Devlet ve genel avlakları tartışırken iş döndü dolaştı başka yerlere geldi. Yazdığım yazılara koro halinde gelen eleştiriler; kaçak avcıların köylüler olduğu yolunda. Bir başka yorum da harçların her sene artarak alınmasında. Bunun için çeşitli öneriler yazılmış. Yanlış bilmiyorsam, her sene alınan harçların %25’i avcılık dairesine gidiyor. Artı satılan avlanma pulları. Ancak yetkililerin söylediklerine göre yaban hayatına harcanan paranın yanında bunlar devede kulak. 250 bin avcılık kursu bitiren var, ama sadece 110 bin civarında pul alan var. Acaba 150 bin avcı olmak için kurs bitirenler niçin harçlarını yatırıp, pullarını almıyorlar? Pahalı olduğu için, alım güçlerini aştığı için mi, yoksa “böyle gelmiş böyle gitmeli” zihniyetinden mi?
Köylü, köylü diyoruz ama işin içinde başka gerçekler yok mu? Anadolu’da kar yağınca köylülerin topluca ava çıkmaları dışında acaba avlanma ruhsatlıların en az 10 katı olan kaçak avcıların hepsi mi köylü? Köylü nüfusu bu kadar kaçak avcıyı mı barındırıyor? Ankara’yı doğuya doğru geçin, acaba kaç avcının ruhsatı var? Ama kaçağı, yasalı bilfiil avlanıyorlar. Yaban’da çıkan habere bakarsak soyulmuş temizlenmiş dünyanın kekliği jandarmanın yaptığı kontrolde yakalanıyor. Bu da köylü avcı mı? Kar altında kalan arazide asfalt kenarlarını kara görüp buraya inen keklikleri katledenlerde mi köylü avcı? Bulundurma ruhsatıyla tüfeklerini araba bagajında taşıyabilmek avcılık için gerçek bir tehlike değil mi?
Birçok soru sordum. Şimdi de bunlara cevap arayalım. Deveye sormuşlar; neden boynun eğri diye, o da cevap vermiş, nerem doğru ki. Görüldüğü gibi bir konuya girince çorap söküğü gibi arkası geliyor. Son soruyla başlarsak, dünyanın hiçbir modern ülkesinde avlanma ruhsatı olmayan birine av tüfeği satılmaz. Av tüfeği bekçi tüfeği olarak kullanılmaz. Bu nasıl, ne şekilde düzelir, çok ciddi ve uzun bir araştırma, düşünme gerektirir. Önerilerimi bazı yazılarda dile getirmiştim ama hiç kulak asan olmadı. Bir av dergisin içinde adını ilk defa duyduğum en az 25 tüfek firması var. Hepside av tüfeği üretiyor. Satılmasa üretirler mi? Acaba bunları satın alanlar avlanma ruhsatı olanlar mı?
Büyük av tüfeği üretici firmaları, Türkiye’de satılan tüfeklerin ihraç edilenlerin ancak %10’u olduğunu söylüyorlar. Öyleyse yurtdışı pazarı çok büyük. İçeride satılanlar çok küçük bir meblağ teşkil ediyor. Ancak Türkiye silah üreticileri çok büyük bir lobi oluşturuyor. Sadece avlanma ruhsatı olan kişiye silah satılmasına karşı çıkıyorlar. Peki, adı üzerinde, av tüfeğinden bekçi tüfeği olur mu? Veya araba bagajında bekçi tüfeği iken, kırsal araziye girince av tüfeği olanlar avın ve avcının düşmanı değil mi? Kayıtlı, kayıtsız 7,5 milyon av tüfeği olduğu söyleniyor. Bunların yarısı 2 adet av vursa 7,5 milyon av yapıyor. Oysa yasal avlanması gereken, ruhsatlı 114 bin kişi var.
114 bin kişi haricinde kaçak av yapan bunca tüfeğin sahibinin hepsi köylü diyebilir miyiz? Böyle bir düşünce elbette çok yanlış olur. Çünkü içinde Gaziantep, Kahramanmaraş, Urfa gibi büyük illeri barındıran Güney Doğu Anadolu’da 2200, Erzurum, Erzincan, Van, Ağrı gibi illeri barındıran Doğu Anadolu’da 3400 pul alan avcı var. 109 bin avcı diğer bölgelerin. Bölge başına 21800 pul alan avcı var. Bunca avlanana bu sayı yeterli mi? Demek ki kaçak avlanın hepsi köylü değil. Biz avcılar olarak kaçak avcılar üzerinde baskı ve denetleme oluşturabilir miyiz? Zira her kaçak avcının arkasına bir bekçi takabilmek mümkün değil. Otokontrol sistemi ile kaçak avlanmanın önüne geçmek mümkün olabilir. Güvenlik güçlerini veya ormancıları göreve çağırabiliriz. Bunun adı ihbar etmek değil, avını korumaktır. İyi de “çağırdık ama gelen, giden olmadı” diye şikâyetlerinizi duyuyorum. O zaman Türkiye’de kurulmuş koskoca bir konfederasyon var. Her bölgeden federasyonların üye olduğu koskoca bir kuruluş. Türkiye avcısına kefil olmuş, avcılığı ve avcıyı korumak ilkeleri arasında ilk sırada olan bir oluşum. Teşkilatlanalım, avcıyı bir araya getirelim, getirdik. Bu konfederasyon Jandarma Genel Komutanlığıyla bir protokol yapamaz mı? Yakalanan kaçak keklikler, avlar genelde Jandarma tarafından ele geçiriliyor. Yani jandarma bu konuda hassas. O zaman kayıtlı olduğum derneğin federasyona, onun da konfederasyona üye olması nedeniyle sorma hakkım olmaz mı konfederasyona “siz ne yaparsınız” diye.
Köylü avcıya kolaylık getirip, kaçak avlananları yasal hale getirmek için hep beraber uğraş verelim. Harcı bir kere alalım veya hiç almayalım. Yeter ki yasal olsun. Buna avcılar içinde kaç kişi evet der? Hiçbir avcının evet diyeceğine inanmıyorum. “Köylü harç ödemiyorsa ben de ödemem. Ben şehirde yaşıyorum ama köylü kadar gelirim yok” diyecek binlerce avcı var. O zaman harç, her belgede olduğu gibi 1 kez alınsın, sonraki yıllarda alınmasın. 14 milyon Lira, çoğu Ocak ayı içinde her sene gelen gelirden Devlet vazgeçer mi? Bakanlık bu konuda Maliye Bakanlığına çok bastırdı ama başarılı olamadı. En son gelişmeler ise harçların 5 senede bir alınması. Büyük bir ihtimalle bu hususta anlaşma sağlanmak üzere.
Harçlar, pullar hiç alınmasa bile, ülkemizde bu işlerin düzeleceğine hiç ihtimal vermiyorum. Bu avlanma zihniyeti, bu bilinçsizlik sürdüğü sürece hiçbir şey değişmeyecektir. Babam günü, dedem günü şimdiki gibi değildi ama av vardı zihniyeti ortadan kalkıncaya kadar bu iş böyle devam eder gider. Dedem gününde 100 tüfek, babam gününde 1000 tüfek vardı. Benim günümde ise 7,5 milyon av tüfeği var. 114 bin yasal avcı var. 240 bin kurs bitiren ama pul almayan bir başka avcı gurubu var. Gelin de çıkın bu işin içinden.