Memur bir vatandaş “Ben avcıyım, bohçacı olmak istemiyorum” diye feryat ediyor. Ama bakın görün ki başına neler geliyor. İlçesinde avcılık kursu açılması için başvuruyor. Dokuz kişi çıkıyor. Yönetmelik gereği 25 kişi veya daha fazla kişi olması gerekli. Başka bir ilçede kurs açılıyor, ama mesafesi 70 km. En az 10 gün gidip gelecek, kursa katılacak ki kanunda yazılı olduğu üzere avcı olsun. Yatırdığı kurs ücretini de 3 vay sonra geri alıyor o da başka bir konu. Kendi arabası ile gidip gelse memurun maaşı biter. Dolmuş, otobüs ile gitse mesaiyi bitirmeden işten ayrılması gerekir. 10 gün izin alsa başka bir ilçede yatıp kalkacak, o parayı nereden bulsun?
Milli Parkların çıkarttığı yönetmelik bu vatandaşa diyor ki “senin çıkarın yok, sen bohçacı olacaksın ama yakalarsam oyarım.” Bu bir vatandaşın başına gelenler, böyle kaç vatandaş var kim bilir. Avcı olacak da ne olacak, olmasın varsın, ne kadar çok avcı o kadar dert, o kadar fazla iş demek. Yönetmelikler çıkar. Aksayan yönleri tespit edilir, değiştirilir. Milli Parklarda böyle bir düşünce yok olması da beklenemez. Onlar boş avlakları satmaya çalışmakla, daha ne yasak koyabiliriz ile meşguller.
Yaban TV de yaptığımız bir programda bu konuyu dile getirmiş ve program konuklarından da her konuda destek almıştım. İşin içinde para oldukça, ders verecek orman yetkililerine ders ücreti ödendikçe bu işin çözümü çok zor. Bizler hepimiz, federasyonlar, konfederasyon inanıyorum ki ders vermeye para istemeyeceklerdir. Verilecek dersler çekilir ve kaydedilir. İster bir devlet televizyonunda ister başka bir televizyonda avcılık kursu verilir. Ne kimse 70 km yol kat eder, ne de para harcar. Senede 3 kez yapılacak merkezi sistem sınavı neticesinde avcılık sertifikası verilir. Bu sizce kaça mal olur?
Bir olumsuzluğa çare bulmak bürokratların görevi olmalıdır. Ortaya çıkan yanlışları düzeltmek, yönetmelik değişikliği tekliflerini yapmalarını beklemek çok mu iyimser bir beklenti olur acaba?
Bence bu sistem sayesinde 60-70 bin olan kayıtlı avcı sayısı bu rakamın en az iki katına, belki de 3 katına çıkmasına sebep olur. Bu da avcılık için kasaya giren paranın 2-3 katına çıkması demektir. Ama bu Milli parkların işine gelir mi bilemem. Bürokratların önünde bilgisayarlar açık ve internetteler. Sanki bu vatandaşın feryadını duymuyorlar mı? Yaban TV ye sanki girmiyorlar mı? Bir e-mail ile “şu çareyi düşünüyoruz, yönetmelik değişikliği için çalışıyoruz” diye yazamazlar mı acaba? Yazmak, vatandaşın sesine kulak vermek suç mudur? Sanmıyorum.
Söz verip yapmamak, yapamamak kadar kötü bir şey yoktur. Domuz sürek avı için verilen, hem de haftada 7 gün sözü tutulmamış, Türk avcısı bir kez daha kandırılmıştır. Bunun ezikliği altında mıdırlar, yoksa her zaman ki gibi boş vermişlik midir. Boş vermişlik olmasaydı “ biz söz verdik ama şu, şu nedenlerden dolayı sözümüzü yerine getiremedik “ gibi bir açıklama gelmez miydi? Milli parklarda sessizlik hüküm sürüyor. Ama bir daha ki MAK toplantısına çıkıp ne söyleyecekler, nasıl katılacaklar en çok merak ettiğim konu budur. Burada şu notu düşmekte de fayda görüyorum. Domuz sürek avlarının süresi yeniden düzenlenmeli, Aralık ayının sonunda da avlanma bitmelidir. Gebe domuzu bundan sonra avlamak ne avcılığa, ne de insanlığa yakışır.