“O Mesleğine Sevdalıydı”
Avcı arkadaşım Muammer’le birlikte çoktandır röportaj yapmayı planladığım Celal amcayı ziyaret ettik. Celal amca bizim Muammer’in uzun yıllar komşusuymuş, yolda Celal Yollu’nun ustalığının yanı sıra dürüst kişiliğini, esnaflığını, bana uzun uzun anlattı.
Fabrikanın kapısından içeri girdiğimizde iş önlüğüyle Celal amca bizi çok sıcak karşıladı. Yağlı elinde bir kumpas vardı. Bizi görünce çok mutlu oldu. Hal hatır sorduktan sonra, üretimle ilgili yaptığı birçok yeniliği ve bu işe nasıl sevdalandığını, ani bir kararla Kayseri’den çıkıp bu günlere geliş öyküsünü özetledi.
1942’de Kayseri’nin İncesu kazasında dünyaya gelen Sayın Celal YOLLU çelikle tanıştığı yıllarda, ilk üretime bıçakla başlıyor ve bir güreşçi edasıyla çelikle nasıl mücadele yaptığını, bıçağının üzerindeki tırnak yerini nasıl açtığını anlatırken sanki rakibini yenmiş bir güreşçinin sevinci gözlerinden okunuyordu. “Hiç bir şey kolay olmadı, bu tesiste ; emek var, göz nuru var, tecrübe var” dedi.
Bizi büyük bir gururla fabrikasını gezdirdi. Her makinanın yanında durdu. Sanki makinanın ne iş yaptığını bilmiyormuş gibi ustayı onurlandırmak için “bu makine ne iş yapıyor ne üretiyorsun” diye sordu. Ustalar da hem makinanın ne iş yaptığını, ne ürettiğini, hem de hangi parçaları yaptığını anlattı. Usta makinanın başında anlatırken Celal Yollu, üretilen parçaları teker teker eline alarak onları adeta severek, bize parçanın tüm detaylarını ayrıntılı bir şekilde gösterdi.
ATA çalışanlarında uluslararası kalite standartlarında bir tüfeği, üretme sorumluluğunu vurguladı ve “ bir avcının tüfeğinden neler istediğini, ve bir av tüfeğinin nasıl olması gerektiğini çok iyi biliyoruz.” dedi.
Fabrikada, tüfeğin her bir parçası, önce bilgisayar ortamında tasarlanıp ve sonrasında CNC işleme merkezlerinde işlem görüyor. Üretimin her aşamasında parça, kalite kontrolörleri tarafından doğru teşhisi koymak açısından, kontrol edilip onaylanıyor. Bu testler sertlikten, dayanıklılığa, kalibrasyondan renge ve doğru materyal seçimine kadar uzanıyor. Uzmanlar; Ata tüfeğinin parçalarının değiştirilebilir oluşu, her bir parçanın kusursuzca yerine uyum sağlaması, kaliteli üretim sürecinin en önemli göstergesi olduğunu söylüyor.
Celal Yollu, imalattan başlayarak, paketlemeye kadar tüm bölümleri bize teker teker gezdirdi.
Kalite kontrolün son aşamasında, yani tüfeğin son kullanıcıya sevk edilmeden önce, paketlenecek her bir Ata tüfeği, farklı gramajlardaki fişeklerle deneme atışları da fabrikada yapılıyor. Bu noktada kalite kontrol uzmanları, tüfeğin atışının, tüfeğin farklı gramajlara verdiği reaksiyonların, namlunun doğrusallığının ve tüfeğin dış görünüşünün üzerinde son kontrollerini yapıyor ve bu kontrollerden sonra, paketleme safhasına geçiyorlar..
Seçme Türk cevizleri, ahşap ustalarının ellerinde işleniyor ve dipçik-el kudağı çizgileri bilgisayar ortamında dizayn edildikten sonra lazer çizgi makinalarında yapılıyor. Fabrikanın teknolojisi kapsamında, istenilirse vernikli veya yağlı ahşap seçenekleri de mevcut.
Daha sonra hemen bitişik yeni ek bölüme geldik. Yeni ek binayı modern biçimde tasarlamışlar. Mevcut yerlerine sığmadıkları için o çevredeki 4-5 işyerleri ve depolarını bir araya toplamak amacıyla yeni bir bina aradıklarını söyledi.
