Bugün Hürriyet Gazetesi'nden arkadaşım Cengiz Semercioğlu, İşadamı Cem Boyner'in avcılığı üzerine; "zenginlerin" av yapacaklarsa "sus"malarını, bir anlamda gizlemelerini tavsiye ediyor.
Yazısının başlığı da "vur ve sus". Gayet dostane görünen bu yazı üzerine ben kendisine bir mektup yazdım.
Bu mektubu siz YABAN Dostları ile de paylaşıyorum:
Sevgili Kardeşim Cengiz;
Biliyorsun 2 yıldır YABAN TV ile ilgileniyorum. Av benim işimin bir parçası olması nedeniyle ilgi alanım.
Cem Boyner 'in av anılarını yazması üzerine iki tez ileri sürdün. Bunlardan biri avcılığın zenginler tarafından yapıldığı.
Bu yanlış. Tıpkı fakirin ölümü gazetelere haber olmadığı gibi, fakirin avcılığı da pek haber olmuyor.
Bence medya, zenginin gücüyle hayvanın güçsüzlüğü arasındaki orantısızlığa vurgu yapmak istediğinden avı zengin işi göstermeye çalışıyor.
Mesela Hürriyet'ten bir kaç örnek vereyim:
1) Artvin Hopa'daki eylemler sırasında kalp krizi geçirip hayatını kaybeden Metin Lokumcu doğa tutkunu bir avcıydı.
2) Erzurum'da, yaralı dağ keçisini 2 km sırtında taşıyan Abdullah Erzurum'lu doğa aşığı bir avcıydı.
3) Milli piyango'nun bu yılki talihlisi 73 yaşındaki Yusuf Akoğlu hayatının yarısını avda geçirmiş bir avcıydı.
Son dakika piyango zengini Yusuf Akoğlu'nu istisna tutmazsan bunlar sadece Hürriyet'te çıkan fakir avcılar.
Avın dünyaca bilinen tanımlarından biri "Kral ve köylüyü aynı duyguyla birleştiren tutku" olmasıdır.
Şayet bir gün Cem Boyner'i , Seymenköy 'de sabah saat 6'da av öncesi köy kahvesinde köylülerle birlikte gayet samimi ve arkadaşça aynı tabaktan mütevazi kahvaltısını ederken görseydin, avcılığın sınıf farkını nasıl ortadan kaldırdığını ve zenginlikle alakasının olmadığını görürdün. Benim şahsen Cem Boyner'e duyduğum saygının başladığı andır o köy kahvesindeki kahvaltı. Ve aynı zamanda rüzgar nerden eserse essin, fikirlerinden asla taviz vermemesidir Cem Boyner'i özel kılan şey.
Avcılık bir gen'dir. Bazı insanlar halen bu geni taşırlar, bazılarımız ise bu geni kaybetmiştir. Mesela ben avcılık yayını da yapan bir outdoor adventure kanalının sahibiyim. Dünyanın her yerinde en iyi avları ücretsiz yapma imkanım var ama avcılık genim baskın olmadığı için av yapmıyorum. Bunun parayla hiç bir ilgisi yok, bu doğadan gelen bir gerçek. Sevelim ya da sevmeyelim, bu bir realite. Tıpkı her yıl kesilen milyarlarca kurban gibi. Bu bir kültür. Medya ne der kaygısıyla bu kültürü yok sayamayız.
Önümüzde iki seçenek var; ya bu doğa olayını kabul edeceğiz, ya da gözümüzü kapatacağız. Sen "susmayı" öneriyorsun.
"Vur ve Sus" demek, içinde bir "suçluluk" yargısı içeriyor. Oysa avcılar kendilerinden gurur duyarlar. İlk insandan, ilk peygamberden beri gelen bir ritüeli yaşatırlar. Kendilerine meydan okurlar. Riskin ortadan kalktığı, her şeyin önümüze steril geldiği bu hayatta, doğaya dönüp orada ayakta kalma mücadelesidir avcılık. Avcı, ben bunu başarabilirim iddiasının peşindedir. Onun için yabani hayvanı avlar. Sen hiç evcil hayvan avlayan bir avcı gördün mü?
