de herkes gibi başının çaresine bak! Hadi oradan'', deyip onu tersler.
Mavi kuş, ağrılar içinde karanlık ormanın derinliklerine doğru güç bela yürümeye gayret eder.Yolda bir sincaba rastlar.
''Bayan sincap bana yardım eder misin, bir kanadım kırıldı, kötü bir şekilde yere düştüm'', der.
Mavi kuşa sert sert bakan sincap, ''Kim bilir ne yaptın, bu kirli halinle. Çabuk itiraf et. Yoksa yardım etmem!”, diye çıkışır.
”Bilmem yanlıştan sayılır mı? Kendimi yalnız hissediyordum. Bulutların altından yeryüzüne yakın uçtum. Kötü niyetim yoktu”, diye yakınır.
”Ben hayatımda kimseden yardım dilemedim, yardım da etmem!”, diyen sincap hiddetle koşup bir ağacın kovuğunda kaybolur.
Mavi kuş yine yalnızdır...
Geceleri yırtıcı hayvanların avlanırken çıkardıkları sesleri duyup korkar, köşe bucak saklanır. Gündüzleri gücü yettiğince yürür. Karşılaşıp gözüne kestirdiği hayvanlardan yardım istediğinde hep garip ve olumsuz yanıtlar alır...
Artık havalar soğumaya başlamıştır. Bu gidişle hayatı daha fazla tehlike altına girmektedir. Yarasının iyileşmesi için birkaç ay geçmesi gerekmektedir.
Arada bir gökyüzü ve güneş ona çok yakınmış gibi görünüyor, sanki kanadını uzatırsa onlara değecekmiş duygusuna kapılıyordu..
Fakat gökyüzü ulaşılmayacak kadar uzaktaydı.
Bir gün gözüne bir kulübe ilişir. O güne kadar insanlarla hiç alış verişi olmamıştır. ”Belki de hayvanlardan daha yardımseverdir bunlar”, diye geçirir aklından. Kapıyı çalar.
Kapıyı açan gri sakallı yaşlı adama “Bir kanadım kırıldı, kışı geçirecek bir yer arıyorum. İyileşince uçar giderim. Barınacak yer bulamazsam bir dahaki baharı göremem”, deyip yardım ister.
”Şurada boş bir kafes var” der yaşlı adam. “Orada yaşarsın. Ama ömür boyu kalman ve de bana güzel şarkılar söylemen şartıyla”.
Mavi kuş kaygılı bir şekilde “Ben mutlu olmazsam, şarkılarım da hüzünlü olur. Ömür boyu kalamam kafeste. O zaman artık göğsümde mutluluk taşıyamam”, diyerek itiraz etmek ister.
”Ama hiç yoktan daha iyi değil mi bu? En azından yaşarsın”, der yaşlı adam ve devam eder: “Mutluluk dediğin yanıltıcı bir şeydir. Bir bakarsın var, bir bakarsın yok olmuş. En iyisi onsuz yaşamak. Tam mutlu olamayanlar tam mutsuz da olmazlar. Yeryüzünde yaşamak için böyle düşünmelisin”.
Mavi kuş ölü canlılar gibi yaşamak istememektedir. ”Bahar gelene kadar idare edip kanadım iyileştiğinde kaçarım'' diye geçirir içinden ve “tamam, anlaştık!”, der.
Adam ”İnsan alışıyor, yemek derdi de yok. Günler geçip gider işte!”, diyerek onu teşvik eder.
Bundan sonra mavi kuşun çevredeki hayvanlarla komşuluk ilişkileri başlar. Bir süre geçtikten sonra kunduz, tilki, serçe, vb. gibi en yakınındakilerin hepsine “Bahar geldiğinde kaçalım mı?'', diye sorar. ”Eh, yine kış gelecek, yine yemek derdi olacak, bir yığın didinme, koşturma, çaba gerekecek. Yok, biz burada kalıyoruz”, yanıtını alır.
Gözüne çekirgeyi kestirir, “O hiç olmazsa bir iki zıplamıştır'', diye geçirir aklından.
Çekirge hemen ”evet”, der. O da yazın kırılan bacağının iyileşmesini beklemektedir. Kaçma plânları kurmaya başlarlar. Onların plânlarını öğrenen diğer hayvanlar, uzaklara dalarak açıklayamadıkları bir özlem duyup hayallere dalarlar...
Ancak “Biz de zamanında böyle çok plânlar kurardık. Fakat yaşlanıp olgunlaştık. Kafesler dar, yemekler kuru, yaşam sıkıcı olsa da artık ne bir şeyleri değiştirmek istiyoruz ne de dışarıdaki dünyayı düşünüyoruz. Burada hiç olmazsa karnımız doyuyor'', diyerek yeniden kaçma teklifine karşı çıkarlar.
Mavi kuşun kederli şarkılarıyla başka dünyalara dalıp giden yaşlı adam bir gün, ”Ben de bütün dünyayı dolaştım, sonunda yoruldum ve sabit bir yerim olsun, diye buraya yerleştim işte”, der.
