%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Konserve Avcılık - 4

Ömer Borovalı
info@yabantv.com

Dünyanın birçok ülkesinde doğal avcılığın yanı sıra yukarıda anlattığım, avın hazırlanmış şekliyle sunulan, pek çok çeşit av hayvanı için kurulmuş avlaklar var. Bunların hepsi devletin denetiminde. Hepsinin yönetim planları var ve hepsinin içinde hangi türden ne hayvanlar olduğu biliniyor. Yılda kaç avcının avlanmasına izin verileceği, kaç hayvanın avlanacağı belli. Bu avlaklarda av hayvanları hep dengede ve hatta çoğalıyor. Ücreti karşılığında avcılara en iyi hizmeti vermek üzere oluşturulmuş avlaklar. Böyle bir organizasyondan yararlanmanın ücretsiz olması beklenemez zaten.

Diğer taraftan belli bir avlak işletmesine tabi olmayan, yönetimsiz araziler de her ülkede var. Tabii bu yerlerde de avlanmak belli kural ve limitlere tabi. Ülkesine göre özel mülkiyetteki orman arazilerinin çoğunlukta olduğu Almanya'da ülkenin büyük çoğunluğu da avlak yönetim planları ile idare ediliyor. Ama bütün ülkelerde avlak işletmesi yapılmayan ve özel sebeplerle avlanmanın yasaklanmadığı arazilerde avcılar sadece devlete yıllık avlanma ücreti ödeyerek avlanabiliyor. Tabii ne kadar av bulacaklarının garantisi yok. Bulup bulmayacakları bile belli değil.

Türkiye'de avcılığın ezelden beri ne şartlarla yapıldığı hepimizce malum. Ama gelin görün ki malum olan bu avcılığımız her geçen yıl başımıza daha dert oluyor. Avcılık neredeyse keyiften çıkıp tutkusundan dolayı inatla yapılmaya çalışılan bir uğraşıya dönüşüyor.

Bir yığın yer yıllardır avlanmaya yasak. "Yaptık oldu" mantığı ile bir şey olmadığı ve çoğu yerin sadece yasak olmakla kaldığı ortada. Bir yığın yer de fidanlık, milli park, askeri arazi, özel arazi v.s. veee, MAK kararları ile avlanmaya yasak bölgeler. Bir tarafta Bakanlığın yasak koyarak avı korumaya almaya çalışması var. Kendileri de bu uygulamanın eksikliklerini ve başarısızlıklarını biliyorlar. Ama üstlerine ve av karşıtı taraflara karşı zevahiri kurtarma kabilinden "yasakladık" demekle öncelikle kendilerini sağlama almış oluyorlar. Aslında av hayvanlarının azalmasında avcının rolü var ama diğer büyük etken sebepleri her zaman biz de söylüyoruz, bakanlık da biliyor.

Avcılığın ve yaban hayatının yönetiminden sorumlu bakanlık yetkililerinin doğanın her yönden havası ile, suyu ile toprağı ile kirlenmesinin, yerleşimlerin gelişi güzel yayılmasının önüne geçemedikleri aşikar. Bu yok oluşu engelleyemedikleri, daha kaba tabiri ile sorumlularına diş geçiremedikleri için, avcılara avlanmayı yasaklamak en çıkar yol olarak görünüyor. Bilmiyorum bu aldatmaca ile üst makamlarını (onlar da aynı gözlükle baktıkları için) belki kandırıyorlardır ama tolumun ne avcılık karşıtları, ne de avcıları bu kandırmacalara inanıyorlar. Acı ama gerçek olan, herkesin bildiğini okumaya devam ediyor olması.

Evet bir tarafta görev icabı ilgili ama gerekli değişikliğin ne olduğu ve nasıl yapılacağında bilgisiz ve belki de yetkisiz devlet zevatı, diğer tarafta da avlanabilmek için çeşitli boyutlarda yasağı delmeyi mecburen adet edinmiş bir avcı toplumu var. Bir de, çok önemlisi avcılığı bu başı bozukluktan çıkartmak, zapt-ı rapta almak ve şartlara uygun çağdaş bir yapılanmaya sokmak için getirilmek istenen her yapılanmaya körü körüne karşı çıkan, bu avcı toplumunun içinde bir kesim var.

Ne olacak şimdi her kesimin bir birinin fikrine karşı olduğu bu av dünyasında? Avcımız 7 gün av ister. 7 gün ava gideceğinden değil. İstediği gün gidebilmek için, avın doğası gereği uygun günlerde gidebilmek için bunu ister. bakanlığın güdümünde değil kendine uygun olduğu günlerde gitmek için. Neden istemesin ki. Böyle gelmiş yıllarca, böyle gider diyor. Ama öyle gitmiyor işte. Ankara'nın avın doğası hakkında bir bilgisi yok kendi kafasına göre takılıyor. YASAK VATANDAŞ. Ya sadece Pazar günleri ava çıkılabilir deseydi ne yapardık? Söyleyeyim, zaten var olan kaçak avlanma çok daha artardı. Çok şükür onu demediler.

