Üç araba köye girmek üzereyiz. Ekim ayının ortaları. Yavaş yavaş sonbahar görüntüleri ortaya çıkmaya başlamış. Yeşilin içinde koyu sarı ve kırmızının tonları muhteşem bir kontrast meydana getiriyor. Hiç esinti yok. Ekmek, yufka ateşlerinin dumanları, dağılmak için tereddüt ediyor. Yufkaların yanık kokusu bu güzel güne bambaşka bir güzellik katıyor. Bir buçuk saattir yolda olmanın, sabah kalkar kalkmaz bir şey yiyememenin midede yarattığı rahatsızlık hemen ortaya çıkıyor. Acıktığınızın farkına varıyorsunuz.
Köyün ilk sokağında kırmızı çilli bir horoz, hareminden bir tavuğun arkasından koşarken, arabadan paçayı zor kurtarıyor. İki metrelik kuru taş duvarın arkasına nasıl geçtiğini bilemiyor. Duvarın ardından canhıraş bir bağırmayla tekrar geri uçup arabanın üstünden geçiyor. Duvarın ardından, korkudan fincan gibi olmuş iki göz çıkıyor. En az horoz kadar korkmuş. Küfrettiği belli ama, horoza mı bize mi anlaşılmıyor? Dağ evlerinde tuvalet bulmak mucizelere kalmıştır. Evdeki tavukları da düşünmek lazım. Şahane birer b.k yiyicidirler. Durumu bildiğimizden tek duamız, konuk olacağımız evde, sofrada bacakları 45 derece açılmış, ama şahane kızarmış tavuk görmemektir.
Kahvenin önüne geldiğimizde yeni yetme avcılar dışında, usta avcıları göremiyoruz. Ama muhtar bizi karşılıyor. Kahvenin içine buyur ediyor. 3 masa birleşmiş. 3 masada 3 sininin içinde ikiye bükülmüş kat, kat yufkalar duruyor. Her katın arasına da tereyağ sürülmüş, yufkalar yaş duruyor. Üç tabak tepeleme peynir dolu.
- Gaveci çay bişmedi mi ulen.
- Dibine çöktü çöküyo mıhtar.
Çay dibe çökünce demini alırmış. Masalara geçip hoş, beşe başlıyoruz. İçimizden o kadar acıkanlar var ki yufkayı ikiye bölüp, yarısını bir başkasına vererek suç ortağı arıyor. Hani aramayacak gibi de değil. Allahım o nasıl bir koku. 5 yıldızlı bir otelin yüzlerce çeşit kahvaltılığı yanında zayıf kalır. Tepsinin biri mısır unundan yapılmış kömbe* ile dolu. Hani kömbenin tereyağlısı da ne olur yarabbi.
- Memet Bey bu yıl bi domuz var emme, görülmüş değil.
- Muhtar. İşi düzenli yapalım da bu sefer sürekçiyi yarıp geri kaçmasınlar.
- Nasıl yapcanı sen bilin. İstediğin gibi gur düzeni.
- Tamam Muhtar, arkadaşlar gelsin de bir güzel plan yapalım.
Çay bardakları şıkırdamaya başlayınca hemem, hemen herkes fermaya geçiyor. Bir yiyoruz ki, öğleye kimse ben acıktım diyemeyecek. Kalanlar bohçalanıp, arabaya konuyor. Her gelen hoşgeldiniz diye elimizi sıkıyor. Küçüklerde öpüyor. Yitirmeye başladığımız değerleri böyle kıyıda köşede görmek bizleri çok mutlu ediyor. Şehirlerde bir merhaba bile zor gelir olmuş insanlara. Bir uğultu oluyor.
- İbram geliyo, İbram.
- Hayırdır Muhtar
- Ulen Bey, geçen gün bi domuz varıvemiş İbram’a da ondan çığrışıyolar.
- İbram geçmiş olsun.
- Sağol Bey, hoşgeldin.
- Hoşbulduk. Anlat bakalım.
- Ulen Bey. Eşeğilen tarladan geliyodum. Gızıl yarın yanına geldim. Bi höürtü geldi eşşeği aldı aşaya. Eşşek bi yerde, ben bi yerde. Düştük canımızın derdine. Eşşek nası bağırıyo heç böle sesi oldunu bilmezidim. Ayaklanınca, bide bağırınca domuz godu gitti. Eşşek de o yana godu gitti. Çüş dedim, dur ule dedim, nerde. Bi gün sona bulundu geldi. Semer yok ortalarda.
- Sen eşeğin geldiğine razı ol İbram.
- Oldum Bey, oldum. Emme üstünde adam tutmuyo gari. Biyo bine bilisen bin.
