Rize’de buluştuğumuz dostlarla birlikte,2004 yılında Erzurum
İspir’de keklik avındayız.
Kilise dağının tepesine kadar çıktık.
Selahattin amca ile birlikte kayalıklardan aşağıya doğru yürüyoruz.
Keklik sol tarafımdan, paçama değecek gibi parladı. Yüreğim ağzıma geldi. Ama çabuk toparlandım.
Omuzladığım gibi pozeyi, kekliği namluda kaybettim ve tetiği ezdim.
Mübareğin poposun dan tüy bulutları uçuştu.
Selahahattin amca
-Hah vuruldu. Dedi.
Fakat kuş gidiyor.
Bende peşinden.
Aşağı ya doğru iniyor.
Hafif bir sol yaptı.
Bende sol yaptım.
O havada uçuyor, bende yerde uçuyorum.
—Bırakmam arkadaş, var mı öyle et vermemek.
Diyorum içimden
Bu arada, önümde aniden sert bir tepe beliriyor.
Tepeye doğru hızımı kesmeye çalışıyorum, ama ne mümkün.
Tepeye vardığımda gördüğüm manzara korkunç.
Neredeyse doksan derecelik bir uçuruma doğu iniyorum.
Tutunacak hiç bir şey yok.
Dümeni bozulmuş Boğaz vapuru gibiyim.
Buralarda demir atacak halimde yok.
Artık durmam imkansız.
Tüfeği atıp dengemi sağlamaya çalışıyorum.
Ayaklarım dolanıyor, dengemi tekrar sağlıyorum.
Çantamı da attım. Düşüyorum, kalkıyorum.
Adeta uçuyorum.
Çalı, çırpı diken ne kadar ot varsa ayaklarıma dolanıyor.
Selahattin amcanın arkamdan,
-Aliiiiii ...
Diye haykırıp dağları inletiyor.
Kayalardan şans eseri kurtuluyorum.
Taşlarda benim ile birlikte arkamda geliyor.
Taşlarla birlikte koşuyoruz.
Adeta ölümüne bir yarış bu.
Taşlar mı geçecek ben mi?
Ama onlar aşağıya taş olarak inecekler.
Ben ise parçalanmış bir ceset olarak ineceğe benziyorum.
Belki hızım azalır diye topuk freni yapıyorum.
Ayakkabılarımın topukları uçup gidiyor.
Ben hala koşuyorum.
İp cambazı gibiyim.
Bir eğiliyor bir, bir kalkıyorum.
Yok, bu uçurumun sonu yok…
Düştüm düşe cem. Yine dengemi sağladım.
Var gücümle geriye doğru veriyorum vücudumu.
Oturmaya çalışıyorum, oturamıyorum.
Zaten otursam ya, giderayak namusu kayalara terk edeceğim.
Duramıyorum... Duramıyorum… Durmam imkansız.
Freni patlamış benzin tankeri gibi yokuş aşağı gidiyorum.
Uçurumun dibine yaklaşmak üzereyim.
Düşüp öleceğim buralarda.
Ölmek bir şey değil, cesedimi almaya gelenlerden bir ton küfür yiyeceğim,
-Ulan geberecek başka yer bulamadın mı? Diyecekler.
Hala baş aşağı gidiyorum.
Düşmedim, ama ilerideki çalılara takılabilirim.
Çalılara takılsam şişe geçmiş sucuk gibi olurum her halde.
Çalıların yanından rüzgar gibi geçiyorum.
Hani, trende camdan bakarken direkler, insanın gözünün önünde zıp, zıp, zıp diye geçer ya, bende çalıların yanından öyle geçiyorum.
Sağ ayakkabım ayağımdan fırladı, arkada kaldı.
Ben hala ayaktayım ve koşuyorum.
—Tutun ulan beni...
Ya da.
—Durdurun ulan bu dünyayı.
Diyesim geliyor içimden, ama diyemiyorum.
İnanılmaz bir güç sanki beni ayakta tutuyor.
Hala freni patlamış tanker durumum devam ediyor.
Bu arada vurduğum kekliğin yanından geçiyorum.
Demek buraya düşmüş.
Dalga geçer gibi bakıyor, görüyorum.
—Nah alısın beni. Diyor sanki.
Tüm dikkatimle önüme bakarak düşmemeye çalışıyorum.
Ama süratimde değişen bir şey yok, ben hala yokuş
aşağı koşuyorum. Neredeyse aşağıdaki dereye varacağım.
Orada ki düzlüğe ulaşabilecek miyim?
Saniyelerle yarışıyorum.
Ölümle, kalım arasıdayım.
Bir anda ayaklarım yerden kesildi, resmen uçuyorum.
Sanırım üç metre uçtum.
Aşağıdaki küçük bir düzlüğe ayaklarımın üzerine düştüm.
Ne büyük şans.
Ayağım takıldı düştüm, el yordamıyla tekrar kalktım.
Ayaklarım acıdan biber gibi yanıyorlar.
Önümde belirlenen düzlüğe doğru yavaşlamaya çalışıyorum.
Derenin oradaki ağaçlığa varsam durabilirim derken.
Düzlükteyim.
Galiba duruyorum.
Durdum!
İnanamıyorum durdum… Durdummmmmmm…
Ayaklarım beni tartmıyor.
Kendimi Sırt üstü yere bırakıyorum.
Ve, yavaşça dönüp toprağı öptüğümü hatırlıyorum.
Sonra filim kopuyor…
Üç saat sonra gözlerimi açtığımda, arkadaşları başımda
toplanmış olarak görüyorum.
Benim altmış saniyede indiğim uçurumu, onlar üç saatte
zorla inebilmişler.
Bir daha arkasın görmediğim yere doğru koşarsam !!!