İzlanda'da kaz avı yaparken gökyüzünden gelecek kazları beklemek ile ”Amerika Rüyası” arasında ince bir sınır oluşuyor. Amerika'ya iki eli boş gidenler, sınırsız ufuklara bakıp başarı, zenginlik ve mutluluk beklentileriyle her gelen günün daha güzel olacağını düşlerler. Buna Amerikan rüyası, ülkelerine yazdıkları ve sonradan bir çok esere konu olan mektuplara da Amerika mektupları denirdi.
İzlanda, Avrupa'nın kuzeyinde balıkçılık ve doğa turizmi ile geçinen bir ülke iken,olanakları elvermediği için haftada ancak üç gün televizyon yayını yapılırdı. Masalları, dramatik doğası, atları, pembe ayaklı kazları ve beyaz kekliğiyle ünlü olan ada, bir ara, ekonomideki hızlı yükseliş nedeniyle tanınmaz hale geldi...
Periferideki bu yoksul küçük ülke, bir anda Avrupa'da ticaret, finans, eğlence ve taşımacılık sektöründe dev imparatorluklar kurdu. Futbol takımları alıp sattı. Dünyayı fethetme hırslarına gem vuramadılar. Okullarda öğrendikleri gelişmiş matematik hesaplarla alıp satan, değiştirip tokuşturan, borca borç katarak ticarete devam eden baş aktörlerine ''Finans enikleri'' denilen bir zümre doğdu. İzlandalılar dil konusunda çok tutucu oldukları için, finans krizini kendi dillerinde betimleyen bir kelime türetmişler: ''Kreppa''. Artık İzlanda barlarında bu kelime ile başlayan kara mizahlı esprilerden geçilmiyor.
Ülkelerini iflas ettirip satılığa çıkarmaya vardıran bu çılgınlık döneminde İzlanda, kutupların Manhattan'ı diye ün salmıştı. Bir bakıma ''Her şeyin alınır satılır'' olduğu bir zamanların Dubai'sini andırıyordu.
Finans eniklerinin 300 bin nüfuslu adayı derinden etkileyen,''yetim hakkı'' aratmayacak trajik masalı uzun yıllar anlatılacaktır mutlaka.
Adada ulusal iflas travmasından sonra, kilise ziyaretlerinde fark edilir bir artış olmuş. ''Kaostan cennete'' denen turizm ilanlarıyla karışık bir ulusalayıkma yaşanıyor...
Avrupalılar savaşların ya filmlerde ya da uzaklarda olduğunu sanıyorlar ve birbirlerinin gırtlağına sarılmamak için birlik kurduklarını unutmuş görünüyorlar.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ”yeniden kuruluş” dönemine, demokrasiden ekonomik gelişmeye, popüler kültürden yaşam biçimine, uzaya yolculuklardan dünya barışına kadar her şeye Amerika damgasını vurdu.Kendisini bu sürecin ''belirleyicisi, garantisi ve güvencesi'' olarak gördü. Yani, Pax Amerikan’a...
Gözlerimizin önünde cereyan eden Yunan trajedisi, Roma İmparatorluğu’nun son yıllarını andıran ve Amerika'yı felce uğratan borç krizi, ”Belki Çin çare olur” beklentileri… Bunların hepsi insan kaynaklı.
Soğuk Savaş döneminde Amerikalıların İzlanda'da da çok büyük askeri üsleri vardı. Bazen çılgınlıkmış gibi, inanılmaz gibi algılansa da, Amerikalıların kendileri ve toplumları ile ilgili çok güçlü mitolojik anlatımları olur. Hem Avrupa hem de Amerika fantezi ile sağduyu arasındaki bağları kopararak, son yıllarda güç ve refahın kredi ile inşa edileceği histerisine kapıldı. Bunun çözüm olmadığı anlaşılınca şimdi dünya nimetlerini ”paylaşmada” sıra Kuzey Kutbuna gelmiş görünüyor...
Dünyanın başka yerlerinde doğal kaynaklar azalırken, kutup bölgesinde bilinçli korumacılık sonucunda zenginlik fışkırıyor. Bu kaynakların üç nesle yeteceği söyleniyor. Petrol mü, yoksa deniz ürünlerinden gelen gelirler mi, diye yapılan halk oylamasında;kuzeyin küçük adalarında halkın % 99’u petrole hayır! dedi.
Bu bölgede sessiz ve derinden giden bir hareketlilik var. Hem askeri hem de, ''sivil'' manevralar oluyor! Aktörleri de belli: ABD ve AB. Kuzeylilerin ''ayı uyumaz” diye tabir ettikleri Rusya da boş durmuyor elbette...''Bu durum yeni bir soğuk savaş gibi anlaşılmamalı'', türünden ''sağduyulu'' açıklamalar geliyor arada bir...
Bu ara, tepemizden birkaç kaz geçmedi değil!..
Ekrem abi.
Yanardağları dünyada uçakları durdurup hayatı felce uğratan bu mistik adanın, haftada üç gün televizyon yayınları dahil serüvenlerini görme, yaşama fırsatım oldu.
Yaşlı bir İskandinav dostumdan İkinci Dünya Savaşı’nı dinlemiştim, (Savaşları anlamak için yaşlılara ne kadar kulak veriyoruz?. Gerçi yaşlıdan yaşlıya da fark var...)
Bu dostum, Çin’in dış dünya tarafından tanınması için 'Pekin Operası’na bir Avrupa ve İskandinavya turnesi düzenliyor. Çin'in Batı’daki bu ilk kültürel etkinliği büyük beğeni kazanıyor. Pekin Operası, nüfusu az olan İzlanda'da tam 9 hafta, her gün kapalı gişe gösteriler sunuyor. Bu sükseden kısa bir süre sonra, Birleşmiş Milletler de çok önemli bir oylamada İzlanda, Çin'den yana tavır alıp müttefiki Amerika’ya karşı veto hakkını kullanıyor!..
Bundan sonrasını anlatmak, bir Köroğlu bir Ayvaz ve senide alıp gezip görme hayali ile diyelim.