2004, Nobel tarihine aynı yıl üç kadının ödül aldığı yıl olarak geçer.
* Amerikalı Linda Buck, Nobel Tıp ödülü.
* Avusturyalı kadın yazar Elfriede Jelinek,Nobel Edebiyat ödülü.
* Kenyalı çevreci Wangari Maathai' Nobel Barış ödülü.
Barışın çevre ile ne ilgisi var! Diyenlere:Nobel Komitesi Başkanı, ''Barışa giden yol çevreden geçer'' cevabını vermişti. (sadece barış ödülünü Norveç,diğer ödülleri İsveç veriyor.)
Maathai'nin ödülünü alırken yaptığı ''Adalet,eşitlik ve ekolojik bütünlük'' diye başlayan sözleri hâlâ hafızalardadır.
“İnsanlara söz hakkı vermeden, onları bilgilendirip bu kaynaklarının onlara ait olduğunu anlatmadan çevreyi koruyamazsınız'' sözleri ile akıllarda yer edinen, Afrikalı çevreci Wangari Maathai 71 yaşında kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumdu.
Çevre sorununun aslında bir demokrasi sorunu olduğunun ilk savunucularından, Afrika'nın, tabiat anası artık yaşamıyor!. Verdiği çevre mücadelesi nedeniyle baskı gördü,ölümle tehdit edildi,hapse atıldı, hakaretlere uğradı, fakat hiç yılmadı.
70'li yıllarda Kenya'da ağaç dikme projeleri yürüterek kıtlıkları engellemeyi ve kadınların sosyal koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan:Yeşil Kemer Hareketi'ni kurdu.Bu hareketin diktiği ağaç sayısı yaklaşık 25 milyon ağaç civarında.
Asıl Maathai'yi bütün ülkenin gündemine taşıyacak olan,1989 yılında münferit bir davadaki başkaldırısı olacaktı:
Başkent Nairobi'nin akciğeri diye anılan, ''Uhuru Parkı''ında 60 katlık bir iş merkezi yapılması projesine karşı çıkan Maathai;büyük bir halk seferberliği başlattı.Hukuki mercileri de harekete geçirip bu yapıyı protesto etti.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı D.arap Moi, projeye karşı çıkanların, ''kafalarında böcek olduğunu'' söyleyerek, Maathai'ye:Erkeklere saygılı ve susan bir kadın ol, Afrika gelenekleri bunu gerektirir !.Türü sözlerle onu rencide etmişti.
2009 yılında Stockholm'de katıldığı bir konferansta dinlediğim.Rengârenk şık elbiseleri içinde, kocaman gülücüklü tabiat ana,bu mücadeleyi kazanması ile tanındı.Daniel arap Moi'nin gözdağı vermesi para etmemişti
Ekrem abi,
Ayağımın tozu ile Bakü'den döndüğümde kara haberi dünyaya duyuran:Şu sana bahsettiğim,Norveçli bakan,'Erik' oldu.
Korsika'da yediğimiz yemeğin hesabını,''yok ben vereceğim,yok sen vereceksin'' diye itişip kalkışırken,restoranda kocaman bir vazoyu kazayla,beraberce devirip kırdığımız,çifte koltuklu,şimdiki,''süper bakan'' Erik Solheim.''Afrika,özellikle kadınları!..Bir kahramanı,lideri,öncü bir aktivistini,ben de değerli bir dostumu kaybettim,yokluğunu hep hissedeceğiz'' açıklaması ile dünyaya bu üzücü haberi verdi.
Bakü demişken,oradaki Nobel müzesini ziyaret etme fırsatı olmadı.
Sevgili Dr.Ali Bürkev aga,(Gece yarılarına kadar anlattığı,-tanımanı çok isterdim- dediği,Pomak Avcı;Adem agaya istinaden) elindeki keten torba ile:
Bakü havalimanındaki,''Dünyaya Yaxın Olaq''... Reklam panosunun önünden geçerken,YABAN'nın sınırları aşacağını önceden kestiren biri olarak:Ali abi'nin bir poşetin doğaya karışmasının 400 yıl aldığını düşünerek,alışkanlıklarını değiştireceği aklımın ucundan geçmezdi... Azarbeycan'dan göstere göstere elinde:
''I love my planet'' Yazılı keten torba ile dönmek çok manidar...
Kuşlar doğadaki çirkin görünümlü poşet tarlalarında yem sanarak yedikleri plastik parçacıklarının içindeki kimyasallardan zamanla olumsuz etkilenip yok oluyorlar.Bu davranış değişikliğinin altında, ''Çulluk'' neslinin geleceği endişesi yatsa dahi,insan dünyaya ancak bu kadar yaklaşır!.Bakü'deki sıcak samimi karşılama, yemek masasında dinlediğim''Sarıgelin türküsü''nün, yüksek frekanslı ince tiz sesi kulaklarımda hep çınlayacak..
YABAN artık eski YABAN değil,aşılacak çok sınırları var..
Haydi öyleyse artık şu,''bohçacı'' tekerlemesini bırakalım!.
Öyle buyurdu kurucumuz...
Not:YABAN'ın isim babasının da aynı panonun önünden geçtiğini unutmamak gerekir,yoksa o ikisi çatışır!.