- Hayvan çok korkmuş. Düzelir. Sen şu domuzu anlatsana.
- Bey. Domuz gırarmış. Gahpe böcüsünün arka ayağının biri dirsekten yok. Ya faka gaptırdı, ya da gurşun kopardı. 200 kilo var. 2 yaşında dana gadar. Yarası eski değil. Daha dirseğinde gırmızılık var.
- Yahu bu kadar dikkatli nasıl inceledin. Sen epey bakmışsın buna.
- Ben eşşekden evvel doğruldum. Eşşek epey bi debelendi, debelendi, anırdı, anırdı sona kakdı. Ayağa kalkınca daha bi gür anırmaya başladı. Eşşek ondan iri galdı. Bakdı, bakdı dağ yokarı godu gitti. Gör bak böyün bu domuz sürekçiye varacak. Allah gorusunda bi sakatlık çıkmasın.
İki davulcu peşreve başlamış, konuşma seslerimiz artık duyulamaz olmuştu. Kahvenin önü avcılardan, bir o kadar da mereklılardan dolup taşmıştı. Domuzcu köpekler davul seslerinden galeyana gelmiş bozuk bir koro oluşturmuşlardı. Dışarı çıkınca davulcular son peşrevi de yapıp sustular. Köpeklerin bozuk korosu biraz daha devam etti. Tek tek sololara döndü. Arada boş dolaşanlar iki puan için arkaya dolaşma turları yapıyorlar. Köpeğinin üstüne binenlerden biri bir tekme çıkartıyor. Ama o ne pabuç köpeğin ağzında kalıyor.
Nereden nereye gelinecek, kim nerede duracak, güzel, güzel konuştuk. Kardeşimle beni yivlimiz var diye iki açıklığa koydular. Sürekleri uzun tutmamaya karar verdik. Sürekçi hemen köyün üstünden, bahçelerin bittiği yerden süreğe başlayacak. Bizlerde arka yüzde orman yolunu keseceğiz. Belirlenen noktalara bir, bir yerleştik. Çok güzel bir vadiyi hiç aralıksız, her dere ve yolak ağzını kestik. Usta avcıların hepsi beke geldi. Orta yaşta ve genç olanların hepsini süreğe soktuk. Kimse itiraz etmedi. Sürekçinin geleceği yer yaklaşık 1 saat tutar. Ama bizim yerleşmemiz de yarım saat tutar. Öyle bir güzel yer verdiler ki, domuzu 500 metre mesafeden görebileceğim.
Duyulur, duyulmaz önce köpek sesleri, arkasından davul sesleri gelmeye başladı.
Bir ara köpek sesleri tepeye kadar çıktı, sonra geriye döndü. Seslerinden kovaladıklarının hem kalabalık, hem de domuz olduğu belli. 10 dakika sonra sürekçiden bir yaylım ateşi başladı. Hiç aralıksız atışlar 15 dakikadan fazla sürdü. Çok kalabalık bir sürek olmuştu. Şayet düzgün geliyorlarsa aralarından domuzun geçmesi mümkün değil. Pırıl, pırıl bir sonbahar sabahı. Dal kıpırdamıyor. Kıpırdarsa zaten domuz garanti geliyor demektir. Kardeşimle ben açık olduğu için tepeye yakın bir yerde mevzilendik. Domuz çıkınca hangi yolaktan, kimin üzerine gidecek göreceğiz. Yukarı dönerse evel Allah bunca yılın tecrübesi ile kardeşimle ben duruyoruz. Ama içimde öyle bir his var ki, bu gün av çok keyifli olacak. Allah vere de nerede 1 yaşar var toplanıp üstümüze gelmese. Köylüler mozaları**, 1 yaşarları vurmuyoruz diye bize kızıyorlar. Biz de mermi pahalı diye dalga geçiyoruz.
