Son zamanlarda avcılıkla ilgili medyada çıkan haberlerinde, av kazaları veya av suçları son derece olumsuz habermiş gibi veriliyor.
Avcılık medyada, çoğunlukla zalimce ve doğal hayat korumasına karşıt olarak resmediliyor. Kamuoyu, yasal avcılık yapanla yasadışı avcılık yapanları ayırt edemediğinden ve yayınlanan haberler de eksik bilgi ve biraz da art niyetle yayınlandığından avcıların imajı bilerek veya bilmeden zedeleniyor. Aslında Türk basınında yıllardır değişmeyen bir hastalık bu, nedense hep olumsuz haberlerle anılıyoruz. Genellikle acemi muhabirlerin yaptığı yanlış haberlerle gündeme geliyoruz.
Bu da yetmezmiş gibi konuyla hiç alakası olmayan üstelik hiç bir bilgisi olmayan bazı köşe yazarlarının da saldırısına maruz kalıyoruz.
Bu günlerde basının gündeminde yine avcılar var. Edirne'nin düşman işgalinden kurtuluşunun 88. yıl dönümü kutlama törenlerinde, geçit yapan avcılar, ''katliam yapmış gibi'' medyaya yansıtıldı.
Cumhuriyet kurulduktan sonra, Devlet avcılığın gelişmesini teşvik etmiştir. Atıcılık ve Avcılık Federasyonu 1923 yılında bütün spor federasyonlarının içinde yer aldığı Türkiye İdman Cemiyetleri adı altında faaliyetlerine başlamıştır. O tarihlerde, Fenerbahçe spor kulübünün, Nazilli dokuma fabrikasının avcılık kolu vardı. Birçok ilin düşman işgalinden kurtuluş törenlerinde veya Cumhuriyet Bayramlarında yapılan geçit törenlerinde avcılar yer alır. Gururla bir gün önce avladıkları avlarla geçit törenine katılır ve avladıkları avları da törene katılan ilin ileri gelenlerine ikram ederlerdi. Bu gelenek Türkiye’nin birçok ilinde ve ilçesinde hala yapılıyor.
Edirne’de ise 50 yıldan beri yapılıyor. Edirne’de törene katılan avcıların hepsi belgeli avcılar ve avladıkları hayvanlar da yasal olarak avlanmışlar.
Geçit töreninde asla bir katliam, bir vahşet söz konusu değildir. Bu, yüz yılardır var olan bir gelenektir. Medyanın Edirne’deki avcıları katliamcı gibi göstermeleri yanlış ve yanlıdır.
Milli günler ve bayramlar toplumsal katılım ile zenginleşir, bu sahiplenmenin, benimsemenin, özümsemenin göstergesidir. Devlet ve millet buluşması bütünleşmesi sağlanır. Kurala uyan, kanuna uyan ve vergisini vermek gibi bütün vatandaşlık gereklerini yapan kitleye sırt dönmek devlet-vatandaş ilişkilerine zarar verir. Bilinçli kesimi küstüreceği için doğaya da zarar verir. Bunun acı sonuçları maalesef yıllardan beri görülmektedir. Belediye başkanının bu geleneğe sahip çıkması anlamlıdır. Çünkü kendini seçenlerin içinden gelmiştir. Valinin ise avcılardan gelen hediyeyi kabul etmemesi manidardır.
Avcılık bir kültürdür.
İnsanlar eski çağlardan beri üretim biçimlerinde estetik duygularını sergilemeye başlamışlar, dolayısıyla bu duygu, üretim faaliyetlerini ifade eden ilk tören ve bayramların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunlardan ilki "Avcılık Töreni"dir.
Türklerin tarihinde avcılık önemli bir beslenme, eğlenme ve aynı zamanda savaşa hazırlık aracı olmuştur. Türk ülkelerinde yapılan büyük avların Avrupa ülkeleri ile kıyaslanamayacak derecede bir ihtişamı vardır.
Avcılığın Türklerin hayatındaki önemini Oğuz boylarında görmek mümkündür. Bu önem aynı örf ve adetle Selçuklulara ve onlardan Osmanlılara geçmiştir. Osmanlılarda ise avcılığın ihtişamı artmış ve saraya bağlı olarak merkez ve taşrada bir örgüt hâlini almıştır. Ancak bu örgüt 1839 yılına kadar yani Tanzimat ilanına kadar sürmüştür. 1839’dan sonra avcılık kanun ve nizama bağlı olmadan yapılmıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında zorunlu bir duraklama yaşanmıştır. 1937 yılında 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu çerçevesinde disiplin altına sokulmuştur. Bu Kanun 2003 tarihine kadar yürürlükte kalmış ve yerini 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na bırakmıştır.
