5 Ağustos Çarşamba akşamı Yaban TV'de yapılan olta balıkçılığı toplantısını izledim. Amatör ruhlu bir meraklı olarak olta balıkçılığının sorunlarının tartışılmasını görmekten ve izlemekten büyük bir mutluluk duydum.
Zevkle seyrettim. Bu gibi toplantılar yıllar önce yapılabilseydi, ne güzel olurdu diye hayal kurdum. Tabii ki böyle bir olanağımız yoktu. 1968 de günde 2 saat yayın yapan siyah beyaz televizyon yayınından, bugün 100 den fazla yerli televizyon kanalının yayın yaptığı bir teknoloji devrine ulaştık. Ama bir çocuğun büyümesi gibi birden bire delikanlı olunmuyor. Her şey zaman istiyor.
Bu gün geldiğimiz durum ümit verici ama, daha alınacak çok yol var. Bu toplantı olta balıkçılığı konusunda da ülkemizde meraklıların organize olmada epey yol aldıklarını gösteriyor. Bu toplantı geleceğin daha iyi olacağını vurguluyor. Bu husus o kadar sevindirici bir konu ki, gelişmiş ülkelerde yıllarca önce başlamış olan dernek çalışmalarının artık ülkemizde de çok değerli gönüllü arkadaşların ciddi çabaları ile önemli aşamalar gösterdikleri anlaşılıyor. Bu dernekleri kuran, yürekten bir sevgi ile, özveriyle, amatör bir ruhla çalışan bu arkadaşları yürekten kutluyor ve artık geleceğin emin ellerde olacağını hissetmekten geleceğe umutla bakabiliyorum. İnanıyorum ki olta balıkçılığı gelecek için güvence altındadır ve bu gibi dernekler ve yapılacak çabalar ile dış ülkelerde gördüğümüz kural koyma ve uygulamadaki titiz davranışlara ülkemiz de kavuşacaktır.
Amatör bir ruhla gönülden çalışan bu arkadaşlarımız bu konunun gelişmesi ve usulune göre uygulanması konusunda ülkemize çok değerli hizmetler vermektedirler ve gelecek nesillerin bu hizmetleri daha iyi vermelerini sağlayacak önderler durumundadırlar. Hizmeti geçen tüm arkadaşlara şükranlarımı sunuyorum.
Bu proğramda Sn. Kamil Uçbaş’ın başarılı bir şekilde yönettiği ve diğer Saygı değer konuklar Nasuhi Albulak, Engin Uztürk, Efkan Güvendi , Fedai Erdem, İsmail Atalay, Mustafa Güneş, Tarık Ersal ve Oktay Aydıner gibi olta işine gönül vermiş kardeşlerimizin çok değerli tecrübelerini ve bilgilerini dinledim. Değindikleri konularda çok haklı idiler. Özellikle sportif amaçlı balıkçılıkta avlanan balıkların geri salınması konusunda ortaya koydukları öneriler olta balıkçılığının geleceği bakımından büyük önem taşıyordu.
Artık, her oltacı, iç sularda yakaladığı balığı geri bırakmasının; konunun geleceği bakımından ne kadar önemli olduğunu işitmeye başladı. Bundan böyle bu uygulamanın artacağını ve artması derektiğini umuyoruz. Bu konuda Yaban TV nin çok büyük katkıları olduğu ve olacağı açıktır. Bazı arkadaşlar da hiç olmaz sa ihtiyaçlarından fazla balık tutmamaları gerektiğini anlamaya başladılar sanırım. Bu konu özellikle iç sularda her göl ve av alanı için ayrı bir özellik içerecektir. Kurulan dernekler her av alanının geleceğe ulaştırılması için o av alanı için en uygun olta avcılığı kurallarını koyacaklardır. Boy ve adet bakımından limit ne olmalı. Kaç adet balığı evine götürebilir. Hangı boy balıklar avlanabilir veya boy limiti nedir. Konulan kurallara uymayanlara verilecek cezalar ne olmalıdır. Elbetteki her kuralı bozmanın da bir bedeli olmalıdır. Umarız bu konular her su kaynağımız için, günümüzde bazı çalışmalar var ise de, daha kesin ve uygulanır kurallara bağlanacaktır.
Bu kurallar ve uygulamadaki başarılar medeniyetin ve gelişmenin güzel göstergeleridir. Zaman la bu kurallar bir alışkanlık haline gelecek ve avlanan alanın korunduğunu hisseden avcılar artık bu kuralların gönüllü koruyucuları olacaklardır.
