%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Baba, Bıldırcın Curnatası Niye Olmadı?

Ali Birerdinç
info@yabantv.com

Hani,“yağmur yağıp, gök gürleyip, şimşek çakınca bıldırcın o zaman curnata yapar” derdin ve dediğin çıkardı.

Geçtiğimiz günlerde yağmur yağıp, gök gürleyip, şimşekler çakınca “Hah dedim sabaha curnata var” doğru tarlalarda buldum kendimi.

Ama yine yok!

Ne oldu da şimdi curnata olmadı? 

70 yıllar, Büyükçemece ‘de ki yazlığımızdayız

Deve bağırtan yokuşundan İstanbul yönüne doğru çıkan rampanın sağ alt tarafındaki yamada tek bir ev.

Ne elektrik var, ne su.

İçme suyunu çeşmeden taşıyoruz. Evin diğer ihtiyaçları için traktörün getirdiği su tankını, çatının yanındaki depoya santrifüjle basıyoruz.15 gün idare ediyor.

Aydınlanmak için, İki gaz lambası, birde aygaz lambamız var.Hepimizde birerde el feneri.

Ay çiçeği tarlalarının ortasında kentin beton yığınlarından uzak, mütevazı bir köy evi.

Çevredeki tek tük evlerin bize en yakını 2 kilometre ötede. 

Evin inşaatına başlamadan önce diktiğimiz ceviz, dut, elma, kiraz, mürdüm eriği, şeftali, incir, çam, söğüt ağaçları iyice büyümüş. Olan meyveleri toplayıp toplayıp yiyoruz.

Güller ve hanımeliler ise başka bir güzellik.

Bahçeye ektiğimiz domates, salatalık, kavun karpuz, fasulye ve biberleri diplerini çapalamak, sulamak, büyümelerini izleyip de sonra toplayıp yemek, herhalde dünyanın en güzel zevki olsa gerek.

Hele sabahları doğanın o muhteşem kokusunu tatlı bir rüzgâr eşliğinde koklayıp hissetmek, insana “Bundan daha güzel bir şey var mı? Dedirtiyor.

Yolumuz ise topraktan, bildiğimiz tarla yolu. Yağmur yağdığında o rampayı otomobille çıkmak mümkün değil. Onun için yağmurlu günlerde benim vosvos’u aşağıdaki asfalta bırakıyorum. 

İşte öyle yağmurlu günlerde, rahmetli babam sabah namazını kıldıktan sonra odamın kapısını çalar “Hadi oğlum, yağmur yağdı, gök gürledi, şimşek çaktı, bıldırcın curnata yapmıştır” derdi.

Ve, daha bahçe kapısından çıkıp yan taraftaki anızı köpeğim Tot ton la ezmeye başlayınca, çıkardıkları “prigk” sesiyle uçmaya çalışan bıldırcın avına başlardım. Mübarekler, yağmurdan ıslanmış, kıçlarındaki yağı taşımaktan zorlanır, kıçları yere doğru uçmaya çalışırlardı.

Sabahın seher vakti, tüfek sesi ile uyanan tüm aile balkonda avlanmamı gözden kaybolana kadar seyrederlerdi. 

Peki, şimdi ne oldu da Marmara’da bıldırcın curnatası olmadı.

Rahmetli babamın o yıllardaki görüşleri doğruydu.

Ama şimdi yaşamış olsaydı eminim ki oda şaşırır bizler gib,i canı sıkılırdı. 

Bana göre esasında pek şaşacak bir şey yok.

Gelen haberlere göre, bıldırcını yatağı olan Ukrayna, Komünistlik dönemi bittikten sonra yaygın bir şekilde av turizmine başladı. Turiste çatır çatır av yaptırıyorlar.  Romanya’da 24 saat makineler çalışıyor. Ülkemizde Karadeniz’den Marmara’ya kadar, hatta Anadolu’nun da her yerinde teyp çalıyor. Ama yine de yok.

Böyle giderse seneye, sanırım bulduğumuz üç, beş taneyi bile bulamayacağız.

Daha sonra da torunlarımıza fotoğraflarını gösteririz “Bakın bu bıldırcın” diye.

İnsanoğlu ne yapıyorsa kendi eliyle yapıyor.

Kısacası doğanın içine ettik.

Onun için babamın dedikleri çıkmıyor.

Gönder