Celal Yollu, 17 yaşında kendi atölyesinde Kayseri’de Türkiye’nin yerli malı ilk tek kırmalı tüfeğini üretti. Mesleğine büyük bir aşkla bağlanan Celal Yollu hep ilklerin peşindeydi. Bir süre sonra Düzce’ye geldi. 20 yıl Avsan markası altında üretimini sürdürdü. Celal Yollu burada da çifte ve süperpoze av tüfeği üretimini gerçekleştirerek, yine ilklere imza attı. O tarihlerde yaygın olan ve yapımı tek kırmaya ve çifteye göre daha karmaşık olan yarı otomatik av tüfeği üretmek için kolları sıvadı. Düzce ve İstanbul’da silah üreten Artkın ile Yollu ailelerinin yolları, 1989’da kesişti. Celal Yollu’nun sanatı, Artkın ailesinin teknolojisi, ortaklaşa kurdukları Vursan adlı fabrikada birleşti. O tarihlerde ben de Avgünü Dergisini çıkartıyordum, sevgili dostum SİSİAD Başkanı Cemil Eryürek “ mutlaka Vursan’a bir uğramalısın, orada çok değerli sektör temsilcileri var. Bu sektörün duayenlerinden biri olan Celal Yollu beyle mutlaka tanışmanı istiyorum.’’ demişti.
Bende 1997 yılının nisan ayında Celal Amca ile tanışmaya Vursan’a gitmiştim. Sabahtan akşama kadar silah sektörü ile ilgili konularda konuşmuştuk.
Bize üretim tekniklerini, ham maddeden tüfek olana kadar ki süreci anlattı. Tek tek makinaları gezdirmişti.
Yapılan parçalar hakkında bilgi vermişti. O tarihlerde kimsede olmayan kalite kontrol laboratuarını gezdirdi. Uygulamalı testler yaptı, koca bir çelik kütlesinin adeta röntgenini çekiyorlardı bu laboratuarda çeliğin içindeki molekülleri görebiliyorduk. Buradaki amaç daha kaliteli tüfek üretmekti. Parçalar tüfeğe monte edilmeden adeta muayene ediliyordu. Sağlıklı ve sağlam parça tüfekte yerini buluyordu. Sağlıksız olan hurdalığa gidiyordu. Askeri ana tamir fabrikasında hafif silah bölümünde yıllarca çalıştığımı ve endüstri lisesinde genel makina okuduğumu anlatınca, bana teknik bilgiler ve teknolojik gelişmeleri daha ayrıntılı anlatmıştı.
O dönemde, İstanbul Ümraniye’de Organize Sanayi bölgesinde kurulu modern fabrikasında üretim yapan Vursan Tüfek Sanayi ülkemizde yarı otomatik av tüfeğini yüzde yüz yerli ve standart olarak üreten ilklerdendir. İmalatında uyguladığı yöntemler ve kullandığı teknolojiyle ileri batı ülkelerindeki rakip firmalarla dünya pazarlarında rekabet eder duruma gelmişlerdir.
Üretimin her aşamasında son model Japon ve Avrupa menşeili CNC (Bilgisayarlı Numerik Kontrollü) makinalar kullanılmaktadır. Laboratuarında bulunan en gelişmiş metalografi cihazlarından biri olan elektronik mikroskopla 150.000 kere büyütme yapılarak, metallerin iç yapısının fotoğrafları çekilebilmektedir. Dijital profil projektörü ve Türkiye’de benzeri pek az bulunan Alman Wegu marka koordinat ölçme merkezi ile optik, lazer ve mekanik probla milimeterinin binde biri hassasiyetinde (klimatik ortamda) her türlü ölçüm yapılabilmektedir.
Fabrika sadece imalat ve kalite kontrol cihazları ile değil, fabrika yönetiminde de çağımızın en gelişmiş sistemlerinden biri olan General Motor, Fiat, Ford gibi fabrikaların kullandığı MRG II (Manufacturing Resources Planning) sistemi bulunmaktadır.
Kurumsallaşma yolunda profesyonel kadrolarını oluşturduklarını gözlemiştim. Daha sonraları, Vursan’a yan sanayi olarak çalışan firmalardaki CNC tezgahların sayısı her gün arttı, küçük ve orta ölçekli sanayi olarak ülke ekonomisindeki potansiyel güçleri ile hızla büyüdüler.
Vursan, 1990’da Türk silah sanayisinde iddialı bir konuma geldi. O yıllarda, Mısır Emniyeti’nin açtığı 600 bin dolarlık silah ihalesini kazandılar. Pakistan, Malta, Kuveyt, Lübnan, Yeni Zelanda, Japonya, Kazakistan, Malezya, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan, Vursan’dan silah aldı. Fabrika, SAT komandolarına hem pompalı hem otomatik özellikli tüfekler üretti. Firmadaki bu gelişmeler yabancı tanınmış silah üreticilerinin de ilgisini çekmiş olacak ki o tarihte yabancı ortaklık görüşmeleri son aşamaya gelmişti.
