Yerde yarım metrelik dört, beş kol atmış, kollar üzerinde salkım, salkım beyaz çiçekler açan bir bitki vardır. Adını bilmiyorum ama ona keklik çiçeği adını beynimde takmışımdır. Onlarca çiçek bir salkımdadır. Usta bir mıhlayıcının elinden çıkmış pırlanta bir broş gibidir. Birkaç bitki bir arada bulunur. Öyle güzel, cezbeden bir kokusu vardır ki sanki son baharda ilk baharı koklarsınız. Ege’de dağların kır yerlerinde bulunur. Bu koku bana daima keklik avlarını anımsatır. İlk dağa çıkışımı, ilk kekliğe tüfek atışımı. Açılışını yapacağımız ilk keklik avlarını. Tırmanırken burnuma gelsin isterim hep bu koku. Tuhaf ama bunu koklayarak ava başlarsam o günkü av çok daha güzel, daha hırslı, daha heyecanlı olur. Batıl olabilir ama hep denemişimdir.
Beyerli köyü Arpaz’a 15 kilometredir. Aşağı Beyerli, Yukarı Beyerli olmak üzere iki bölümdedir. Aşağı Beyerli yazın faaliyettedir. İncir bahçeleri, pamuk tarlaları aşağıdadır. Yazın köylüsü aşağıya göçer. Arazileri Akçay ırmağının kenarına kadar devam eder. Irmağa yakın olan yerlerde Nazilli’nin çakıl ihtiyacını gören tarlalar vardır. Yukarı Beyerli’de kalanlar keçi, koyun besleyen dağa yaylıma çıkaran kesimdir. Kışın da yukarısı kalabalıktır. Dağın yarısı zeytinliktir. Çocukluğumdan beri Beyerli adını duyduğum zaman içimi bir heyecan basar. O zamanlar burada avlanmak büyük avdı. Çünkü arabayla gidilirdi.
Minibüsçü Cahit önceden ayarlandı. O da avcı. Bizi Beyerli’ye götürecek. Ben, kardeşim, babam, Konya’dan izine gelen Kur. Alb. İrfan amcam, Beyhan amcam, Beyerli’den Goca Efe. Goca Efe Beyerli’den amele toplayıp pamuk çapasına, pamuk toplamaya getiriyor. Eynar, yani amele başı. ( Ben ve Beyhan Amcam hariç hepsi öldü. Tanrıdan rahmet diliyorum)
Goca Efe bizi Yukarı Beyerli girişinde bekliyor. Ayağında siyah bir üst don, ayağında çorapsız kara lastik ayakkabı, omzunda kayışla asılmış bir tek tüfek.
- Selamün aleykum Beyler hepiniz hoş geldiniz
- Aleyküm selam Goca Efe
Bir tek bende köpek var. Tomi. O da arabadan çıkmış, kokladığı çalıya siyiyor. Fişeklikler kuşanılıyor, tüfekler alınıyor. Yukarı Beyerli’den aşağıya inilecek, ama önce yukarısı avlanacak. Dar bir irimden geçip evlerin üstüne çıkıyoruz. Yüzlercesi bir arada benim keklik çiçeklerimden var. Sabahın çiğinde kokusu o kadar baygın değil ama yine de çok güzel kokuyor. İçimden geçiriyorum “ yine bu gün avımız iyi olacak.”
“Siz gençsiniz oğlum yukarı, yukarı çıkın bakalım” komutu babamdan geliyor. Ben yukarı çıkıp keklikleri aşağıya kışalayacağım. Goca Efe de beni yalnız bırakmıyor. Beraber konuşa, konuşa yukarı çıkıyoruz. Bazı eski kokular var. Tomi bir, iki kuyruk sallayıp yoluna devam ediyor. Epey bir yükseldikten sonra Tomi ciddileşti biraz daha yukarı doğru burun havada yükselmeye başladı. 15 lik bir alay, hiç bozulmamış. Beklemeden kalkıp doğru babamların önüne gitti. Kalkan alaydan geriye hep bir veya iki tane papaz olmuş kınalı kalır. Kalktıkları yere doğru yükselip görüntüsü iyi olan bir yere mevzilendim. Tomi deli oluyor. Sık ama çok kısa duraklıyor. Bunlar ferma değil. Dönüp bana doğru geliyor. Tam fermaya geçecekken bir adım önümden koca bir horoz yerde fıyyıklayarak kalkıyor. Köpeğin üzerinden geçip yerden bir karış yüksekten uçmaya başlıyor. Öyle bir gidiyor ki uçarken zigzaglar çiziyor. Tüfek yüzümde bir türlü içine sokamıyorum. Son bir sağ ve çalıya girip kurtuluyor. Beli ki çok usta. Kim bilir kaç avcıdan kurtulmuş? On dakika sonra da tüfekler patlamaya başladı. Babamın attıklarını bağırmasından anlıyorum. Tüfek patladıktan sonra “öf ülen öf” çekiyor. Vurdu mu hep öyle bağırırdı. Üç defa bağırdığını duydum. Demek üç keklik vurdu.