"Sonu zaten belli bir oyun, hep avcı kazanıyor" tezi de tamamen yanlıştır. Avlanırken av olan hiç aslan görmedim, ama daha geçen yıl Afrika'da avlanırken 2 av arkadaşını fil'e kurban veren Prof. Antonio Trupia Rumeli Hisarı'nda yaşıyor. Bunun gibi onlarca avcı kurban hikayesini duymak için Gidengelmez dağlarına bir uğramak lazım. Bugün ayı saldırısından yüzünü, kolunu, bacaklarının kaybetmiş onlarca Kastamonulu var.
Geçtiğimiz günlerde Sevgili Cüneyt Özdemir dostumuz da benzer tezleri savundu. Oysa çalıştığı kanalın sahibi Ted Turner hiç bir zaman avcılığı için susma gereği duymadı. O, sadece CNN'in değil, Amerika'daki en büyük avlağın da sahibi, av turizmi de yapıyor. Keşke Cüneyt bu fikirlerini patronuna da yazsa. Turner olmasaydı, bugün Amerika'da bizonlar da olmayacaktı. Avcı Turner'in desteğiyle yaşıyor bizonlar.
Bence biz doğayı gerçekten tanımadığımız için, doğanın gerçeğiyle karşılaşınca bir nevi utanç duyuyoruz. Vahşi ayıyı sevimli ayıcık sanıyoruz. Biliyor musun, ayıyı sevimli gösteren bir kitap geçen yıl İsveç'te yasaklandı, doğayı yanlış tanıtıyor diye. Av yaban yaşamının bir gerçeğidir, kentin steril değerleri ile anlaşılamaz. Bilmiyorum biz İsveçlinin bilincine 50 yıl sonra gelebilir miyiz?
Ali Eyüboğlu çok iyi bilir. Karadeniz'de yırtıcı kuşlarla avcılık yapılır. Doğan, Atmaca gibi kuşlar eğitilir ve bu yırtıcı kuşlar, bıldırcın gibi av kuşlarını avlar. Bizim Çevre ve Orman Bakanlığımız yıllarca bunu köylü işi, utanılacak bir şey sandı, hep kısıtlamaya kalkıştı. Oysa UNESCO ne yaptı biliyor musun? Yırtıcı kuşların yetiştirilmesi ile yapılan avcılığı "Dünya Korunması Gereken Manevi Miras Listesi"ne aldı. "Yapın ve susun" demedi. Geleneklerimizden utanmak bize özgü bir şey.
İngiltere'de Guardian, Prens William ile Kate'in evliliğini anlatırken onların ortak hobisinin avcılık olduğunu anlattığında ve boy boy av resimlerini yayınladığında, kimse kalkıp da " bunu yap ama sus" demedi. Biz henüz küçük yaşlarda almamız gereken yaban yaşamı eğitimini almadığımız için avı da bilmiyoruz, avcılığın mantığını da. Avın özünün öldürmek değil, avlamak,yenmek, mücadele etmek olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Sevgili kardeşim, avı yazan bir gazeteci bir kez olsun bir ava gidip gözlemez mi? Gözlemez. Çünkü biz oturduğumuz yerden her şeyi bilen gazetecilerdeniz de ondan.
Dünyanın en medeni ülkelerinden İsveç'te Çevre Bakanı bir kadın ve Avcı. Ama kimse ona avcılığını gizle demiyor. Aynı ülkenin Kültür Bakanı da kadın ve avcı. Ona da kimse "vur ama sus" demiyor.
Google her yıl 26 Nisan'da John James Audubon için logosunu değiştirir. Bir kuş bilimci, avcı ve ressam olan Audubon'un anısına yapar bunu. Dünyanın en saygın kuş bilimcilerinden biri olan ve kuşları muhteşem resmederek klasifiye eden Audubon'un büyük bir avcı olduğunu gizlemez, bundan çekinme gereğini duymaz, avın doğanın bir parçası olduğunu bilir. Tıpkı avcı olan Abraham Lincoln'den ve dünyanın en büyük National History müzesi olan Smithsonion'da av trofelerini sergiledikleri Theodore Roosevelt'ten utanmadıkları gibi.
