Ekrem abi,
Çoğu kişinin bir kervanla çöllerin içine doğru yolculuk yapma, gün boyunca yakıcı güneş altında ilerledikten sonra gece serinliğinde kumların üzerine uzanıp yıldızlara bakma düşünü hep merak etmişimdir. İnsanların gökyüzüne bakma romantizmini hâlâ anlamış değilim.
Benim gökyüzüne ilgim çocukluktan geliyor. Yaz gecelerinde açık havada uyurken ”insan tüfekle yıldızlara ateş etse vurabilir mi acaba?” diye düşünürdüm hep.
Bir gün bu hayalime elle tutulacak kadar yaklaştım.
Serde biraz görmüş geçirmişlik olsa da ”giden gelmiyor, acep nedendir?” türküsüyle büyüdüğümüz için Yemen ellerinde, bizim köy karakollarını andıran gümrük kapısından geri döndüm. Biliyorum, ”Bir ülkenin medeni olup olmadığına bakarken, gümrük kapısının görümüne aldanma!” diyeceksin. Haklısın.
Ama döndüm işte. Yoksa kervanlarla 50 derecelik sıcaklıkta her gün 16-18 saat yılanlar ve akreplerle yol arkadaşlığı edildiği ”atmasyon” larını çok dinlemiştim.Fransız bir turistin deveden inerek ”Deve sırtında oturmaktansa ya da adım adım çölde yürümektense şuracıkta uzanarak ölmeyi yeğlerim!” demesini ve Yemenli rehberin öfkeyle bir kamasına bir de kamçısına baktığını da duymuştum. (Sonrasını merak edenler için: rehberin öküz boynuzu saplı, kıvrımlı kırbaçta karar kılmasıyla canlanan Fransızın, eve dönüş biletini yakmamak için ağrı sızılar içinde kıvranarak deveye bindiği tevatür edilmişti).
”Gelmişken görelim” duygusu, ne maceralar açar insanın başına…
İşte o gün bende ne hikmetse ”yol yakınken dönelim” duygusu hakim olmuştu. Malum ya, Yemen türküsünde ayrıca ”ılgıt ılgıt kanım damlar çemene” de diyor.
Bir de Yemen'in tarihinin uzun mu uzun, kanlı-barutlu sömürge ve iktidar savaşlarıyla dolu olduğunu hatırlayınca... Allah'ın bildiğini senden mi saklayacağım Ekrem abi, aklıma Talibanların tarihi Buda heykellerine ateş açması ve Yahya Hoca geldi o anda... Talibanların en önemli üsleri oradaydı.
Bizim medya Arap ülkelerindeki ”devrim” le ilgili haber ve yorumlarla dolu hanidir. Bir gayret, bir telaş, devrimi nerdeyse onlar yapacak. Peki nedir bu devrim, nasıl olur, malzemesi, yeri, zamanı nedir, neden olur, olduğu nasıl anlaşılır, kim yapar, niçin yapar, neye yarar?..
Yemen’den konuşuyorduk ya şimdi şu ”devrim” in kasıp kavurduğu Yemen ne menem bir ülkedir, diye merak ediyorsundur.
Yemen 1800'lü yıllarda bölünmeye başladı. Osmanlılar, Kuzey ve Batı Yemen'de nüfuzlarını artırdı.
1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte İngilizler, Aden limanı ve çevresini kontrol ederek, orayı doğu ile yaptıkları ticaretin en önemli merkezi haline getirdi.
Osmanlılar 1918'de Kuzey Yemen'de Yahya Hoca adında bir asinin hesapta olmayan direnişiyle karşılaşıp çok zayiat vererek, Yemen'i terk etmek zorunda kaldı.
1937 yılında Aden limanı ve çevresi İngiliz sömürgesi oldu.
Yahya Hoca, Kuzey'in bağımsızlığını ilân edip, orasını dünyadan izole, ''özgür'' bir ülke haline getirdi...
Askerler 1948'de 80 yaşına gelmiş olan bu Yahya Hoca’yı öldürerek yönetime el koydu. Kısa bir süre sonra Yahya oğlu Ahmed, muhalefeti bastırmayı başarıp, babasının yerine geçti. Ama ömrü fazla vefa etmedi, 1962'de eceliyle öldü.
Yerine geçen halefi, kendilerine cumhuriyetçi, diyen bir grup tarafından alaşağı edildi. Daha sonra Suudi Arabistan, imam Yahya taraftarlarını, Mısır da cumhuriyetçileri destekledi.
