Düzgün , iç açıcı bir şeyler arıyorum avcılık için gazetelerde,televizyonda, internette, dergilerde. İnternette ve televizyonlarda gördüğüm tek resim küçücük bir buzul üstüne çıkmış hatta kıçı dışarıda kalmış kutup ayısı. Melül, melül sağa, sola bakıyor. Bu ayı buraya ne diye çıktı? Küresel ısınmadan buzul kalmıyor. Yok, yok bu ayıyı bu buzulun üstüne de mutlaka avcılar çıkartmıştır.
Bu düşüncemin nedeni her olayı irdeleyip, irdeleyip avcılığa bağlama marifeti olan avcılık karşıtı kişiler olsa gerek. Anımsıyorum da; kuş gribi çıktı ilk önlem olarak Türkiye’de kanatlı avı yasaklandı. Domuz ve tavşan avı açık tutuldu. Malum kişilerden birisi de köşesinden “ Domuzlar kuş gribinin taşıyıcılarıdır” diye büyük bir bilimsel açıklama yaptı. Bütün Avrupa avcılığın yasaklanması değil aksine serbest bırakılmasını savundu. O zamanda da avcılar çok uçan domuz ve tavşan vurmuşlardı.
Taşıdığı can hiçe sayılarak diri, diri üzerine dozerle, kepçelerle toprak dökülerek, boğularak, benzin dökülerek, yakılarak milyonlarcası itlaf edilmişti. Ortalıkta bir tek hayvan sever kalmamıştı. Kalanlar da köşelerinden, televizyon söyleşilerinden kuş gribinin kötülüklerinden, insandan insana geçerse olacak felaketlerden bahsediyordu. Hakikaten doğaya, canlıya duyarlı birkaç usta haberci bu vahşetin üzerine gitmişti. Bu olayda da av hemen yasaklandığına göre bir numaralı suçlu avcı olmalıydı.
İstanbul’un nüfusu 15 milyon, avcısının da çok olması mantık olarak kabul edilebilir. Attıkları fişeklerden çıkan barut gazından dolayı sera etkisinin en yoğun olduğu bölge olmalı diye düşünüyorum. Sel felaketi de avcıya bağlanacak mı diye de düşünmeden edemiyorum. Ancak bu düşüncemi çürüten Doğa Koruma ve Milli Parkların bastırıp avcılara dağıttığı yasak bölgeler haritası. Zira İstanbul’da ava açık olan yer evimin olduğu Göztepe semti, gerisi kıpkırmızı. Rahatlıyorum tabi. Bu konuda avcı suçlanamaz.
Kırım Kongo Kanamalı hastalığı kenelerden geçiyor. Sülün ve keklikler keneleri yiyip bitireceklerdi. Oysa bu kene denen musibet nedense sülün ve kekliğe de musallat oldu. Sülünün başındaki kırmızı etli kısımda buluşarak oya işler gibi şekiller yaratarak, kekliğin göz kırmızına haşlanmış nohut kadar yerleştiler. Sülüne, kekliğe keneyi yedirmek için o kadar çok uğraştılar ki onlar da mitingler düzenleyip yememek için inat ettiler, yemediler. Avcı bunları vurup bitirmeseydi bu hastalıkta ortaya çıkmayacaktı.
Avcılar dere, tepe gezdiler yorulup susadılar. Köpekleriyle birlikte sulak alanlara hücum ettiler. Sularını içip sulak alanları bitirdiler, kuruttular. Sonuç ortada yasak ilan edilerek avcıların sulak alanlara girmeleri, su içmeleri, avlanmaları yasaklandı. Haritalarda hepsi kıpkırmızı.
Şimdi de domuz gribi çıktı. Domuz gribinin çıktığı yer güney Amerika. ABD et sıkıntısı çekmesin diye bir metrekareye sıkıştırılmış 5 domuz. Enfeksiyon riski çok fazla. Orada da itlaf edilen milyonlarca domuz. Ancak yaban domuzunda böyle bir risk, böyle bir enfeksiyon görülmemiş ve bilimsel bir açıklama yok. Ama domuz gribi taşıyan bir avcı domuza bu enfeksiyonu geçirip bir faciaya sebep olabilir. MAK da domuz sürek avı için hem de yedi gün bir söz verildi ama domuzlara avcılardan grip bulaşması riski ortaya çıktı. Söz verildiği yerde askıda kaldı.
Balık ölümlerinin yaşandığı nehirlerde amatör balıkçılar solucan, sinek kurdu gibi canlı yemler kullanarak balık yakalıyorlar. Bunlar suyu kirletiyor ve ölümlere sebep olan mikrop salgılıyorlar. Arıtma tesisine girmeden nehirlere akan boktan, sanayi artıklarından sular kirlenmez ki. Bunların hepsi balıklar için beslenme maddeleridir. Ah balık avcıları ah. Solucanı, kurdu kullanırken niye hiç düşünmüyorsunuz. Her balık ölümünde, ölen balıklardan numune alıp laboratuarlarda tahlil yapan, ama hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmayan sonuçlar. Bunca uğraşı, emeğe günah değil mi? Niye biriniz çıkıp da kabahat bizde başka yerlerde aramayın demiyorsunuz.
Her yaşanan doğa olayının sorumlusu olarak avcılar ortaya atılıyorsa, mevcut avcılık sistemi yasakları hem koyup, hem savunuyorsa ortaya bir tek çözüm çıkıyor. Uzun sözün kısası avcılık Türkiye’den kaldırılmalı. Hatta lügatten bu kelime çıkarılmalı. Vallahi soyadı AVCI olanlar düşünsün benim soyadım Arpaz.