Sevgili Cengiz,
"Vur ve Sus" teorin şayet geçerli olsaydı, bugün avcılık ve balıkçılık yayını yapan;
Amerika'da Murdoch'un sahibi olduğu gibi ESPN 2,
NBC grubunun sahibi olduğu VERSUS,
bağımsız bir girişim olan OUTDOOR CHANNEL Holding,
İngiltere'deki Fieldsports,
Fransa'nın en büyük medya gruplarından AB Groupe'un sahibi olduğu Chasse et Peche ( şu anda DSmart'ta da yayında),
İtalya'nın en büyük gruplarından Corriere Della Sera'nın da sahibi olan RCS Media Group'un sahibi olduğu Caccia Pesca ve Caccia Pesca Plus,
İspanya'da El Pais'in de sahibi olan gruba ait Caza Y Pesca,
Kanada'daki Wild Tv,
Rusya'daki "охотник и рыболов" (avcılık ve Balıkçılık) kanalı
Bulgaristan'daki Hoby tv
ve daha onlarca kanal, dergi, kuruluş olmazdı.
Bunların hiçbiri geleneksel avcılığı "vur ama sus" ile formüle edilecek, utanılacak bir şey olarak görmüyor.
Almanya'da avcı olan biri ofisine avcılık sertifikasını asar. Neden biliyor musun, o bir saygınlıktır da ondan.
Türlerin geleneksel avcılıkla ( ticari avcılıktan sözetmiyorum) bittiği tartışmasına ise hiç girmiyorum, çünkü girsem burada 10 sayfa daha yazmam gerekecek. Ancak sadece şu kadarını söyleyeyim ben hayatımda kelaynak avlayan bir avcı görmedim, duymadım. Ama türü bitti, bitecek.
Nasıl siyasete, sanata, dine, kültüre, spora yüzeysel bakıyorsak, ne yazık ki doğaya da aynı yüzeysellikten bakıyor ve bu söylemlerden rant elde edenlerin, medyanın bilgisizliğinden yararlanmasına hep birlikte hizmet ediyoruz.
Yaban yaşamının soyunu kurutan kimyasal tarım ilaçlarını bu kadar pervasızca kullanıp, her gördüğümüz yere inşaat, baraj yapıp, yaban yaşam alanının tam ortasından yollar geçirip, göletlerin etrafını betonlarla çevirip yaban hayvanlarını susuzluktan öldürüp, güzelim boğazımızın altını lağım depolarına çevirip, tüm bitkilerin ve hayvanların genleriyle oynayıp dünyayı yaşanmaz hale getirirken, kalkıp da tüm bu işlerden trilyon dolarları götüren bu dev endüstriye savaş açmak zor iş.
En iyisi mi, yılda sadece belirlenmiş günlerde, belirlenmiş limitlerde, kısıtlı izinlerle, yapılan avcılığı aşağılamak. Böylece vicdanlarımız rahatlar.
Son olarak,
Sevgili kardeşim, avcılık bir yaşam biçimidir.
Zengin işi dediğinde biliyor musun ki, Türkiye'deki milyonlarca insanı kırıyor ve üzüyorsun. Onlar babalarından dedelerinden aldıkları bu geleneği doğaya saygı içinde, etik ve kanuni kurallara uyarak, ücretini ödeyerek, üreme ve çoğalma dönemlerine dikkat ederek, bu avı kendilerine bahşeden yaratanlarına şükrederek avlanıyorlar.
Eğer biz kendi inandığımız yaşam biçimlerine saygı istiyor, başkalarının bize mahalle baskısı kurmasını istemiyorsak, biz de başkalarının yaşam biçimine saygı duymalıyız.
Ya Cem Boyner'in açıklamasında yer almayan sözleri ona aitmiş gibi sürmanşete çıkarıp gerçeğe gözümüzü kapatmaya, kendi istediğimiz gibi anlamaya devam edeceğiz, ya da bu geleneksel yaşam biçimine saygı göstereceğiz.
Sevgi ve saygılarımla
Melih Meriç
Alper Güngör'ün Semercioğlu'na BİR MEKTUP DA BENDEN yazısını okumak için tıklayınız.
Cengiz Semercioğlu'nun Hürriyet'te yer alan yazısını okumak için tıklayınız