Sözde çevreci kimliği altında faaliyet gösterip, son dönemde alınan karaların içinde yok sayılacaklarından endişe duyanlar, bir kenarda bırakılmaktan öylesine çekiniyorlar ki sormayın gitsin...
Avcı patentli yaban hayatı koruma geliştirme projeleri hakkında kötü sözler söylendiğinde bile mutlu oluyorlar!
Bu eskimiş benciliğin var oluşu,
Tekbir ifadeyle sınırlı : "Konuşuluyorum, öyleyse varım."
Bu gün Av Yaban Hayatı Koruma geliştirme konularında avcıların kat ettiği mesafe
Avcıları çapulcu olarak lanse eden sözde doğa dostu vakıf, ve derneklerin en büyük hayal kırıklığı oldu.
Vazgeçilmez olduklarını sanıp avcılığın, doğa ve çevreciliğin hamisi olduklarını sanmaları, fakat günümüzde herhangi bir doğa derneğinden farklarının hiç kalmadığını anlamaları biraz stres yapıyor sanıyorum.
Av yaban hayatını koruma amaçlı kurulan sivil toplum örgütlerinin farklı olabilmek için avcılara acı çektirmeleri ya da düşman olmaları gerekmiyor.
Sıra dışı olmak, ortada görünüp konuşulmak adına yapılan hizaya çekilmeye avcı toplumu itiraz edip projelerini sunuyor...
Fark yaratmak denilen şey vitrinde görünmek ve hakkında konuşulmaktan ibaretse...
Yani gelecek kuşaklara sürdürülebilir avcılığı ,doğayı bırakmaksa, bir günlüğüne ünlü olmak gerekiyorsa av yaban dostları işte o gün geldi diyorum..
“Sözde Çevrecilere dur derken ekleyelim;
Medyamı? Bizde var... Yetişmiş insan mı? Bizde var... Proje, Araştırma geliştirme mi? Bizde var...
PEKİ, NE YOK!
Ne acıdır ki birlik yok...
Derneklerde, internet sayfalarında, sağda solda her yerde sürekli sızlanan bir avcı toplumu var. Av yedi gün olsun domuz avı serbest olsun... Olsun da peki istemek için çözüme destek olmak gerekmiyor mu?
Hiç kimse kendini kandırmasın, geçen yıl zafer olarak ilan edilen haftada dört gün av bu yıl “kim vurdu ya” gidiyor.
“Ben yedi gün avlanmak isterim” diyen av yaban hayatı dostlarına soruyorum;
Malum sözde doğa derneğin açtığı hafta dört gün avlanmanın iptali konusundaki dava sürüyor, kaç tane avcı bu davanın ne olduğunu biliyor?
MAK. Kararlarında alınan haftada dört gün avlanma kararı arkasında durmaya çalışan Çevre ve Orman Bakanlığı’nı, kimse kusura bakmasın, yalnız bıraktık muhasebesini iyi yapmak gerekiyor.
Verilen dört günlük avlanma hakkına sahip çıkmayan bir avcı toplumuna bundan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı neden sahip çıksın?
Bir kaç ay önce yazımda aynen şöyle demiştim;
“Ankara diyor ki;
Ben bir Don biçtim ve hazır,
Ya bu donu üstünüze göre dikin ya da ben dikerim benim diktiğim donu dar da gelse bol da gelse giyeceksiniz!”
( http://www.yabantv.com/yazi/394-ne-tuhaf-yeni.aspx )
Üzgünüm biz beceremiyoruz..
Ankara’nın avcıyla birlikte hayata geçirmeyi planladığı yaban hayvanlarının envanter çalışmaları, bağlı olarak sürdürülebilir avcılık projelerinin hayata geçmesi diyebileceğimiz paralı avlakların düzenlenmesi ve geliştirilmesi konusunda yapılan çalışmaların meyvesi olarak nitelendirdiğim göçmen kuşların haftada dört gün avlanmaya açılması konusunda görüş birliği ortaya çıkmıştı.
Ne acıdır ki sahip çıkmakta zorlanıyoruz.
Türk avcılığı için yeniden başlangıç anlamına gelen 2015 tarihi haftada yedi gün avlanma paralı ve kotalı avcılığın bir anlamda başlangıç tarihidir.
Kim nerede ve ne kadar avlayacak cebine göre sezon başında parasını ödeyerek karar verecek.
2015’de her gün ava hazır mıyız?
Göreceğiz...
Saygılarımla