%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

ÖN KOŞULLU AVCILIK ( ilk yazı)

Nesrin Özçelik
info@yabantv.com

Gençliğimde yöremizde ava merak salan tek kadın avcı bendim.

Evliliğim de bir av tutkunuyla oldu.

Yurt içinde ve yurt dışında birlikte çok avlandık.

Bu tutku, eşim için bir gelenek, bir tür sosyal faaliyet demektir.

Her yıl yüz, iki yüz km uzakta yaşayan yakın arkadaşlarıyla buluşur ve onlarla en az bir hafta süren keklik, kaz avına çıkar... Av mevsimi boyunca her pazar günü avlanmaya giderdik.

Eşim, av sonrası dostlarıyla toplanıp birkaç kadeh yuvarladıkları ”erkek” sohbetlerinde yorgunluk atardı. Avın nasıl gittiğine veya o hafta içinde ne yapacaklarına bağlı olarak bu sohbetler pazartesiye ve bazen salıya da sarkardı. Başka bahane bulamazlarsa ”sucuk ızgara yapacağız”, diyerek su kenarlarına giderlerdi.

Eksik olmasınlar, benim de gelmem için bütün grup üyeleri samimi bir çaba gösterirdi.

Sonra ne mi oldu? Çocuklarımız....

Çocuklar, arkadaşları ile sahaya oynamaya çıkacakları zaman beni de davet ederler!

Ben de bu yüzden genellikle çarşamba günleri tüfeğimi ve köpeklerden birini alıp yakın doğada tek başıma ufak bir tura çıkıyorum. İyi bir av olur mu, olmaz mı, başlangıçta bilemezsiniz. İşin sosyal/sizlik yanını çoktan sineye çektim.

Bir anım hariç...

Bir gün arazide dolaşırken beş tane genç avcıyla karşılaştım. Çok şaşırdılar! Nerdeyse dillerini yuttular, desem yeridir. Neden sonra ”kuş durumları nasıl, bol kuş var mı?” diye tekrer tekrar sordular. Bozuk plâk gibi hep aynı soruyu sormalarının meraktan değil, yaşadıkları stresi gizleme çabasından olduğu besbelliydi.

Sanırım avın kendisi yerine av tanrıçası duruyordu karşılarında. Köpeğiyle, tüfeğiyle, beline astığı kuşların altında asılı duran bıçağıyla…

Bir süre sonra arkalarına baka baka giderlerken artık arazilerde av tanrıçaları olabileceği ”gerçeği” vardı kafalarında belki de :) 

Yaşadığımız yere yakın bu doğa parçasına bundan böyle başkalarının da arada bir göz atacağına kuşkum yoktu.

Hafta içindeki bir günü kendime ayırmış olsam da şafak vakti ava çıkmak çocukların okul saatine denk düşüyor.

Onları derin uykularından uyandırmak için her sabah ilgi ve heyecan duyacakları bir şeyler bulmak gerek. Yalnızca böylesine plânlara kafa yormak bile dünyayı izlemenizi gerektiriyor.

Çocuklar, içeri girmemi önlemek için bazı sabahlar odalarının kapısının arkasına barikat kurmayı dahi akıllarından geçiriyorlarmış. Onlar da plânsız değilmiş meğerse!

Artık buyruklar vermem ve karşılıklı kaşları çatmamızın zamanı yaklaşır:

Kahvaltıyı bitirdiniz mi?

Bugün beden eğitimi var mı? Varsa, çantası hazır mı?

Dişlerinizi fırçaladınız mı?

Ders kitapları yanınızda mı?

Anne olmasam bütün bu soruların cevabı kolay.

Bu stres içinde arada bir kendi av çantamı eksik toplasam da beni kızdırsalar da anne annedir. Sevgi dolu...

''Umarım bugün av çıkmaz. Çıkarsa, temizleyip ayırmaya zamanım olmayacak. O halde neden arazide dolaşıyorum? Kirli çamaşır sepetleri de iyice doldu, bari o işe vakit ayırsaydım'', diye düşünmekten kendimi alamam.

Eşim, bu türden okul veya av öncesi hazırlık merasimlerinin ”safsatalarından, boş laflarından” kurtuluyor...

Şimdi, önümüzdeki yeni yılda, avlakları değiştirsek de eşim yakınımızdaki avlağa, ben de uzaklardaki avlaklara gitsem, diye aklımdan geçmiyor değil...

Böyle bir fikri nasıl karşılayacağını tahmin edersiniz. Ne var ki, ben de bazen bütün bu yükümlülüklerden uzaklaşmak istiyorum doğrusu!

Çözüm, çocuklar ve av arasında bir seçim yapmak mı acaba?

Belki de o yüzden kadın avcı sayısı parmakla sayılacak kadar az. Ne dersiniz?

Av belki de kolay bir uğraş...

Yer ve arazi hizmetleriyle diğer hizmetlerin uyumlu bir şekilde yürümesini sağlamak veya avcılığı ailenin ”olmazsa olmaz” ön koşullarıyla icra etmek.

İşte bütün mesele!

Rastgele!

Dulcinea

 

Gönder