İnsanlık trajedisi atlar imparatorluğu İrlanda'da yürekleri burkuyor. Bankaların devlet kasasının içini boşaltmalarından sonra fatura vergi veren alt tabakaya ve atlara kesildi. Bir zamanların ''Kelt Kaplanı'' olarak bilinen ekonomilerinde, ''statü sembolü'' olan atların artık kafalarını sokacak bir yerleri yok. Dublin civarında başı boş dolaşıyorlar...
Geçen kış tarlalarda donarak ölen atların sayısı akıllarda. Meteliksiz kalan dünün zengini sahipleri tarafından terk edilen hayvanlarda insanlık trajedisi görüyoruz. Belki bu dört ayaklı yaratıklar üzerinden iki ayaklıları daha iyi anlıyoruz da, yufka yürekli oluveriyoruz.
Aklıma,''Wınter's bone'' filmi geldi. Çaresiz kalan genç kız Ree, istemeye istemeye ailenin atını komşu çiftliğe bağışlarken atı yokluktan 4 gün boyunca hiçbir şey yememişti.
İnsanın yüreği hem Ree, hem de atı için sızlıyordu o filmde.
Picasso, savaşın ne menem bir yıkım olduğunu tasvir eden, ''Guernica'' tablosunun ortasına gözleri korku dolu şaşkın bir at yerleştirmişti. Bu gözler İspanyol halkının gözleri idi.
Ondan önce Emile Zola büyük ve acıklı madenci grevini anlatırken atlardan başarı ile yararlanmıştı. Zola, yer altında köleliğin karanlığında kör olan atın feryadı duyulsun diye detaylara özen göstermişti.
Ünlü drama ustası, Bertold Brecht bir adım daha öteye giderek,' 'O Falladah, die du hangest!'' (Bir at itham ediyor) şiirinde 1. Dünya Savaşından sonra sefalet, devrimler, çalkantılar dönemini çok güzel anlatır. Açlıktan yığılıp kalan ölü ata insanların bıçaklarla saldırıp, etlerini lime lime son kasına kadar kemiğinden ayırmasını gözlerimizin önüne serer.
Doğrusu, İrlanda o kadar da kötü değil. Ne atlar ne de insanlar için. İrlanda asıllı yazar Jonathan Swift'in: Edebiyatın en çarpıcı hiciv örneklerinden olan ''Guliverin Seyahatleri'' adlı eserinde houyhynhnm'lerden söz etmesini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Onlar sözün özünü ve erdemi simgeliyorlardı. Atların dört ayağı var ama tökezliyor, erdemli olmak zor bir düş...
Napolyon zafer kazandığı zaman askerlerine, ''Zafer Tak'ının altından geçerek evlerinize dağılacaksınız'' dermiş. Aklıma: Oradaki gürbüz dinamik atların savaş ganimeti olduğu ve bizim oraların süvari atlarına çok benzediği geldi. Bir de, ''Ciddi Olmanın Önemi'' adlı ünlü eserin yaratıcısı, öldükten sonra paylaşılamayan, İrlandalı yazar ve şair Oscar Wilde'nin mezarı...
Paris'teki ünlüler mezarlığında yıllardır kadın hayranlarının eseri olan ruj lekeleri mezar taşını kirletip aşındırdı diye, tamir edip etrafını camla kapladılar. Bundan böyle kirlenmeyecek zarar görmeyecek. Aynı gün mezarın yanı başındaki ağaç; ruj ve öpücük izleri ile kaplanmış tanınmaz haldeymiş!
Zavallı ağaç...
Rastgele