Dünya global. Avantajlı uluslararası serbest ticaret yapılıyor. İnsanlar dilediği gibi sınırsız e-posta gönderebiliyor. Çok uzak bir merkez, örneğin Brüksel, vatandaşa dair her kararı alabiliyor. Ulusal kimlik tehlikede, endişeleri başlıyor. Bilgi teknolojisi sınır tanımıyor. Yeni kültürler eskiye sızıyor. Yaşlıların bir bölümü bundan huzursuz olup kendi refah toplumlarına karşı tehlike gibi algılıyor. Orta yaşta olanlar ise bilgisayar tuşlarının cambazı gençleri görüp kır romantizmi yapıyor. Modern dünyanın stres, hırs, kir, baca dumanı ile eş anlamlı olduğunu düşünseler de teknik gelişme karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Her gruptan tüketici, yabancı ürünlerin ellerinin altına kadar gelmesiyle kesesine uygun alışveriş imkanı buluyor...
Keselerinin ağzı açık olanlar, normalde ülkelerinde üretilmeyen ürünleri, yaz-kış 12 ay tüketebiliyorlar. Kuzey kutbunun deniz ürünleri, paketleme masrafları daha ucuz olduğundan Asya'ya toplu halde gidip, tekrar kuzeye dönüp tüketici ile buluşuyor. Bu sınırlar ötesi yemek trafiğinin çevreye faturası hayli pahalıya mal oluyor.
Bir de genetiği değişikliğe uğrayan yiyecekler çıktı! Nedir acaba? Fakirlik ve açlığa son vereceğini söylüyorlar. Doğru mudur? Bunlardan insan sağlığı ve çevre nasıl etkilenir?
Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında da teknolojik icatlara hayranlıkla modern topluma adım atılırken karma karışık duygular vardı insanlarda. Şimdi de modern ötesi (post-modern) topluma geçerken aynı sancılar yaşanıyor...
Geçelim mi? Geçmeyelim mi? İyisi mi, çevre ve insan sağlığı açısından avcılık dönemi taş çağına dönelim şimdi. Bu çağı duymuş muydunuz?
İnsanlar bugün tükettikleri etin yarısından daha azını tüketiyorlardı o zamanlar. Ayrıca et %4 yağ içeriyordu. Çünkü sadece av eti tüketiliyordu. Bu yüzün dördü de evcil hayvanların yağıyla akraba olmayan,marina yağların aynısıydı.Kalan %96 yiyecek ise deniz kaynaklı besinler ve bitkilerden oluşuyordu.
Yani,''avcı taş döneminde'' insanlar daha fazla protein, anti-oxidan, C-vitamini alıyor, bugünkünün yarısından az yağ tüketiyorlardı.Tuz tüketiminin de zamanımıza kıyasla yedide bir olduğu söyleniyor. Daha sağlıklı yaşıyorlarmış anlaşılan...
Doğal yaşamla iç içe yaşayan yerlilerde refah toplumu hastalıklarına (şeker, damar kireçlenmesi vb.) rastlanılmaması bunun kanıtı. Bu konuda belki de arkeologlardan öğreneceğimiz çok şey var.
Hepimiz avcı olamayız, en azından çoğunluğumuz! Fakat yemek alışkanlıklarımızı gözden geçirebiliriz. 1 kilo evcil hayvan eti, tavaya, tencereye, mangala gelinceye kadar çevreye oldukça fazla zarar veriyor.
Evcil hayvan etiyle ilgili bütün aktiviteler küresel ısınmayı hızlandırıyor. Örneğin, ineklerin geviş getirirken saldıkları veya gübrenin neden olduğu (metan, nitrojen oksit, amonyak) ve özellikle de Latin Amerika'da besicilik sektörünün neden olduğu karbondioksitin, çevreye ödettiği fiyat oldukça pahalı. Bizde arap saçına dönen inekçiliğin fiyatı gibi el yakıyor.
Nitrojenin, global ısınma potansiyeli karbondioksitin 296 katı daha fazla ve bu da gübre kaynaklı...
