%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

1879 Yılından Bir Av Hikayesi

Dr.İnan Vardar
info@yabantv.com

7-8 yıl önce internette gezinirken bulduğum, 1879 yılında İstanbul'a gelmiş olan bir İngiliz'in arkadaşlarıyla gittiği Marmara Ereğlisi'ndeki bir günlük av hikayesinin çıktısını alıp arşivime koymuştum. Aslı İngilizce olan hikayede pek verimli bir av günü yaşanmıyor, ancak bundan yıllar önceki bir avı anlatması bakımından bana ilginç gelmişti. Orijinal metindeki bazı mesafeler ve yerleşim yerlerinin isimleri hakkında tereddütlerim oldu, bunu da herhalde yazarın aklında yanlış kaldı diye düşündüm...

Sizlerin de ilginç bulacağınızı sandığım yazıyı aslına sadık kalarak aktarıyorum:

TÜRKİYE'DE AVCILIK

İngiliz avcısı William Gill sinir komisyonundaki görevi nedeniyle geldiği İstanbul'da işi bittikten sonra, bazı iş arkadaşlarıyla birlikte ava gitmeye karar verir. Gill 28 Eylül 1879'da gittiği bu av seferini sonradan yazdığı hatıratında şöyle anlatır:

"Sabah arkadaşım Ashburnham'dan hasta olduğuna ve bizimle ava katılamayacağına dair bir telgraf aldım. Bu nedenle elçiliğe gittim ve onu yatağında ziyaret ettim. Ashburnham'ın yerine bize Stephen avda eşlik etmeye karar verdi. Daha sonra önceden sipariş ettiğim fişekleri almak için Pera'ya (Beyoğlu) gittim. O güne kadar tüfeklerimin ve fişeklerimin Trabzon'da bulunmasından dolayı ava giderken Lionel Moore'un tüfeğini ödünç alıyordum. Saat 16.15'de istimbota (küçük buharlı gemi) bindik ve 18.00 sularında denize açıldık. Avlağa 3 saat sonra varacaktık. Gideceğimiz yer İstanbul'a 25 deniz mili uzaklıkta Marmara Denizi'nin kuzeyinde Herakleia adlı antik kentin yanında bulunan Türkçe adı Yeni Çiftlik olan eski Yunan Köyü Panarghia idi. (Büyük çekmece'deki inip kalkan büyük köprü yakınları). Uşağım Carafed yolculuğumuz sırasında bize harika bir ziyafet hazırladı ve bu ziyafeti içtiğimiz sigaralarla noktaladık. Gece 22.30 da lambaları söndürdük fakat böceklerin ve sivrisineklerin bize verdikleri rahatsızlık nedeniyle rahat bir uyku uyuyamadık. Tam uykuya dalmak üzereydim ki bu seferde Carafed uyumakta zorluk çeken Clarke ve Stephen için brandi şişesini aramak için ortalıkta gezinince yine uyandım. Daha sonra Carafed'in mumlardan birini söndürmeyi unuttuğunu fark ettim ve bunun için tekrar kalktım.

Sabahleyin, karaya çıkmak için kullandığımız sandal çok küçük olduğundan, iki ayrı sefer yapmak zorunda kaldık. Yanımızda Clarke'in Hobart'tan bir kaç ay önce satın aldığı Bounce'da vardı. Ayrıca yine aynı cins olan ve Hobart'ın bana iki gün önce emanet olarak verdiği Brown adlı köpek te bulunuyordu. İlk bir iki saat etraftaki tarla kuşlarını kovalamaktan başka bir şey yapmayan köpeklere bağırmakla ve onları cezalandırmakla geçti. Köpekler tam yorulmaya başlamışlardı ki hemen önümde iki köpeğin arasından tavşanın fırladığını gördüm. Fakat köpeklerin tavşanı çok yakın takip etmelerinden dolayı tüfek menzilinin dışına çıkıncaya kadar atış yapamadım. Bu olay hem köpekleri canlandırdı hem de bize heyecan verdi. Daha sonra Stephen bir bıldırcın kılavuzu vurdu. Bu ilk av hepimizi sevindirdi. 1 saat sonra Clarke aynı bekasine iki ayrı yerde 4 atış yaptığı halde onu kaçırdı. Daha sonra bağlıkta bir bıldırcın vurdu fakat onu da bulamadı. Saat 11 olduğunda ise ne yapacağımıza karar vermek için toplandık. Üç seçeneğimiz vardı; bunlardan birincisi 1 mil kadar geri gidip kayıp bıldırcını aramak, ikincisi 1 mile yakın başka yöne gidip vuramadığımız bekasini aramak, son seçenek ise avı bırakmaktı ve biz bu kararı uyguladık.

Clarke ve Swaine biraz daha kalmak istediler. Stephen ve ben ise geri dönmek için istimbotla Küçükçekmece'ye gittik ve oradan trenle İstanbul'a geri döndük.

Daha sonra duyduğuma göre aynı avlakta 3 günde Cooper adlı bir avcı yaklaşık olarak 400 bıldırcın ve 47 kişilik avcı grubu toplam 2000 bıldırcın vurmuşlar. Bu avdan sonra da yine bizim avlağın yakınlarda Wurmbrandt adlı Avusturyalı bir avcı sabah 9'a kadar 105 atışta 65 av vurmuş."

Gönder