Kuzey'de bunlar olurken, Güney Yemen, İngilizlere karşı mücadele ederek 1967 yılında bağımsızlığa kavuştu.
Soğuk savaş yıllarında, Kuzey Yemen Batı’ya ve bölgedeki tutucu ülkelere yüzünü döndü. Güney Yemen ise, Sovyet bloku ve ''sözde'' marksist ülkelere yanaştı...
Arap Yarımadası’nın şiddeti eksik olmayan bu renkli ülkesi Kuzey ve Güney’in barışçıl yollarla anlaşmasıyla 1990 yılında Modern Yemen Cumhuriyeti oldu. İlk birleşik seçimde Kuzey'deki yönetimi 1978 yılından beri elinde bulunduran Ali Abdullah Salih, cumhurbaşkanı seçildi. O gün bu gündür yönetim onun elinde.
Ekrem abi,
Bu zat ”Bir dahaki seçimde aday olmayacağım, yerime oğlum Halit Ali Abdullah Salih'i halefim olarak hazırlamıyorum” diye açıklama yapmıştı. Ama şimdi ”devrim” zamanı, kim öle, kim kala…
Unutma, Taliban üsleri burada. Okuma yazma oranının en düşük olduğu ülkelerden biri olduğu söylenir. Özellikle kadınlar arasında.
Rüşvetsiz iş yürümüyor. Eh, adam başına milli gelir, günde iki dolardan az, olunca (Sevgili Mehmet Altan hoca rakamları hepimizden iyi bilir)… Buna karşılık kişi başına düşen silah sayısı üç. Herkesin belinde taşıdığı geleneksel kamalar da cabası.
Dünyada suyu tükenen ülke sıralamasında en yukarılarda. Petrol kuyuları kurumak üzere. Petrol'de kullanılan sondaj aletlerini, şimdi derinliklerden su çıkarmak için deniyorlar.
Nüfusu çok genç. Birçok Arap ülkesinden daha demokratik sayılıyor. Çünkü kadınların oy kullanma hakkı var. Ne de olsa sol yönetimlerle tanışmışlıkları var…
Burada ''kat'' diye milli bir bitki çiğnenir. 7'den 70'e herkesin ağzında. Açlığı bastırdığı söylenir. Öğleden sonra hayat durur, herkes kat çiğnemeye gider. Direksiyon başında dahi.
Şimdi ”devrim rüzgârları” eserken kat alışkanlığı devrimi engeller, diyenler var.
Birkaç kez,''devrim'' girişimi olmuş.Saat 14 00 suları ''kat zamanı''herkes kat çiğnemeye çekiliyor.(halkın % 80'ni). Genç nüfus, çare olarak kısıtlı ''sosyal medya'' yoluyla:''Katını alda gel vatandaş...''Çağrıları yapıp heyecan ve coşku yaratıyorlar.
Sevgili okullum Duygu'yu kaybetmenin acısı taze: ”Ağzı olan rüşvet yiyor, dili olan devrim konuşuyor!” Derdi.
Günlük büyük bir,''amiral'' gazeteyi alırken sol üst baştaki amblemi düşünen kaç kişi var? Senin yaşadığın ülkede gazeteler bu amblemle çıksa? Halk ayaklanmaz mı?.Derdi
Almanya'da tahsilini bitirdikten sonra Türkiye'ye dönmüştü.
Almanya'da günlük büyük bir gazete bu tür amblemle çıksa:Oradaki Türkler Almanlar evlerimizi yakacak diye sabaha kadar uyumaz. Çünkü o zihniyet '' yakan yıkan''yetiştiriyor.Yabancılar sabahın İlk ışıkları ile,''Berlin Tahrir meydanını hemen doldururdu!''. Demek düşüyor bana da...
Benim için ne çalacağını biliyorsun artık.
Duygu da seni bulmuşken bir istekte bulunurdu mutlaka. Onun anısına da ”Yemen bizim neyimize?” türküsünü çalar mısın?
Yaşasaydı Mısır’da: Sivillerin olaylar patlak verir vermez etrafında daire biçiminde canlı duvar oluşturarak tarihi Mısır Müzesi’ni yağmacılardan korumasına devrim derdi.
Bir de, ”Yemen gerçekten de renkli imiş, keşke kapıdan dönmeseydin! Oraları bir görseydin diye eklerdi kesin...
Ekrem abi, sen yine de bizim Yemen türkülerini öyle pek yüksek perdeden çalma. Ne olur ne olmaz…
AC.