Ekrem abi,
İnek düşmanlığı yapıp Hindistan'ı ayağa kaldırmayı düşünmüyoruz. Zaten gazına çare bulmak için bilim adamları canla başla çalışıyor. Arkalarına balon takıp, gazını toplayıp tahlile gönderiyorlar. Tarlalarda rengârenk balonları görsen kurdele kesme töreni var sanırsın. Akşama doğru da şişen balonlarla neredeyse balon safariye çıkacaklar. Hindistan'da problem olursa, o kadarını bilemem.
Kaldı ki, inekler insanoğlu kendisini bildi bileli var.Suçu ineklere yıkmak kolaycılık olur. İnsan kaynaklı aktivitelerin çevre fiyatı daha kabarık,.Ne dersin? Elimizi vicdanımıza koyarsak, gelişmekte olan ülkelerde milyarlarca insan geçimini sağlamak için ineğe de gübresine de doğrudan bağımlı.Etine,sütüne, bahçede,tarlada,kolay yenilenen enerji olması dolayısı ile ısınmasına kadar bir inek sahibi olmak üçüncü dünya ülkeleri insanının umut kaynağı...
Avcı olmak belki de bir nevi insan olmaktır. Daha dürüst bir et tüketicisi anlamında. Hiç olmazsa yediğin etin sorumluluğunu alıyorsun. Hayvanlara baskı yapmıyorsun. Gerçi avcı da sütten çıkmış ak kaşık değil ya.Hayvanlara baskın yapmıyorlar mı?
Av hayvanlarının %96'sının (4 ayaklı) umut dünyası,kurtuluşu kokudur.sürek avı yapıldığında stres ortamı yaratıp yüreklerine korku salınır.Bilmem hiç kaçışan hayvanlarla göz göze geleniniz var mı? Elde tüfek beklerken,hayvanların kurtulma umutlarını yitirmediklerini hemen anlarsınız...
Ya avcıyı atlatarak,yada avcı atlatılmış gibi davranarak bu kurtulma sahnesini yaşar...
Kesim yerlerindeki stresten ve kokudan ise hayvanlar başka şey anlıyor olmalı,''Non Chance! ''.
Tabi ki, av buluğ çağı sivilceleri kaybolmuş, nur yüzlü ve sürek avında göz göze gelmeyi aklından hem geçirip hem de vakit bulanlar için...
Ekrem abi, bu dünyada yatacak yerimiz yok.Bir günden bir güne hangi usule göre av yapılacağını söylemedin.''Sürekte av hayvanı ile karşılaşınca,besmele çekmek yetmez..''.Doğru yer,doğru zaman ve doğru hayvan olması gerekir.Değilse bırak gitsin!
Kafanda ezbere şiir tutuyorsun, biz de kafada toplama çıkarma yapmayı geliştirdik. Talebelikte zorunlu matematikten hep zayıf notu aldığımıza bakma.. İstek yerine bugün ilk defa global ısınma için bir yazılı formül denemesi yapsam?..
y=kx+m
x=zaman
y=ısı
k/m=değişmeyenler
Fosil gübreleri azaltmak (k) 'yi azaltır, et üretimini düşürmekte (m)' den kısmak demektir...
Üstüne bir de veresiye yemek tarifi:
DOMATESLİ ETLİ BULGUR PİLAVI
Kuru soğanı yemeklik doğrayıp tereyağında kavurun, eti ekleyip tencerenin kapağını kapatın
ve arada bir bakarak suyunu çekene kadar kavurun
Et iyice yumuşamamışsa hafif su ekleyip yumuşayıncaya kadar kavurun. Biberi ve yemeklik doğradığınız domatesi ilave edin. Suyunu ve tuzunu koyduktan sonra kaynayana kadar bekleyin. Su kaynayınca önceden yıkayıp süzdüğünüz bulguru da ekleyin. Kapağı kapatarak kısık ateşte15-20 dakika pişirin.demlenmesi için bir süre bekletip, servis yapın.
MALZEMELER
• 300 gram kavurmalık dana eti(bir miktar keseye göre değişebilir)
• 1 kuru soğan
• 2 su bardağı kırık bulgur
• 2 su bardağı su
• 2 domates
• 6-7 yeşil biber(arzu ederseniz acı)
• 2 yemek kaşığı tereyağı
• Yeteri kadar tuz
A.C