AVBİS'i ihsan ettiler bizlere. Alın size AVBİS'e dahil edilmiş avlaklarda 7 gün av. Ama MAK kararlarıyla avlanırsın. Çocuk kandırmacası gibi. Al sana 7 gün av ama her gün 2 Keklik. Bu merada kuş bulamazsan geç başka meraya, geçemezsin orada o gün av yasak.

Bir çok yanlışla yola çıkan AVBİS'de bence en önemli yanlışlardan biri de Türkiye'nin neredeyse her avlanılabilecek arazisinin "envanteri çıkartılmış Devlet ve Genel Avlak" statüsüne sokulmaya çalışılması. Kim nerede hangi hayvanı saymış. Yeter bize atılan bu palavralar. Mayıs ayında Ördek, Çulluk, Bıldırcın sayıldığına kim inanır?

Domuzlara sürek yapıp sürekçilerin tekrar tekrar görüp saymadıkları ne malum. Hatta "yaz yahu çok avcı gelip çok vursunlar da mahsul domuzlardan kurtulsun" denmediğini kim biliyor?

Akdağın, Nallıhan'ın, Kastamonu'nun Geyiklerini, nasıl saymışlar da kaç tane avlatacaklarına karar veriyorlar? Karacaları, Ayıları, tekeleri doğru saydıkları ne malum? Ben inanmıyorum. İsteyene inanmak serbest.

Bakanlık Avrupa Birliğine karşı iş yapar mı görünmeye çalışıyor bilmiyorum. Ama diyeceğim şudur; Genel Avlakları her yasal avcının gidip MAK kararları çerçevesinde ayrıca bir ücret ödemeden avlanabileceği yerler olarak bırakınız. Öte yandan adı ister Devlet Avlağı (devlet işletecekse), ister Özel Avlak (arazi mülkiyeti devletin dahi olsa işleticisi özel ise) olsun bu yerlerde de işleticisinin koyduğu şartlara göre avcıların gidip avlanabileceği organize avlaklar olmalıdır. Ama Bakanlık denetiminde ciddi bir avlak yönetimi ve doğru envanterleri çıkartılarak oluşturulmalıdır bu avlaklar.
Bakanlık iş yapıyor görünmeye çalışıyor. Açıkçası yapıyor da ama hep yanlış.

Ama bu AVBİS'e kayıtlı avlaklarda doğru dürüst bir yönetim uygulanmalı. Bunun da memleketimize en uygun sistemini ancak deneme yanılma metodu ile Türkiye genelinde 15-20 pilot bölgede on yıla yayılacak sürede denemelerini yaptıktan sonra Türkiye genelinde yaygınlaştırılmalıdır diye düşünüyorum. Bakanlık doğru yolu nasıl bir uygulamada bulur, bulur mu bulmaz mı onu da göreceğiz. Umarım Türkiye avlakları çöle dönmeden hem avcıları hem yaban hayatını mutlu edecek bir yol bulunur.

Yıllardır ben av ve yaban hayatımızın çağdaşlaşması için hep bunu ısrarla yazıyorum da söylüyorum da. İmkanım oldukça da sürdüreceğim bu söylemimi. Umarım çok geç olmadan, her gün karşımıza çıkan uygulamalar umutlarımızı da yaban hayatımızı da avlarımızı da tüketmeden, düze çıkarız. Yoksa baş aşağı gidişimiz giderek hızlanıyor.

Bir çoğu yönetimli avlaklarda ava gitmek istemezmiş. Binlerce hektarlık alanlar içindeki avlar sanki doğal değilmiş gibi. İstemeyen gitmesin zorla değil ya. Keyif işi bu. Kimi, bu gibi yönetimli avlaklarda ava gidenlere avcı demiyormuş. Kime ne? Adam yaptığı avından mutlu ise, avlatan kazandığı paradan mutlu ise, bu sektörde çalışan binlerle insan bundan ekmek yiyebilecekleri bir sektörü oluşturmuşsa, devletler aldıkları paralarda yabanın ve av hayvanlarının korunmasına bu sayede katkı sağlıyorlarsa ve hepsinin ötesinde avcılar devamlı ödedikleri bu paralarla yaban hayatının esas koruyucusu durumunda iseler, gerisine kim ne derse desin.

Bugün az veya çok yasak delmeden, yönetmelik çiğnemeden ava giden bir tek avcı var mı memlekette bunun cevabını vermeli bakanlık. Ve bu hale getirdikleri Türkiye avcılığından kendi sorumluluklarının farkına varabilmekte midirler merak ediyorum ama pek zannetmiyorum.

Avcı olan kendini bilir, gerisi boş laf.

Ava ve yaban hayatına hiçbir katkısı olmadan sadece yok eden avcılara bu yazım bir şey ifade eder mi, Ankara'yı da biraz düşündürür mü ne dersiniz? Onu da pek sanmıyorum.

Yorumlarınızı bekliyorum.

Gönder