Mehmet Şahin aradı.
-Baba hemen gel.Çulluk curnatası var.
-Olur.Başka işin yok mu oğlum?
-Allah çarpsın baba,çulluklar papatya gibi her
yerden fırlıyor.
-İyi fırlamalar.
-Baba dalga geçme ya…
-Oğlum çalışıyoruz bilmiyor musun?
-Eee,o zaman yarın gel.Yada gece gel biz buradayız.
Allah, Allah şu işe bak.Şimdi içimede kurt düştü.
Gitsen bir türlü,gitmesem bir türlü.
Gece gözüme uyku girmiyor.
Sabah gün ağarırken Çerkezköy Hallaçlıdayız.
Borada yanımda.
Caminin karşısındaki Fatihin bakkalının yanındaki
kahvede Mehmet’le buluşuyoruz.
Hava soğuk ve yağmurlu.
Her kes kahvedeki bidondan bozma sobanın etrafında
sohbet ediyor.
Recep amca da,dalgasını geçiyor.
-Yahu be,evinizde sıcak yatağınızda yatsaydınız ne olurdu?
Bu yağmurda, çamurda ne işiniz var burada?
Dinime küfreden,Müslüman olsa bari.
-Recep amca senin ne işin var burada?
-Beni boş verin.
-Sende bizi boş ver avcıbaşı.
Havanın kalmasını bekliyoruz. Mehmet çullukları gösterince inanıyoruz.Hakikaten curnata varmış.
Yağmur biraz kaldı.
‘’Haydi’’ deyip ormana doğru yola çıkıyoruz.
Mangal kömürü yapan ocaklardan aşağı,doğru ormana
giriyoruz.
Köpekler kokuya girip çıkıyorlar.
Ama,hiç birinde sağlam ferma yok. Aldatıyorlar.
Mehmet
-İşte dün buradan üç kuş birden uçtu.
Doğru,köpekler orda çok sıkı aradı.
Devam ediyoruz.
Ormanın içlerine doğru çalı çırpıya,sarmaşığa takıla, takıla yürüyoruz.
Gözler kopeklerde, kulaklar kanat sesinde.
Az öncesine kadara sakin bir şekilde uyuyan orman, şimdi avcı ve kopek sesleri ile uyanıyor.
Fakat kuş yok.
-Mehmet, kuşlar nerede?
Mehmet’te ses yok.
Elinden gelse kuş olup uçacak zavallı.