%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Bıldırcın Bitiyor mu ?

Dr.İnan Vardar
info@yabantv.com

Geçtiğimiz yazıda eski bıldırcın avlarından kesitler anlatmıştım, mevsim bıldırcın mevsimi, o zaman devam edelim, ne dersiniz?

Bundan 30-40 yıl önceye kadar her avcı bıldırcın avlamazdı, elbette ben burada Anadolu'daki avcılardan bahsediyorum. Yoksa İstanbul'un bıldırcın avının ustası avcıları hepimizin malumudur, bırakın 40 yılı, çok daha eski yıllarda bilhassa Trakya bölgesinde yapılan doyumsuz bıldırcın avlarını anlatan Sait Selahattin Cihanoğlu'nun "Sporculuk ve Avcılık Hatıralarım" kitabı ile Zeyneb Halim'in "Nelerle Nasıl Avlandık" adlı kitabını bulup okumanızı tavsiye ederim. (Meraklısı için not: İstanbul'daki sahaflarda zaman zaman bu kitaplara rastlıyorum.)

Hatta bırakın bıldırcın avlamayı, köy kökenli avcılarımız uçar avcısı ve kaçar avcısı olarak ikiye ayrılırdı. Eski yıllarda, yerde görmediği kekliğe fişek atmayan pek çok avcı tanıdım, zaten kaçar avcısını anlamak için kullandığı saçmanın numarasına bakmak yeterliydi. Bir bakıma da o zamanki ekonomik ve sosyal şartlara uygun olarak "Avın tencereyi doldurması" gerektiği düşünülürdü.

Durum böyle olunca bol miktarda bıldırcın bulunurdu, elbette kurutulmamış sulak alanlar, her yere ulaşımın olmaması, araç azlığı, avcı sayısının mahdut olması, harmanın birçok bölgede insan gücüyle yapılması ve uzun zaman alması, dolayısı ile anızlara sürülerin geç girmesi, miras yoluyla intikal eden tarlaların küçük olması nedeni ile arazide bıldırcının barınacağı çok sayıda anların olması, tarım ilaçları ve suni gübrelerin çok az kullanılması vb de bıldırcının çok olmasının nedenlerinden bazıları idi.

Avcılıkta haftanın her günü açık olunca bıldırcın avcıları da günlük 10-12 bıldırcın vurunca genellikle avı bırakırdı. Tabii o zamanlar sadece Makine Kimya Endüstrisi'nin malzemelerini kullanıyoruz. Kapsüller ve kovanlar çok kötü, barut eh işte, tapalar değişik firmaların malı ve berbat, MKE’den hazır dolu alalım deseniz onda da standart yok, tetiği çektiğim zaman saçmanın namlunun ucundan döküldüğünü çok bilirim. Kısacası o zamanki fişeklerle av vurmak gerçekten büyük bir beceri.

En önemlisi de avcının başka bir gün gideceği avda da yine bol bıldırcın görme ümidi, hal böyle olunca fazla vurma hırsı kalmamış avcı kendini sıkmadan avını yapıp, arkadaşları ile güzel vakit geçirip evine dönüyordu.

Ancak zamanla şartlar değişince ve bıldırcının bol olarak üremesini sağlayan etkenlerde ortadan kalkınca bugünkü olumsuzluğu yaşamak kaçınılmaz oldu. Burada şu bilinmeli ki bıldırcını da, diğer av hayvanlarını da hatta doğayı yok eden tek etken bir şekilde insanoğlu...

Ben kendi adıma bundan böyle geçmiş yıllardaki bol bıldırcını göreceğimizi zannetmiyorum, umarım yanılırım...

Gönder