İnsanlar hayvanları hukuk önüne çıkarıp mahkeme edebilir mi?..
Birkaç yıl önce İsveç'te hayvanat bahçesindeki bir kaplan, bir ziyaretçiyi öldürdü. Kaplanın cezalandırılması yönünde sesler yükselmişti o zaman. ''Beklenilen bir kaplan davranışıdır bu. Hayvanı mahkemeye verip cezalandırmak yerine ziyaretçi rutinlerini gözden geçirmek gerekir'' diyenler çoğunlukta olduğu için konu kapatılmıştı.
Aslında hayvanların bildiğimiz mahkemelerde yargılanmaları yeni değil. Ortaçağ’dan bu yana, başta domuz olmak üzere ”adaletin pençesine teslim” edilen hayvan sayısı çoktur. O dönemde caddelerde başı boş dolaşan domuzların küçük çocuklara saldırıp, yaralama, hatta ölümlere neden oldukları biliniyor.
Cinayet veya,''kasten adam öldürmeye teşebbüs''ten yargılanan domuzlardan suçu sabit olanlar idam edilirdi. Sahipleri herhangi bir cezaya çarptırılmaz, hatta ufak bir tazminat aldıkları dahi olurdu.
Hukuk tarihinde 800'üncü yüzyıldan günümüze kadar mahkemelerde yargılanan binlerce hayvan var.
İşte modern tarihten bir kaç örnek:
* 1792 yılında,Paris'te bir papağan,sokakta,''Yaşasın kral'' diye slogan attığı için,''karşı devrimci faaliyetten'' yargılanır. Mahkemenin tayin ettiği bir terbiyeci tarafından devrimi öven sloganları ezberledikten sonra giyotinden zor bela kurtulur.
* 1805 yılında Danimarka'da farelere karşı süren uzun bir hukuki süreç başlatılır.
* 1826 yılında yine Fransa'da ekili alanlara zarar verdikleri için çekirgelere karşı kitlesel bir dava açılır.
* 1924 yılında İndiana'da bir şempanze,kamuya ait alanda sigara içtiği için mahkum edilip,para cezasına çarptırılır.
Biraz daha yakın tarihe bakalım:
* 1960 yılında Amerika'da birkaç kişiye saldıran şafer cinsi köpek, yargılanıp ölüme mahkum edilir ve elektrikli sandalyeye oturtulur.
* Arjantin'de küçük bir çocuğa saldıran köpek, ömür boyu hapis cezasına çarptırılır.
Tarihteki geçmiş örneklere bakılırsa 1992 yılında Tanzanya'da özel şahsa ait çimenlikte otlandığı için yargılanıp, dört günlük hapis cezasını cezaevinde yatarak çeken keçinin, en şanslı hayvan mahkumlardan sayılması gerekir.
Bu örnekler, böceklerden yunuslara, Etiopya'dan Brezilya'ya kadar uzar gider.
Adalet duygularımızı sorgulamamızı gerektiren anekdotlar bunlar ve şimdi bize ne kadar komikmiş gibi görünse de uygarlık tarihimizin bir parçasını oluşturuyorlar.
Hayvanları yargılama süreci de tıpkı insan mahkemelerinde olduğu gibi. Ne bir eksik, ne bir fazla:
Yargıç var, şikayetçi dinleniyor, suçlanan hayvanlar mahkeme huzuruna çıkartılıyor ve hapse atılıyor.
Suçluların savunma avukatları dahi var. Ücreti toplum tarafından (vatandaşın vergi parası ile) ödenen avukatlar, müvekkillerinin haklarını gelişmiş hukuki terimler ve güçlü argümanlarla savunmaya çalışıyorlar.
Konunun uzmanı bilirkişilere başvuruluyor, varsa tanıklar dinleniyor, suç mahalinde keşif ve tatbikat yaptırılıyor. Kanıtlar, karşı belgeler, dilekçelere eklenerek, araştırılmak üzere mahkeme heyetine sunuluyor. Paragrafların yoruma açık yanları üzerine uzun ve demagojik tiratlar düzülüyor.
Bir üst mahkemeye itiraz yolu da açık!
Sonunda suçun sabit olduğuna karar verilirse ve cezası ölüm ise, profesyonel bir cellat tıpkı insanlara uyguladığı gibi ipi hayvanın boynuna geçirip, ayağı ile sehpaya vuruyor...
Ama bu hayvan öyle tekmeyle filan indirilemeyecek kadar büyükse ne olacak? Amerika’da 1916 eylülünde yargılanmadan idam edilen bir fil vakası var. Bir sirkte kendisini kızdıran bakıcısını hafifçe ”okşarken” ölümüne neden olan ''Mary'' adındaki fili idam ederken sehpa yerine vinç kullanmışlar. İlk seferinde iki tonluk hayvanı çekemeyen vincin zinciri kopmuş ve yere düşen Mary’nin kalçası ve bacakları kırılmış. İkinci kez güçlendirilmiş zincirle hayvanın hakkından gelmişler.
Celladın hayvan için aldığı ücret ile insan için aldığı ücret aynı. Ne bir kuruş eksik, ne bir kuruş fazla. İşte ancak burada, hayatının son dakikalarında idamlık bir hayvan, insanla eş değere sahip oluyor.
Ekrem abi,
1916 yılından bu yana ikinci yargısız fil infazına bizim İstanbullu Toni Hoca teşebbüs etti.
Afrika'da fil avlarken azgın bir fil, hocanın rehberini öldürmüş. Hoca, uzun süre bu filin peşine düştü ama bir türlü bu hayvanı savanların bir köşesinde sıkıştıramadı! Ama vazgeçmiş değil!
Ortaçağ’dan bu yana varolan İtalyanların kan davası geleneği vendetta’yı sevgili Antonio Trupia hoca, bir file karşı sürdürüyor. Peki Afrika cangıllarında, savanlarında rastlayacağı onca fil arasında o katil fili nasıl ayırt edebilecek ki? Yanıtı çok kesin ve kararlı: O katil bakışları hemen tanırım!
Hakkında pek çok kitap yazılan, belgeseller yapılan ve insanlarla işaret dilini kullanarak iletişim kurabilen dişi goril Koko'yu hatırlarsın.
Bir gün ona ”Sen bir hayvan mısın yoksa kişi misin?'' diye sormuşlar. ''İyi hayvan goril'' diye cevap vermiş...
Goril vakfında çalışan iki kadın, Koko hakkında işaret diliyle ''saçlarınızı çözün, memelerinizi gösterin, gözlerinizi yumun'' dediğini ileri sürüp, suç duyurusunda bulunarak, bir milyon dolarlık tazminat davası açmışlardı.
Böylesi, arabulucularla kapalı kapılar ardında pazarlığa oturulan hayvan mahkemeleri de yok değil.
Koko'ya dava açan hanımlardan birinin adı Nancy Alperin olduğu için aklımda kalmış.
Hafızam güçlü, ayrıntıları kolay kolay unutmam..
Senin şu ünlü ''zaman paradır'' sözünü unuttuğumu da sanmayasın hani!
AC.