Ülkemiz her türlü siyasi kavgalara rağmen, aksamalarda olsa, devamlı olarak gelişen bir ülke. Balık avcılığına merak saldığımız 1953-55 yıllarında 22-24 milyon olan nüfüsümüz nerede ise 3 e katlanarak günümüzda 70 milyonu aşmış durumda. 70 li yıllarda 3-4 milyar dolar ihracatı olan ve sattığı ürünler başlıca tütün pamuk vs gibi sadece tarım ürünleri olan ülkemizde yıllık ihracat artık 100 milyarın üzerinde. Elbetteki bu gelişmeden olta balıçklıçılığıda nasibini aldı.. Olanakların ve oltacı sayısının artması ile elbetteki av alanlarını korumanın önemini de daha çok artıyordu.
Uzun yıllardır su alanlarını korumadaki duyarsızlığımız yüzlerce doğal su ortamının kaybolmasına neden oldu. Sularımızı temiz tutmayı ne yazık ki hala öğrenemedik. Geçen günlerde bir TV programında Trakyada çamur gibi akan Meriç nehri gösteriliyordu. Nehrin suyu kızala yakındı. Sanki kan ağlıyordu. Çağımız için yüz karası bir durum Bu asırda hiç bir fabrikanın arıtma tesisi kurmadan kirli sularını nehirlere akıtarak buraları öldürme hakkı olamaz. Olmamalıdır.
Toplantıda söylenen, avcılık yanında Avcılar doğayı koruma açısından duyarlı olmalıdırlar vurgusu da bu açıdan çok önemli bir konu idi. Bu konuda yapılan bilgisizce uygulamaların sonucu bu günlere geldiğimizin bilinmesi gerekir. İlk balık avı uygulamalarım 1953-55 yıllarına dayanır. Büyüklerimizden gördüğümüz balık avlama yöntemi o günlerde ne yazık ki dinamit idi. Daha 14-15 yaşında iken ormanci bir ağabeyimizden 2.5 Tl ye aldığımız dinamit lokumunu ikeye bölerek kapsül le fitilledikten sonra nehre attığımızda ilk avcılık denemelerimizi yapmıştık. Neyseki bu yöntemi fazla uygulamadık. Daha sonra sepetle derelerde balık avlamaya çalıştık. Ne yazık ki kasabamızda olta satın alma olanağımız da yok tu. Toplu iğneyi kıvırarak yaptığımız basit olta ile çayda ilk kez denediğimiz bu yöntem ile de balık tutma olanağı bulmuştuk. İğneye bağladığımız solucanın etrafında, onlarca balık oluşuveriyordu. Kolay bir avcılıktı. Balık boldu. Yemde boldu. Çay balıkları için en iyi yemlerden olan solucan bulmakta çok kolaydı. Kasabadan şehirdeki Lise'ye gidince ilk kez; demekki 1955 yılında, tırnaklı olta satın alma olanağı bulmuştuk.. Artık bu yıllar geride kaldı. Diyeceğim oki dinamitle balık avlama dönemlerinden artık tutulan balıkları geri bırakma alışkanlığının edinilmesi gereken bir döneme geldik.
Acaba benim çocukluğumda bu gün verilen bu eğitimler verilebilse idi Türkiye nehirleri gölleri ve su kaynakları balıklar bakımından bu durumda mı olur du. Burada balıkların azalmasındaki sorun asla olta balıkçıları olmadığını biliyoruz. Ama kirlenme nedeniyle nehirlerimizin teker teker öldüğünü görmek hayatımın en kötü anılarıdır. Gediz nehrinde 1970-80 li yılları arasında mükemmel olta avcılığı yapılırken, kirlenmeden dolayı ölü hale geldiğini görmek ne acıdır. Hepimiz ilk okuldan itibaren okuruz. Türkiyenin batısında 3 büyük nehir vardır. Bunlar Büyük menderes , Küçük Menderes ve Gedis nehirleridr. Gidin bakalım Küçük Menderes diye bir nehir görebilecekmisiniz. Gediz ve Büyük Menderes te ise yazın su bile akmadığı dönemler oluyor. Büyük Mendereste gençlik yıllarımda Nazilli yakınlarında nerede ise benim boyumda yayın balıkları yakalanır iken bunlar hep bir hatıra olarak kaldı. Bırakın 1-1,5 metrelik yayın yakalamayı, bir karış sazan yakalayan mutlu olacak bu nehirlerde. Neyseki yeni yapılan bir çok gölet ve barajlarımızda artık yeni av alanları kazandık. Eskileri kaybetti isek te yeni yapılan alanları artık gözümüz gibi korumalıyız. Eski hatalar asla yapılmamalı ve yeni kazandığımız alanları korumak için her önlem mutlaka alınmalı ve doğa kıskançlıkla korunmalıdır.
Artık bilinçi bitr toplum olmaya başladık. Umarım medeni ülkelerdeki uygulamalı ve bilimsel sonuçlar, su kaynaklarının korunması konusundaki hususlar ülkemizde de tam olarak ve kesin kurallarla yerleşecek ve olta avcıları yasak olduğu için değil, kurallara uygun şekilde avlanılmasının gerekliliğini yürekten bilerek ve hissederek avcılık yapacaklardır