Zeytinliklere doğru gidip kekliklerin gittiği yere geri döneceğim. Onlarda köpek yok. Mutlaka pusup kalan olmuştur. Zeytinliğe yaklaşırken Tomi yine ciddileşiyor. Kıvrak ama çok ciddi aramaya başlıyor.
- Sokul Goca Efe köpek aşağıya geliyor
- Tamam Memet Bey sokuluyom
- Az daha aşağıya in
Parrrr. Tam sayamıyorum ama öncekinden kalabalık bir alay aşağıya ama bayağı uzağa gidip kırık çalılı dereye giriyor. Yine tüfek atamıyoruz. Ekim ayının sonları ama daha sabahın dokuzunda sıcak kendini hissettiriyor. Bu arada seyrek de olsa aşağıdan tüfekler patlamaya devam ediyor. Babamların geliş istikametinin biraz üzerinde giden alay. Ama onların gelmesine en az bir yirmi dakika var.
- Memet Bey otur da bi av bozalım
- Bozalım Efe dayı
- Gel bi cigara sarıverem de biyo cıgara nasıl olurumuş gör
Goca Efe ile bir çalı gölgesine oturuyoruz. Sigarayı öyle güzel ve muntazam sayıyor ki şaşkınlıkla izliyorum. Yapışacak yerini yalamadan bana uzatıp veriyor. Yalayıp, yaladığım yeri alan genişlesin iyi yapışsın diye küçük, küçük ısırıp koparıyorum. Zippoyu çıkarıp yakıyorum ve derin bir nefes çekiyorum. Dumanın gittiği yerde soluk kesiliyor. Zoraki bir yutkunup dumanı acele dışarı üflüyorum. Bu kadar sert bir sigara herhalde hiç içmemiştim. Bir bahane uydurup birkaç metre yukarıdaki çalının gölgesine çıkıp sarma sigarayı avucuma tükürüp içinde söndürüyorum. Ortalık kav gibi. Sonra Yeni Harmanı çıkarıp, sürgüyü yukarı sürüp bir tane alıp yakıyorum.
- Ne o Memet Bey söndü mü cıgaran
- Söndü be Efe Dayı
- Deyyuslar ağır bassın diye tütünleri yaş getiriyo. Ya pompalayıp durcan, yada senin gibi yakcan durcan
Babamın sesi bugün çok çıkıyor belli ki hayli keyifli. İrfan amcamla uğraşıyor. “İrfan, ayağını kaldırırken vücudunu fazla uzatmıyorsun ileri. Ondan ikinci attığın uzak kalıyor. Saçma çalımından çıkıyor keklik” Amcam birinciyi atıp vuramadı mı ikincide ayağının birini kaldırır. Yaklaşıp bu sefer de onlar av bozuyorlar. Biraz dinlenip kalkıyoruz. Bu mola Tomi’ye yarıyor. İyice dinlendi. Onlara kekliklerin önümüzdeki derede olduğunu söylüyoruz. Yeni bir heyecan, yeni bir umutla onlar da tazeleniyor. Dereye girer girmez Tomi fermayı çakıyor. İkisi bir arada keklikler kalkıyor. Bir birine bir ötekine. Alay ta derenin tabanından kendi kendine uçup gözden kayboluyor. İrfan amcam,
- Bu çocuk benim Üst Teğmenliğimdeki gibi sıkı atıyor
- Senin Üst Teğmenliğini de biliyoruz İrfan
- Bu gün senin işin benimle uğraşmak, iyi ki üç kuş vurdun ya
- Ben hep vururum oğlum
- Ya öyle. Beyhan’la bu tüfek vurmuyor diye az mı tüfek değiştin dağlarda
Konuşurlarken anlıyorum. Babam üç sıkı atmış üç keklik vurmuş. Beyhan amcam iki tane, Rıza bir tane. İrfan amcam beş atmış ama vuramamış. Sallanıyorum kekliklerin gittiği istikamete. Babam arkamdan bağırıyor “ Mehmet hava sıcak oldu dönelim artık” diye. Duymamazlıktan geliyorum arkamdan söyleniyor. “Benden az vurdu ya inmez dağdan kerhaneci”
Sıcaktan tek, tek çalı gölgesine sokulup pusmuşlar. Tomi bir, bir ayıklıyor. Onları epey bir bekletmişim arabada. Şimdi istesek de kurallar gereği vuramıyoruz. Avın içine ediliyor ya. Ne mi vurdum.. O da bana kalsın.