Karşı tepeden çok iri bir azılının geçtiğini gördüm. Tepeye, tepeye sanki üzerimize doğru gelecek gibi. Geldi, geldi dereye girdi. Derede kaybettim. Şapkamı kardeşime salladım. Gördüm diye başıyla işaretini yaptı. Ama o da göremez olmuştu. Bakarken gözlerim acıdı. Yer yarıldı içine girdi sanki. O kadar kısa zamanda nasıl oraya vardın. Karşımızda bize paralel 300 metre mesafeden, tepeden yine arkaya geçecek. Çok tecrübeli belli. Böyle kovalandığında daha önce başına bir şeylerin geldiği belli. Kesinlikle yolu geçmeyecek. Kardeşimin dürbünü taktığını ve çöktüğünü gördüm. Genelde domuz avında dürbün kullanmaz. Atacak belli oldu. Çalıdan, çalıya geçiyor. Kendini asla göstermiyor. Ama gidişine bakarsanız 5 saniye sonra açıklığa çıkacak. 15 metrelik bir açıklık var önünde. Atmasa bari çalının içinde diye dua ediyorum. Domuz açığa çıktı ve durdu. Silah patladı. Saniyenin çok kısa bir birimi domuzun gerildiğini ve ileri fırladığını gördüm. 15 metre açıklığı belki 1 saniyede geçti. Ama çalılıkta hiç bir kıpırtı olmadı. Kardeşim bana dönüp ne oldu der gibi bir işaret yaptı. Gözümü çalılıktan hiç ayırmamıştım.Tüfeğin üstünden dürbünle devamlı domuzun girdiği çalıya bakıyordum. Bir süre sonra yukarı bakan 4 ayak, sonra 20 metre aşağıda domuzun sırtını, sonra bir 5 metre aşağıda tekrar 4 ayak gördüm. Sonra görüntü kesildi. Domuz aşağı doğru yuvarlanmıştı. Bunun başka bir izahı yoktu. Dönüp kardeşime kaldı anlamında bir işaret yaptım. O da, bende rahatladık. Çünkü kaçacak trofe değildi.
7 domuzun karşı sırtı aştığını dereye doğru indiğini gördüm. Hiç dağılmamış bir alay. Sürekçilerin attıkları bu olamaz. Önde iri bir anaç, arkasında bu ve geçen seneki mozaları diye tahmin ettim. Hiç bozulmadan, sırayı kaybetmeden doğru birinin üstüne varacak. Dereden çıkıp bek yaptığımız hafif meyilli tepeye doğru çıkmaya başladılar. Sıralanan arkadaşlardan çıt çıkmıyor. 100 metre altıma kadar geldiler. Çok rahat atabilirim ama bir altımdakinin avını bozarım. Önce atış hakkı onun. O attıktan sonra yukarı çıkarlarsa atış yaparım. Çok sabırlı bir bekleyiş oldu. 35-40 metreye kadar domuzları soktu ve otomatik çalışmaya başladı. O da ne? Önümüzdeki derenin içi domuz kaynamaya başladı. Tüfek sesiyle beraber ikiye bölünüp yarısı aşağıya, yarısı da yukarı döndüler. Biz alayı takip ederken karşıdan inenleri görmemişiz. Domuzu sayma imkanı yok. Arka arkaya değil, yan, yana sıra olmuşlar geliyorlar. Bekte tüfek atmayan kalmayacak. Arkadan gelenler yorgun. Altımdan tüfek patlayınca bir hamle yaptılar sonra tekrar yavaşladılar. İlk guruptan 3 tane bir yaşar önüme geldi durdu. Şişt dedim, kaldırdılar tabanları tekrar karşıya. 150 metreden yolağa 4 domuz girdi. Bunlar iyi. Biraz daha sabır edersem iki kayanın arasına girecek, sağa,sola kaçışamayak. Tüfek omzumda beklerken, kardeşimin tüfeği omuzladığını gördüm. Eyvah dedim. Ama atış sesi gelmedi. Domuzlarda iki kayanın arasına girdi. Ustalarımdan, atalarımdan öğrendiğim böyle hallerde atışa arkadaki domuzdan başlanacağıdır. Arkadakine attım yıkıldı. Kardeşimin tüfeği de patladı. Bir sonrakine attım o da yıkıldı. Tüfek patladıkça öne doğru delice bir hamle yapıyorlar. Kardeşimin atışları daha seri oldu ve 3 kez tüfeğinin patladığını duydum. Kalan 2 domuz birbirine öyle sokuldular ki arkadaki öndekini itmeye başladı. Öndekinin göğsünü görüp tetiği çektim. Yıkıldı. Arkadaki yanından geçti. Dürbünün içinde sadece karalık görünüyor. Tüfeği yüzümden çektim. Domuz 5 metrede. Yanımdan geçip gidecek. El yordamı ile göğsüne doğru tutup tetiği çektim. Domuzun ayakları yarım metre yerden yükseldi, cansız yere düştü. Merminin kuvveti bu kadar olur mu diye düşündüm.
Önüme döndüğümde 2 tane 1 yaşarın aynı kayaların arasına girmiş olduğunu gördüm. Alttan tüfeğe mermi sürerken şakır, şukur sesler geliyor, ama banamısın diyen yok. Doğru üstüme geldiler, yanıma geçtiler, hey diye bağırdım. Üst dudaklar yukarı kalıp hork, hork diyerek bana bir gözdağı verip geçip gittiler. Vadinin her yanından sürekçiler de dâhil öyle tüfek sesi geliyor ki bu kadar tek kursun ve şevrotini bir bayii de dahi bulamazsınız. Arada da canhıraş bağırtılar geliyor. Domuz genelde bel kemiği kırılırsa böyle bağırır. Eminim ki hiç tüfek atmayan, hatta vurmayan kalmadı.
