Hayvana eziyetten dolayı yapılan duruşmada mahkeme salonu, kalabalık bir grubun protestolarına ve genç bir kızın haykırışlarına sahne oldu.
Ünlü bir mekanda, kız tavlamaya giden sihirbaz kılığına girmiş birisi ”komik bir jest” yaparak, kızın martini bardağına canlı bir akvaryum balığı bırakıverir.
Tırmandığı flört merdiveninin ikinci basamağında, genç kıza bu kez canlı bir civciv çıkartması yapan bu ”espriler kaşifi”, martini bardağını taşıran son damladan habersizdir.
Gece yarısı lokale baskın yapan polis, burada bulduğu iki civcivi alıkoyup, soruşturma başlatır.
Hayvanlara eziyetten yargılanan 29 yaşındaki bu flört ustasına, ”sosyal medya” desteği yağdı. Yakın arkadaşları olan bir çift, 400 Facebook kullanıcısını twitterde bu EVENT'e destek olsun diye duruşmaya çağırdılar. Dayanışmanın psikolojik yöntemi belli: arkadaşlarının masum olduğunu haykırıp, ''kalabalık'' edecekler.
Karşılarında ise 18 yaşında genç bir ''annesinin biricik kızı.'' var.
''Medyada yazılan her şeye inanmamak gerekir'' diye haykıran ”sosyal medya” çifti, hükmünü vermiştir bile:
''Ortada bir yanlış varsa, kendisine verilen civcivi polise götüren bu kızın davranışıdır''.
Davranış biçimlerini kim, nasıl değerlendirecek peki?
Mahkeme heyeti bu noktaya bir mim koyuyor ve savcı iddianameye devam ediyor:
Eğlence mekanındaki yüksek sesli müzik civcivi rahatsız etmiştir, zavallıcık üşümüştür, üstüne üstlük rengarenk boyandığı için boyadaki kimyasallardan ciddi zarar görmüştür!
Savunma avukatı hazırlıklıdır:
O gece müvekkilinin yanında ısı lambası vardır, civcivlerin üşümesi mümkün değildir. Kaldı ki, İspanya ve İtalya'da civciv boyamak eski bir gelenektir. Bu yüzden kimse onları bugüne kadar suçlamamıştır. Dahası, civcivler ilkokul çocuklarının kullandığı ''Buttericks'' marka boyayla boyanmıştır ve bu boyanın zararsız olduğu da herkesin malumudur.
Pek doğal ki, o gece eğlence yerinin ''tema''sı hayvandı. 400 destekçi de ''yerinde'' argümanlarını hemen sıralamışlardı:
-Hayvanların sirklerde gösteri yaparken katlandıkları eziyetlere ne demeli?
-Ya delfinaryumlar?
-At yarışlarında atların bir sahanın etrafında dört dolanmasına ne buyrulur?
-Peki, binicilik okullarında bir ata günde 20 tane yeteneksiz öğrencinin binmesi?
”İnsan ve hayvan söz konusu olduğunda söylenecek çok sözümüz var!” diye kurumlanan twitterciler savunmanın elini güçlendirmiyorlar mı?...
Bu onların protestosu.
Karşı protesto -feryat- da genç kızdan geliyor: ''Bana verilen civcivin, o gece bir biçimde negatif etkilendiğini hissediyorum, davayı sonuna kadar sürdüreceğim''.
Mahkeme heyeti, lokaldeki yüksek müzik ve gürültünün civcivi olumsuz etkilediği konusunda hemfikirdir.
Ama acar savunma avukatı hemen cevabı yapıştırır:
''Civciv dans pistine hiç çıkmadı ki!'' Delil tespiti için duruşma ileri bir tarihe ertelenir.
Ben, ben, ben! Dünya benim etrafımda dönüyor, diyen modern teknikle ve sevimli ayılı yastıklarıyla büyüyen, en yakın dostu smart telefonu olan, bedava müzik ve film indirmeye alışmış, hazırcı bir genç kuşak var şimdi.
Eskiden, civciv hepimiz için, hepimiz civciv için, diyen olurdu.
Kendilerinden öncekilerinin neler yaptığını bilir mi bu egosantrik kuşak, balans ayarı olur mu bunların? Bir gün, belki?
Söz konusu yer, Stockholm'un tanınmış restoranlarından birisi.
Desibel olarak, İstanbul'daki Reina'nın eline su dökemez. Bırakın dans pistini, Reina'nın ''vip'' locasına da sığınsa, oraya düşen her civciv ''travma'' geçirir.
Her ülkenin kendisine göre ses şiddeti ”taktir” ölçüsü var, diyeceksiniz, doğru!
Vip locası demişken, Doğu Bloku çöktükten hemen sonra, herhangi bir ülkede, herhangi bir mekanda buna benzer, koyu renk ve masif ağaçtan, üzerinde bol votka bardağı ve bir kağıt parçası olan masalar görmüştüm.
Reina'da, bir eğlence kültürü yaşıma daha girdim.
Twitter'i bulan 29 yaşındaki Jack Dorsey, günlük trafiğin 70 milyon kişi olacağını beklemiyordu herhalde.
Toplumsal olaylardaki, ''devrimci'' ve ''karşı devrimci'' fonksiyonlarını da...
Kim olursa olsun, ne anlatırsa anlatsın, kim tarafından okunursa okunsun, 140 işaret dışında sınırlama konulmayan buluşundan 400 kişinin minnacık bir kuşa karşı öteceğini bilseydi bir 'şerh'' düşerdi mutlaka.
Ekrem abi,
Civcive ne olmuş, diye sorduğunu duyar gibiyim.
Biliyorsun, hayvanların tek yaşama şansı, kendilerini güçlü ve sağlıklı gösterip zayıf yanlarını gizlemektir. Tersi de olsa, üşüdüm, titriyorum, yorgunum, kulaklarımın zarı patlayacak diyemezler!
Doğanın kanunudur, dedikleri an yem olurlar.
Şu sözlerin geldi aklıma:
Çamlar yeryüzünün
gökyüzüne yazdığı şiirlerdir.
Ama biz onları devirir ve
boşluğumuzu kaydedebilmek için
kâğıda dönüştürürüz...
AC