”Peki, özgür olduğun o günleri özlemiyor musun hiç?”, diye sorar mavi kuş.
Yanıt yoktur. Dışarıda artık erimeye başlayan karlara bakıp dalan ihtiyar, baharın yaklaştığını düşünür. Çekirge ve mavi kuş da kaçma plânlarını...
Havalar yeterince ısınınca bahar temizliğine başlayan yaşlı adam kafesin kapısını açıp içeriye temiz kum koyar. Bu anı bekleyen mavi kuş, yaşlı adamın yüzüne doğru uçar. Hızla diğer kafeslerin kapılarını açarken “Kaçın! Kaçın!”, diye bağırır. O sırada çekirge kuşun omzuna atlamıştır, havalanırlar. Diğer hayvanlar ”Hayır, biz gelmiyoruz. Burada karnımız tok, sırtımız pek”, demeye devam ederler. En azından kalanların kaçma niyetinde olmadığını gören yaşlı adam rahatlar ve kafeslerin kapılarını bir daha kapatmaz...
Ekrem abi,
Mavi kuş tekrar gök yüzüne çıkmış. Yanında da arkadaşı çekirge.
Kafeslerin kapısı artık açık olduğundan diğer hayvanların durumunda da biraz düzelmeler olmuş...
Arada bir nedenini bilemediğin bir özlemle dolarsa için gökyüzüne bak. Başının üzerinden mavi bir kuş geçmesini bekle...
Sahiden, memleketin kapılarını açsalar ne olur?
Ekrem abi,
Her kuşun eti yenmez, derler. Fakat bıldırcın yeniyor...
İşte tarifi:
6-8 bıldırcın
3 yemek kaşığı tereyağı
Sos malzemesi:
100 gram kayısı
1 yemek kaşığı tereyağı
1 çay kaşığı rendelenmiş limon kabuğu (ince kabuk, içindeki beyaz acılık verir)
1 dl. Madeyra veya Marsala şarabı (bulunmuyorsa komşunun Samos şarabı da olur. Önemli olan, tatlı şarabı olması).
Madeyra: Atlas Okyanusu'nda cennet bir ada. Havaalanı pisti çok kısa olduğundan adadan ayrılırken bu popüler şaraptan fazla alamıyorsunuz. Yük ağır olursa uçak kalkamaz diye! Tatilci sendromu: herkesin gözü komşunun çantasına takılıyor.
Marsala: Sicilya'da bir liman şehri. Araplar vermiş bu adı oraya. Marsa, Ali demek. Ali'nin limanı anlamında.
1 dl tavuk suyu
1 çay bardağı limon suyu
2,5 dl. krema
bir tutam tuz ve karabiber
Yapılışı:
-Bıldırcınların hem içini hem de dışını tuzla ,biraz yağ sürerek tepsiye koy.
-Sosunu hazırla: kayısıları kabaca doğrayıp yağda hafifçe terlet, biraz şarap ve limon kabuğu ekle, karıştırarak kısık ateşte kaynat. Arada bir şaraptan bir fırt ta içmeyi unutma! Tavuk suyu ve kremayı da ekleyip koyu kıvama gelene kadar kaynat. Limon suyu, tuz ve karabiber derecesini tadarak ayarla.
-Bıldırcınları önceden 220 derecede ısıtılmış fırına koy, 20-25 dakika kızardıktan sonra alüminyum folyo ile sarıp 10 dakika kadar demlendir.
Üzerine sos döküp servis yap.
Yanına üzeri kekikli, fırında kızarmış patates veya bürüksel lahanası pek yakışır! Şarap seçimine gelince:
Tatlısı bol beyaz şarap olabilir.' Şişenin üzerinde “Vendange Tardive'' yazısı gözüne çarparsa al. Üzümünü geç topladıkları için bu şarabın tatlısı, Alman emsallerinden daha latiftir.Kaz ciğeri ile iyi giden altuni,Altenberg de Bergheim'' bu yemeğe pek uyar.Misal, kayısı tadı yanında limon kabuğu değilde portakal kabuğu, birazda bal tadı var.
Etiketinde ”Turkheim” yazanların aklında kalması kolaydır belki. Fransa Alsace'da şarapçılıkla geçinen up-uzun iki caddesi,yarı uykulu çıkmaz sokakları olan bir köy burası.Şarap bölgesinin merkezinde olsa da küçük üretici firması kıt!Nedeni ise;çok baskın bir şarap kooperatifinin olması.Küçük firmalar eninde sonunda canından bezip buraya üye oluyorlar. Şarapları her keseye uygun ve kaliteli. Ya,köyün kendisi? Diyecek olursan,şarabını içme de yanında yat...
Alsace de bölge olarak Fransız ve Almanlar arasında çok gidip geldiği için yer isimlerinde çağrışım var...
A.C