Günümüzde avcılık 2003 tarihli 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu kararları ile yürütülmektedir.
Edirne’de yapılan av, merkez av komisyonu kararlarını uygun bir şekilde yasal olarak yapılmıştır.
Bu tören krizi ilk kez olmuyor. Balıkesir’in Edremit ilçesinin 9 Eylül 2009 tarihinde ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 87. Yılı törenlerinde Edremitli Avcı Derneklerinin avladıkları yaban domuzlarıyla resmigeçide katıldıkları için çıkan ‘Domuz Krizi’ sonrasında Avcılar yine mağdur duruma düşürülmüştü. Edremitli avcılar, Edremit Kaymakamlığının resmi daveti üzerine katılmış, ama avladıkları domuzlarla korteje katılmaları maksatlı bir şekilde çarpıtıldı ve protokol mensupları sanki domuzlara selam vermiş gibi gösterilmiştir.
Her zaman olduğu gibi medya Edirne haberine de balıklama atladı. Avcılar kendi arasında yine bu ve benzer olayı hararetli bir şekilde tartışıp konuşacaklar. Medyaya cevap vermek ve haklılıklarını anlatmakta yine zorlanacaklar. Ama medyanın belirlediği kamuoyunda yine avcıların notu kırık olacak.
Avcılığın soylu bir uğraş olduğunu, avcıların doğayı ve yaban hayatına yaptıkları katkıları yine kamuoyuna anlatamayacağız.
Avcılık, binlerce yıl öncesine dayanan bir gelenektir. Gelenek bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır.
Çoğu Aborijinli ve yerli toplulukları, avcılığı hala miraslarının, kültürlerinin, hatta dinlerinin önemli bir parçası olarak görür.
Avcılığın bir felsefesi, bir kültürü olduğunu bilen ve yaşatan avcıların, av ve yaban hayatına her kesimden fazla sahip çıktığını hiç kimsenin unutmaması gerekmektedir. Tarihin sarı sayfalarına baktığımızda ilk çevrecilerin, doğacıların gerçek avcılar olduğunu görürüz.
Avcılar, sürdürülebilir bir av ve yaban hayatı için kendisini son korumacı olarak hisseder ve bu yönde çalışır.
İki bin üyesi olan, Edirne avcılar ve atıcılar derneği üyelerini; çevreye ve doğal hayata saygılı olmaya, güvenli şekilde avcılık yapmaya, kanunları bilmeye ve uymaya, yaban hayatı ve habitatı korumayı desteklemeye, ahlaki avcılık geleneklerine uymaya ve avcılığın geleneklerini yaşatmaya çalışıyor.
Türklerde avcılık çok eski bir yaşayış ve gelenektir. Bunu bilen avcılar medyanın saldırısı karşısında, asla geleneklerini gelecek kuşaklara aktarmaktan vaz geçmeyeceklerdir.
Buradan medya mensuplarına bir haber konusu veriyorum.
Kara avcılığı kanunun 5. maddesi; Av ve yaban hayatının korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir yönetiminde; kamuoyu desteğinin sağlanması için toplumun bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ile avcıların ve toplumun eğitilmesi amacıyla; Türkiye sınırları içinde yayın yapan ulusal, bölgesel, yerel radyo ve televizyonlar; av sezonunun başlamasından on beş gün önce ve sona ermesinden itibaren de onbeş gün süreyle eğitici, uyarıcı ve tanıtıcı yayın yapmak zorundadırlar. Bu yayın ve tanıtım faaliyetleri her kuruluşun ana haber bültenlerinden sonraki kuşakta ve ücretsiz olarak yayınlanır. Bu programların süresi yılda toplam üç saatten az olamaz. Bu hizmetlerin yürütülmesinde kurum ve kuruluşlar Bakanlık ile işbirliği yaparlar. Diyor.
Bende, Türkiye sınırları içinde yayın yapan ulusal, bölgesel, yerel radyo ve televizyonların mensuplarına soruyorum.
Acaba bu kanuna YABAN TV dışında uyan var mı dır?
Yüreğiniz yetiyorsa bu konunun üzerine gidiniz.
Sevgi ve saygılarımla,
Kamil ÜÇBAŞ