Benim köpeğim Kontes, sadık dostum. Yumuşak pençelerini kolumun üzerine koyup, sevgi dolu bakışlarına karşılık bekleyen. Sonbahar eğlencesi kokan Ekim güneşi ışınları kahverengi tüylerinin arasından süzülüp derisini ısıttığında kuyruğunu kaldırıp uzun kulaklarının hizasına getiren. Koku peşinde, benim peşimde, ağaç dalı, fare, demeden koşturup dostluğumuzun keyfini çıkaran.
Hangi cins olduğunu, soyağacını merak eden, işin erbabı, yetiştirici herkesi çatlatan, av kulübesinde arkadaşımızın bardağına dilini uzatıp ”Demek ki kokteyl tercih ediyorsunuz”, dedirten.
Diploma ve tüfek yetmez, bir de köpeğin olması gerekir, dediklerinde boynunda bir tabela, kulaklarında toplama kampı mürekkebini andıran seri numaranla geldiğinde hiç köpek tecrübem yoktu. Hortlak gibi gözüküyordun, sekiz haftalıktın.
Benimle çarşı-pazar demeyip dolaştın. Bir dükkanda şaşkın şaşkın etrafa bakarken, yerler göl oldu, dükkan sahibi kibarlık yapıp göle kum döktü. ''Köpeğin adı Kontes miydi?'', diye sorduğunda mahcup bakışlarını yere diktin. Bu işleri öğrenene kadar gözlerin epey kaydı.
İlk ördek avında, kayıkta oturacağına, suya atlayıp uzunca bir serinleme turu attın. Sazlıkta ördek kalmadı! Hepsi uçtu gitti.
İlk fermada dönüp, arkaya bakıp gözlerinle beni aradığında, ''artık bu iş tamam'', demiştim. Yanaşana kadar kısacık mesafe bitmedi. Önümüzde vücudunu var gücüyle yere bastırıp otların arasından yukarıya doğru uzanan bir tavşan kulağı kalktı! Hani keklik avlayacaktık?
Bir sülün avında, tavşan köpeklerine taş çıkartacak türden tilki dolaştırıp kurnazın iflahını kestin.
Kuş bulup, geriye birkaç adım atıyor, gözlerinle beni arıyor, kasılıp, çılgınca bir heyecana kapılıyor, beklemiyordun. Sonrası gökyüzünde kahverengi bir bulut. Kuşlar gözden kaybolana kadar peşlerinden koşuyordun.
Bazen de elektrik süpürgesi gibi taradığın yerlerden yürürken kuş uçardı. Tabi ki, hazırlıksız yakalanıyordum...
Islık çalıp çağırmamı bir gün dinledin mi?
Komşu çiftçi ''iki küçük kuzumu yaralamış'', diye geldiğinde arkama saklandın. Yanımdaki ''vur şu köpeği'', diye hiddetlendi. Diğeri ''ver bana, bir öğlen sonrası onun eğitimi tamamdır'', dedi. On dört öğle sonrası ayrı kaldık. Geldiğinde, köpekten çok tavşana benziyordun!
Zorla olmuyordu, beraber yürüyüşler yapmaya karar verdik. Kitap okurken, masanın altında ayaklarımın arasında hep muziplikler yaptın. Shakspeare okurken, kendini güvensizlik içinde hissetsen de azap değil, ilham verdin.
Bu işlere alışmışken, orman yürüyüşünde fermada çakılıp kaldın. Sen de ben de şaşırdık. Yanımızda tüfek yoktu. Olsa da kuş avı mevsimi değildi. Gün saymaya başladık...
Bir sabah vakti kamyon şoförü, ağlamaklı sesiyle ”çok çabaladım, direksiyon kırdım, fakat arka tekerlekleri kurtaramadım!”, dedi. Açıklamaları fayda eder miydi?
Sana melez, kokteylci, kuzu ısıran köylü güzeli, her şeyi alt üst eden, dediler...
Yaşama sevincine, görevine olan sadakatine, arabanın ön koltuğunda saatlerce dik oturup yolculuk yapmana, iki küçük çocuğun kavga ettiği gibi benimle kavga etmene ve hakikiliğine hep imrendim...
Şafak vakti güneşin ilk ışınları ay yüzünü gösterdiğinde karşı tepelerde kuş aradık. Saat,6-7-8-9 oldu, bir şey yok. Terledik. Sıcak çekilmiyor. Kumda kayın tavuğu izi var. ”Kontes neredesin?”, demeye kalmadı, uçtu gitti...
Önümüzden bir tavşan fırladı, otlar arasından beyaz kuyruğunu gördüm, ''tavşan avlamıyoruz'', diye azarlamak istedim...
Yine temiz havaya, manzaralara, düşüncelerden uzaklaşma özgürlüğüne çıkacağız.
Kontesim sen de aramızdan biri idin...
Ekrem abi,
Ya benim kimim var kime yalvarayım türküsünü okusan?.
A.C