%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

EDİRNE OLAYI ( YENİ)

Yaşar Burak Uslu
info@yabantv.com

Sevgili dostlar bildiğiniz gibi biz Türkler tarih boyu avcılığı bir gelenek olarak kabul etmiş bir halkız. Osmanlı İmparatorluğu ve gelenekleri bizde tahmininizden daha da güçlü izler bırakmıştır.

Padişahların ve şehzadelerin ava olan merakı elbette bir bürokrasi geleneği olan Osmanlı da kendine protokol düzeyinde yer bulmuştur. O kadar ki geleneksel boyuta varan uygulamalarla karşılaşılır.

 

Günümüz Büyükşehir yaşantısı içerisinde yaşayan toplumun bir kısmı için acayip kabul edilebilecek pek çok olay countryside yani banliyö yada kırsal yaşam ortamı için çok doğal olaylardır.

 

Avcılık , av konusu günlük yaşamda sık karşılaşılmayan bir olay olunca büyük şehir insanı ve onun bir parçası olan basın için , doğal olarak AV OLGUSU da İLKEL olarak algılanır oldu son yıllarda ne yazık ki.

 

Peki işin aslı nedir ?

 

İşin aslı BİLMEDİĞİMİZ ve GERÇEKTEN TANIMADIĞIMIZ tarihimizde yatar , Osmanlıda yatar.

 

Bilindiği gibi Padişahlar ve şehzadeleri ava düşkünlükleri ile bilinirlerdi , kırsal yaşam yada günümüz algısıyla countryside hayatı avsız düşünülemezdi . Memalik-i Osmanî de yaptırılmış ve ilan edilmiş pek çok av alanı mevcuttu , örneğin Edirne bu konuda önemli bir yer tutardı . Edirne sarayı pek çok padişahın ve özellikle de IV.Mehmed nam-ı diğer Avcı Mehmet ‘in neredeyse ikinci adresi olmuştur. Edirne sarayında av için aylarca kaldığını hatta bu yüzden görevlerini aksattığı iddiaları bilinir. Edirne’nin bu özellikleri yüzyıllardır süre gelmiştir ve Osmanlı bürokrasisi zaman içinde bu av olayını törenlere de taşımıştır.

 

Bu doğal bir olaydır ve yadırganmamalıdır. Bayram alaylarında padişah ile birlikte pek çok yabancı büyükelçi resm-î geçitlerde saray av görevlilerini tören kıyafetleri ve köpekleri ile pek çok defa gözlemlemişlerdir . Bu konuda Fransa kralı Lui’ İstanbul büyükelçisinin tercümanı Antoine Galland’ın anıları oldukça zengin ve renklidir.

 

Keza Evliya Çelebi İstanbul’u anlattığı satırlarında bayramlar ve cülüs törenlerinde lonca teşkilatlarına bağlı meslek erbâblarının geçişleri esnasında avcıların avladıkları avları ile geçtiklerinden bahseder.Bu resm-î geçitlerin pek çok örneği tarih kayıtlarında mevcuttur yani geçmişimizde bayramlarda avcıların törenlerde pür silah ellerinde avları ve köpekleri ile geçmeleri bir adet idi…!

 

İstanbul şehir hayatında Osmanlı devrinde yine bir gelenek olarak her yıl , ilk avlanan ördekler padişahın saraydan günümüzde sirkeci de arabalı vapur iskelesinin olduğu yerde bir zamanlar bulunan Yalı Köşküne gelmesinin akabinde , saray avcılık teşkilatı başı eliyle ‘ erken bahar müjdecisi kılkuyruk’ takdim olundu’ diye öğrendiğimiz bir törenle padişaha sunulur ve bahşiş alınırdı.

 

Padişahların ve şehzadelerin avladıkları avları devrin önemli şahsiyetlerine hediye edilmesi , avcıların avladıkları avları devrin idarecilerine hediye etmeleri gayet doğaldı ve bir gelenekti .

 

Olayın bu boyutu unutulmamalıdır.

 

Günümüz de hâla bu imparatorluk mirası gelenekler Anadolu da bir biçimde yaşamaktadır . Bizler metropol hayatında çok sık rastlamasak da Anadolu da avcılık yaşamın bir parçası olarak günlük hayatın içinde vardır.

 

Tabi can alıcı nokta bu geleneklerimizin elbette yaşatılması noktasıdır , elbette 1600’ ler de yaşamıyoruz ve günümüz değer yargılarına göre AVCILIK OLGUSU da değişime uğramak zorundadır , daha birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Teşkilatına bağlı U.N.E.S.C.O. Şahinle Avcılığı Somut olmayan Kültürel Miras olarak kabul etmiştir . Bu noktaya özellikle Avrupa Birliğinde yıllardır oluşturulan kurallar , A.B. yönergeleri doğrultusunda kendilerini değiştiren , yani ÇAĞA UYAN Şahin Avcıları gelmişlerdir.

 

Ülkemizde Av hala çok sevilen ve bence de GELECEK KUŞAKLARA TAŞINMASI GEREKEN BİR KÜLTÜREL MİRAS’tır, ancak bu şekli ile değil.

 

Avcılarımızın artık avcılık geçmişlerini iyice öğrenmeleri ve geçmişlerinden gelen değerleri günümüz yaşam hassasiyetlerine adapte etmeleri gerekir.

 

Yaban TV de yapmakta olduğum Avcının Tarihi programı ile aslında hedeflediğimizde budur. Üyelik sürecinde olduğumuz A.B. mevzuatı bu konuda önümüzü görebilmemiz için yeterli olacaktır.

 

Avcılara düşen en önemli görev kanlı ve toplumun avcı olmayan kesimlerini irrite edici görüntülerden kaçınmak ve yasalar çerçevesinde ve anayasal bir hak olan avcılıklarını tıpkı Avrupa Birliği ve diğer dünya ülkelerindeki avcılar gibi gururla devam ettirmeleridir.

 

Yaşar Burak Uslu

Gönder