Vursan, 1992 yılında Türkiye’nin en büyük tüfek fabrikalarından birine dönüştü. Celal Yollu, Türkiye’de ilk yarı otomatik av tüfeğini Vursan 92-A modeliyle üreterek yoluna devam etti. 2000 yılına gelindiğinde ise silah sektöründe dünya devi olan İtalyan Beretta firmasıyla 2 yıl sürecek bir ortaklığa imza atıldı. Celal Yollu, 55 yılı aşkın tecrübeyle, dünya pazarındaki yeniliklerin takip edildiği AR-GE bölümünün başındaydı. 10 dönüm arazi üzerinde 5 bin metrekarelik kapalı alanda kurulan fabrikada NASA teknolojisiyle çalışıyorlardı.
Hedefi av tüfeğinden sonra tabanca üretmekti. Gerekli izinleri aldıktan sonra 7 ay tabancanın kalıplandırılması ve aparatlandırılması süreçleriyle uğraştı. 1999’da çalışmalarını tamamladı. Projenin Milli Savunma Bakanlığı’na gönderilmesinin ardından seri üretime geçildi. Üstelik Beretta firmasıyla ürettiği “CY16” modeli tabanca kendi adının baş harflerini taşıyordu. CY16, o yıllarda bin adet kadar üretildi. Sonra Beretta ile yolları ayrıldı. Beretta kendi silahını üretmek istedi. Ve fabrika İtalyan ortaklara devredildi.
Celal Yollu kendi ailesiyle yola devam etti. Ümraniye’de Ata adını verdiği kendi fabrikasını kurdu. Üretimin yüzde 95’i ihracata yönelikti. Başta ABD olmak üzere Fransa, İtalya ve Japonya’nın da aralarında bulunduğu 32 ülkeye yerli malı av tüfeği satar hale geldi.
ATA, 50 yılı aşkın tecrübe ile dünya pazarındaki yeniliklerin takip edildiği AR-GE bölümünün başında olan Celal Yollu’nun vefatına kadar devam etti.
Celal Yollu önderliğinde, yeniliğin ve uyarlanabilirliğin, teknoloji ve ustalıkla birleşimi bu tecrübe ile sağlandığını kendine ilke edinen ATA, kurulduğu 1998 yılından bu yana, bu ustalıkla sürekli yenilik çabası içinde olmuştur. Tüm bu gelişmeleri ve ilkeleri Türk silah sanayisine kazandıran, duayen Celal Yollu’nun ustalığına, fabrikanın üretime ve teknolojisine hayran kaldım. Sektörün bir temsilcisi olarak, bir yurttaş olarak gurur duydum.
Türkiye’deki ilk, tek kırmalı tüfek fabrikasının kurucusu olan Yollu, 55 yıl boyunca silah yapımının her alanında çalıştı. Türkiye’yi, ABD’ye İtalyan’lardan sonra en çok av tüfeği satan ikinci ülke konumuna getirdi. En büyük hayali olan Türk ordusuna hafif silah üretme hedefini gerçekleştiremeden 68 yaşında geçtiğimiz 12 Aralık gecesi de uykusunda yaşamını yitirdi.
Ülkemizde yıllar önce bir mengene ve eğe ile imalata başlayan ustalar bugün büyük bir av silahları sektörünü meydana getirmişlerdir. Bu sektör devletten hiçbir yardım almadan günümüzün en son geliştirilmiş teknolojileri ile halen üretim yapmaktadır.
Silah sanayisi ülkemizde hiç de küçümsenmeyecek bir konuma gelmiştir. Dış ticaret istatistiklerine bakıldığında av tüfeği ihracatının her yıl yükselen oranda artış yaptığı görülür. Bu da insana ve teknolojiye yapılan yatırımın meyvelerini vermeye başladığının kanıtıdır.
Ata’da ikinci kuşak, her an heyecanla, baba ocağından aldıkları eğitimle mesleki yeteneklerini sürekli geliştirerek üretimin içindedirler.
Fabrikayı gezip de etkilenmemek mümkün değil. Ben inanıyorum ki Ata ve benzer fabrikalar bir gün silahlı kuvvetlerimizin silahlarını yapacaklardır. Yeni silah modelleri geliştirerek, dünya devlerinin tekelinden bir gün mutlaka kırarak onlara da silah satar duruma geleceğiz.
Vefatından birkaç gün önce büyük ustayla birlikte olmaktan ve onunla sohbet etmekten çok mutlu oldum. Ondan daha öğreneceğimiz çok şey vardı. Sektör için ülkemiz için büyük kayıp. Onun bu örnek mücadelesi hep aklımızda kalacak, tek tesellimiz, pırlanta gibi yetiştirdiği oğulları Yavuz ve Fatih Yollu’nun işin başında olmaları. Konularına hakim ve küçük yaştan itibaren sektörün içinde olan Yollu kardeşler, geniş ufukları ile dünyayı çok iyi tanıyorlar. Onun mirasını yaşatacaklarına onun bayrağını daha yukarılara taşıyacaklarına eminiz.
Sevgi ve saygılarımla
Kamil üçbaş