%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Vampire Kan Bankasının Anahtarı!

Ali Coşar - İsveç
info@yabantv.com

 

Birleşmiş Milletler iklim konferansı Doha’da sürüyor. İklim pazarlıklarının bu seferki ev sahibi, petrol zengini Katar. Gelirinin büyük kısmını petrol ve gazdan sağlayan, dünyada kişi başına karbon salınım miktarı en yüksek olan ve enerji konusunda dünyanın en müsrif ülkesi!…
Yine, alışık  olduğumuz taktik-i iklim savaşlarına şahit olacağız.
Petrol kuyularından alevler ve gazların yükseldiği, otel önlerinde yolcu beklerken (benzinin ucuzluğu? alışkanlık? tembellik?) otobüslerinin motorlarını çalışır halde tutarak boş yere havayı kirleten, fosil yakıtlara bağımlı olan bir ülkede iklim pazarlığı mı olur,  diyeceksiniz. 
Vatandaş da haklı olarak, ”iklimin neyini pazarlık konusu'' ediyorlar?” der.
Bütün bunlar şaka gibi.
Gerçi ülkenin en büyük şirketi, ”Qatargaz”, petrol kuyularından fışkıran alevler ve gazı bir geri dönüşüm programı ile kullanılır hale getirecekmiş. Bu da, yılda 175 bin otomobilin saldığı karbon gazına eşdeğermiş...
Katar hükümeti, bol ziyaretçiyi bulunca, güneş enerjisi programını tanıtıyormuş. Bunlar küresel ısınmaya karşı atılacak iki olumlu adım. Onun dışında, sağı solu talan eden, caddelerde atılmadık taş bırakmayan, sözüm ona ''çevreci'' mitingler yok bu kongrede. Bu da salon iklimi açısından ileri bir adım…
Gerisi, Arapların deyimi ile: Mahfiş…
Aslında bu şakanın ciddiye dönüştüğü yer, Stockholm'de yapılan ve bu konularda dönüm noktası  sayılan konferanstır.
Birleşmiş Milletlerin 1972 yılında Stockholm'de attığı bu ilk adımla:
Değişik bilim dallarından araştırmacıların katıldığı konferansta, insan kaynaklı küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği, masaya yatırıldı. Bu konferansta iklimle ilgili bilimsel verilerin ve iklim değişikliğinin boyutu ve etkilerinin araştırılmasını amaçlayan Dünya İklim Programı ile Gönüllü Karbon Piyasaları; (Hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri ve politikalarından bağımsız olarak iş dünyasından, yerel yönetimler, STK ve bireylere kadar ilgili her kesimin karbon denkleştirme amaçlı oluşturulan borsa türü alış-veriş piyasası.) Stockholm'de gündemi belirledi. Bu yeni, ilginç ve iyi niyetli bir çaba idi. Peynir ekmek alıp-satma gibi, salım hakları alıp satma için düşünülmemişti...
İki yıl önce Meksika’daki Cancún görüşmelerinde, yoksul ülkelerdeki iklim projelerini finanse etmek ve iklim değişikliğinden zararlara uğrayan ülkeleri desteklemek üzere bir yeşil fon kararı alındı. Bu güne kadar ellerini cebine atanlar
sadece, Almanya ve Danimarka. Birçok ülke 2013 yılında sorumluluklarını yerine getirme sözü vermiş durumda. Bu konuda gelecek yıl için işaretler olumlu yönde.
Doha’da yürütülen görüşmelerde iklim konusunda küresel bir anlaşmaya ulaşabilmek için, zengin ülkelerin, yoksul ülkelerin daha fazla elektrik gereksinmesi olduğunu hesaba katmaları gerekmektedir.
Bu da zengin ülkelerin vereceği sübvansiyonlarla bu ülkelerde yenilenebilir enerji üretimini desteklemesiyle gerçekleşir ancak.
Zengin ülkelerin politikacılarına Doha’daki iklim görüşmelerinde büyük bir sorumluluk düşmektedir. Dünya Bankası’nın yeni bir raporuna göre dünyada iklimlerin dört derece daha sıcak olacağı söylenmektedir. Aynı zamanda yeryüzü nüfusunun beşte biri, öyle zor şartlar altında yaşamaktadırlar ki, bunlar, henüz elektrik kullanma olanağını bulamamışlar.
Yoksul insanların gereksinmeleri ciddiye alınmazsa iklim konusunda küresel bir anlaşmaya varma olanağı azalacaktır. 
Akdeniz bölgesinde, Avrupa’daki krizin çözümüne katkıda bulunabilecek hem insanlar hem de doğal kaynaklar olduğu söyleniyor. Araştırmacılara göre, Sahara’daki güneş enerjisi Avrupa’nın ihtiyacı bütün elektrik enerjisini karşılayabilir. Burada eksik olan şey, işsizliğe karşı alınan önlemlerle enerji ve çevre sorununu birleştirecek olan politikacılardır. 
Çözüm, karşı karşıya olduğumuz küresel ısınmanın yarattığı ciddi riskin üstesinden gelirken aynı zamanda kitlesel işsizliğin yol açtığı olumsuzlukları da yenmeye bağlıdır.
Belki, bizim de, Avrupa’nın da kaderi, gelişmekte olan gençliğe bakışımıza bağlı: 
Bir yük mü, yoksa bir kaynak mı? Bu bağlamda başkan Roosevelt’in ”New deal”ı türünden bir yüreklilik gerekmektedir.
Güney Afrikalı piskopos Desmond Tutu, dünyadaki birçok gazete yayımlanan  ses getiren yazısında, dünyadaki liderlerin, liderliklerini gerçekten göstermelerinin zamanının geldiğini söylemektedir. Tutu ”Dünyadaki durum harekete geçmeyi, güçlü ve kararlı olmayı talep etmektedir” diye yazıyor…
Yoksulluğun, eşitsizliğin ve iklim değişikliğinin verdiği zararların üstesinden birlikte gelinmesi gerektiğini vurguluyor.

Ekrem abi,

Katar"da iklim sorununa çare aramak, Kan bankasının sorumluluğunu vampire teslim etmeye benziyor...

Arapların deyimi ile  şuveyi şuveyi…

Göreceksin bu konular dünyanın da bizim de gündemimize yerleşecek!.
Gönder