Ne tuhaf!
Olaylara tanık oluruz "hıım, önemli bir konu” deriz,
Sonra da ekleriz;
“Abartmaya ne gerek var yahu.”
Pek çok olaya karşıdan bakıldığında çok sıradan gelir, zararsız duran gelişmelere çoğu zaman “rutin konu” muamelesi yapar, üzerinde fazla durmayız.
O sırada bizim için sabah kalkıp ava gitmek keklik avlamak, çulluk avlamak, köpek yetiştirmek, işte sorunsuz yaptığın neyse odur önemli olan, insanın doğasında var işte ..
Fakat birkaç yıl sonra aynı gelişmelerin ülke çapında düzeni, av ve yaban hayatını değiştirdiğini, geleceğin yazıldığını geç de olsa anlarız.
Geçmiş bir tarihte avcılığın gelişimi ve sürdürülebilir avcılık konusunda bir çalışma için avcı derneklerine ziyaretler yapmıştım.
İç Anadolu ve İç Egede görüş aldığım pek çok dernek başkanı ile paralı avlaklar konusunda tartışmak zorunda kalmıştım.
Zihnimde yer eden, neredeyse kimsenin gözünün görmediği bir oluşum vardı ülkede.
Anlattım uyardım fakat en geç altı yedi yıl içinde paralı avlak konularının gündemimiz olacağını, kendi dağımızda avladığımız ava para ödeyeceğimizi söyledim.
Paralı avlakları özendiren görüntüler kaçak avcılara aba altından sopa gösteren haberler bir yana bırakılırsa, insanımızın ve avcı aydınların, aslında doğal olarak herkesin aklı fikri bagaj limitleri ve haftada yedi gün avdaydı...
Zamanla örnek daha sonra özel ve nihayet paralı avlak çalışmaları son şeklini almaya başladı.
Kendini şirin gösteren, Ankara’da eşi dostu olan açıkgözler de doğal ortamında üreyen av hayvanlarını kiraladıkları örnek avlaklarda kanatlı ( keklik ) popülâsyonunu sinekkaydı temizlikle tükettiler.
Bu karmaşa ve yağma ortamında tutulacak bir yanı olmayan avcı toplumu onca karmaşa ortasında tabiri caizse zarar görmemek için yorganı başına çekiyor fakat poposu açıkta kalıyor.
Bir yandan paralı avlaklar tokat gibi çarpıyordu avcının yüzüne...
Türkiye de avcılık düzenini, Ankara kökünden değiştirmiştir.
Ankara diyor ki;
“Ben bir Don biçtim ve hazır,
Ya bu donu üstünüze göre dikin ya da ben dikerim benim diktiğim donu dar da gelse bol da gelse giyeceksiniz!”
Bunun farkında olan avcı aydınlarımız, yoğun bir çalışma içinde, sempozyumlar düzenliyor, bilgilendirme çalışmaları ve alt yapı çalışmaları yapıyorlar.
Konfederasyonlar, federasyonlar, dernekler konuyu yakinen takip ediyorlar.
Ortama bakınca, biliyoruz ve eminiz ki, Türkiye de yazılıp çizilen yeni kanunlar ve kararlar, son günlerin hayhuyundan çok daha köklü bir damga vuruyor avcılığımıza.
Bu yıl MAK karalarında, iyice kesinleşmesini beklediğim, paralı avlaklar ve devlet avlakları konusunun altı kalınca çizilecektir.
Ankara ve avı ticari araç haline getirenlerin ortaklığını bundan böyle çok hafife almasak, daha doğru olmaz mı?
Bugün aklımız fikrimiz hala haftada yedi gün avlanmakta... Bağır çağır işler yürümüyor artık...
Beklide Ankara bu yıl “tamam” diyecek, “buyurun haftada yedi gün av, yalnız paralı avlaklarda!...”
“Gel kardeşim istediğin zaman avla ama cebini sağlam tut da gel!”
Peki ya devlet avlakları… ?
Av turizmi ve paralı avlakları destekleyen Ankara bir yandan av kaynaklarını kontrol etmek istiyor, öte yandan kaçak avcıları kovalıyor.
Hele bizim gibilerin zihni karışık. Öyle bir gündem yaratmışız ki; kedi, köpek, bagaj, tüfek, fişek, kuş gribi derken...
Uzun vadeli projelere kafamızı kaldırıp bakamıyoruz bile!
Atı alan Üsküdar’ı geçiyor ya biz neredeyiz