Sürekçi 100 metre yanımıza kadar geldi. Tüfeğimi elime alıp, kardeşime doğru yürümeye başladım. O da yerinden kalkmış ilk vurduğu domuza doğru yürüyordu. Aşağıya bağırarak,
- Hamit köpeği al bu tarafa doğru gel.
- Geliyorum Rıza Bey.
- Çok büyük bir azılı şu çalılıkta kaldı, dışarı çıkmadı.
- Pek sokulma azılının ne yapacağı belli olmaz.
Lafa ben giriyorum.
- Hamit, 3 bacaklıdan haber var mı?
- Yok Memet Bey, o herhalde köye yakın yerlerde barınıyor.
- Siz süreğe köyün üstünden başlamadınız mı?
- Köyün altında da balkan yerler var.
Hamit 10 adım attı, atmadı. Köpeğin iki kısık sesi çıktı. “Memet Bey, Rıza bey dikkat edin, meydana çıkın, bi şey var” diye bağırdı. İkimiz aynı kayanın üzerine tırmandık. Buradan her şey görünüyordu. Kardeşim,
- Hamit vurduğumu sandığım azılı tam oradan geçti. Belki köpek ona yapıyordur.
- Yok, yok Rıza Bey, bu namussuz eski kokuya böle yapmaz.
Birden bire köpeğin tüylerinin kirpi gibi kabardığını, sonra da en az 5 metre havaya uçtuğunu gördük. Bir karaltı doğrudan Hamit’e geldi. Silah patladı. Hamit yere düştü. Karaltı da yuvarlanmaya başladı. Domuz yaralımı değil mi unutup doğru hamit’e koştuk. Aramız zaten 30 metre ya var, ya yok. Hamit doğrulmuş ”Ya gahbe böcesi ya” diye söyleniyordu. Bacağının bele yakın yerinde kan vardı. Kardeşim doktor olduğu için hemen Hamit’in pantolonunu indirdi. Çok şükür hiç bir yara yoktu. Kan domuzun kanıydı. Hamit’e çarparak yıkmıştı. Köpeğe koştuk. Kasığından karnına doğru 15 santimlik bir yara vardı. Ellerimiz tetikte en son domuzun yanına vardık. İki gözünün tam ortasından beyni dışarı çıkmıştı. Sol arka ayağı da tam eklemdem kopuktu. O kadar tüfek sesine, o kadar bağırıp çağırmaya yerinden hiç kıpırdamamıştı. Hamit, şimdiye kadar gördüğüm en büyük, en usta, en iyi tüfek atan sürekçidir.
Kardeşimin o gün vurduğu 4 domuzun hepsi azılıydı. Ama ilk vurduğu hepsinden, hatta 3 ayaklıdan da iri bir azılıydı. 25,5 santim bir trofeye sahipti. Toplam 27 adet domuz vurulmuştu. Ama en az 40-50 domuz da kurtulmuştu. Bize, doğaya, ormana her zaman lazım. Avı 1 sürekte bitirme kararı aldık. Hevesli olan gençler çoktu ama hakikaten kimsede düşmana atacak 1 tane bile fişek kalmamıştı.
Zevkli, zevkli olduğu kadar da tehlikeli bir avı hatasız kazasız bitirmiştik. Domuzların içi boşaltılıp, Marmaristen domuz tüccarı çağrıldı. Etin dörtte bir fiyatına alıp gitti. Olsun dağda kalıp telef olmadı. Köy okulunun çeşme tamiratına yetiyor da artıyor bile. Köpek yorgan iğnesi ve ipliğiyle kardeşim tarafından dikildi. Çok uzun süre yaşadı, çok domuzlar kaldırdı, üç defa daha dişlendi.
O zamanlarda domuz avı bu kadar zor, izin alınması imkânsız olan bir şey değildi. Şu anda örnek domuz avlaklarına para kazandırsınlar diye domuz avını yasakladılar. Domuzdan mahsul alamayan köylü de şimdilerde domuzu zehirlemeye başladı. Köylüleri, çok tehlikeli olan bu yola sokanlar utansın. Çaresizlik her şeyi yaptırır.
Değerli avcılar, hepinize hatasız, kazasız, belasız avlar dileklerimle rasgele.
*Kömbe: Mısır unundan yapılan yuvarlak kalın yufka
**Moza: Domuz yavrusu