Pazar günü iftardan sonra Yaşar Türkleş’in bir trafik kazası geçirdiğini, SSK Hastanesine kaldırıldığını telefonla sayın Türker Sümer’den öğrendim. İnanılacak gibi değildi, hemen arabaya atladım ve iş yerime çok yakın olan hastaneye gitmek için yola çıktım. Yaklaşık 5 dakika da gideceğim SSK hastanesini 45 dakika sonra bulabildim. Kafam dönmüştü. Sürekli haberi duyan avcı dostlarımız beni telefonla arıyordu. Bir ara Genel Müdür Yardımcımız sayın Mustafa Akıncıoğlu’nu aradım. Bir ihtiyaç var mı, kan temin etmek gerekir mi, gibi sorular sordum. Sayın Akıncıoğlu hiçbir şeye ihtiyaç yok “sadece duaya ihtiyacımız var” dedi.
Durum çok kritikti. Hastanenin bahçesi adeta miting alanı gibiydi. Sevenleri, çalışma arkadaşları ve ailesi umutla bekleşiyorduk. Yaşar bey yoğun bakımdaydı, aradan iki üç saat geçtikten sonra Genel Müdürümüz Yaşar beyden üzücü haberi aldık. Yaşar Türkleş bey hayatını kaybetmişti. Bu haberi avcı camiasına haber vermek bana düşmüştü. YABAN TV saniyesinde tüm Türkiye’ye duyurdu. Haberi hastanede duyan yakınları, mesai arkadaşları ve ailesi yıkıldı. Genel Müdürümüz Yaşar Bey ve yardımcısı sayın Mustafa Akıncıoğlu zaman geçirmeden cenaze işleri için planlama yaptı. Ailesine de danışarak, cenazenin nereden kalkacağını, nereye defnedileceğini konuşulduktan sonra hastaneden ayrıldık.
Sabahın erken saatlerinde sevgili dostum Kaan Karakaya aradı, vefat haberini duyar duymaz Ankara’ya gelmişti. Ankara’daki cenaze töreninden sonra Kahramanmaraş’a gitmek istersen, özel uçak kiraladım, birlikte gidebiliriz dedi. Öğlen cenaze namazı için Bakanlığın camisinde buluştuk. Av camiasının yakından tanıdığı hemen hemen herkes oradaydı. Yaklaşık yirmi beş çelenk vardı, biri Orman Sendikası’nın idi, diğerlerinin tamamı avcılardan ve avcı camiasından gelmişti. Bakan bey, müsteşar bey de dahil olmak üzere tüm bakanlık çalışanlarının tamamı caminin avlusundaydı, avcı dernek başkanları ve üyeleri, doğa derneği başkanı ve üyeleri de oradaydı. Yazarımız, sevgili dostum Mehmet Şahankaya ile birlikte başkan Güven Eken ve ekibiyle ile ayak üstü sohbet ettik.
Yaşar Bey giderayak, bakanlığı, avcıları ve doğacıları bir araya getirdi.
Cenaze namazından sonra Etimesgut havaalanına gittim. Havaalanına vardığımda Kaan Karakaya’nın kiraladığı uçak motorunu çalıştırmıştı çoktan, hemen uçağa atladık, pilot, yardımcı pilot, kabin görevlisi, Kaan Karakaya, Bakanlıktan Ümit Bey ve ben 1 saat 15 dakika sonra Kahramanmaraş havaalanına indik. Bizden yaklaşık bir saat önce hareket eden Yaşar Bey’in cenazesinin de içinde bulunduğu helikopter de peşimizden indi. Havaalanının kapısında cenazeyi bekleyen kalabalıktan ağıtlar yükselmeye başladı. Ablası, kardeşi, eşi ve diğer yakınları son bir defa baktılar, çocukları çırpındılar, babaları bu dünyadan göçmüştü, eşi metanetliydi, çocuklarının yanında dimdik duruyordu. Cenaze arabaya konuldu. Havaalanının önündeki yüzlerce araba konvoy yaparak doğru cenaze namazının kılınacağı Ulu Camiye götürüldü. Çocukları cenaze namazını kılarken bitkinlerdi. Herkesin yürekleri parçalandı. Cenaze namazını kıldık, cami son yıllarda Muhsin Yazıcoğlu’ndan sonra ilk kez böyle bir kalabalık görüyordu. Cenazede Hatay’dan, Kayseri Bünyan’dan, Adana’dan, Osmaniye’den, Kadirli’den ve Kahramanmaraş’tan gelen avcı dernek başkanlarıyla selamlaştık. Daha sonra aynı kalabalıkla birlikte mezarlığa gittik. Orada cenazeyi dualarımızla defnettikten sonra, Kahramanmaraş Belediyesinin Taziye evine gittik. Yine çalışma arkadaşları, yetkililer, yakınları ve avcılar taziyelerini sundular, ruhuna dualar okundu. Oradan Orman Bölge Müdürlüğüne gidildi. İftarımızı yaptık, dualarımızı ettik. Sabah Kaan Karakaya ve Genel Müdür de dahil 9 kişi geldiğimiz uçakla geri döndük. Kadirşinas dostum Kaan Karakaya’ya minnettarım onun sayesinde hem Bakanlıktaki öğlen cenaze namazına katılma fırsatı buldum. Hem de Kahramanmaraş’ta ikindi saatinde cenaze namazına katıldım. Sağolsun...
Dostluk ve arkadaşlık, bu günlerde daha çok belli oluyor.
Artık Ankara’dayız ve Yaşar Türkleş yok, onu artık daimi olarak memleketin de bıraktık. Genç yaşta kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Allah bizden daha çok seviyormuş, ne diyelim... Allah rahmet eylesin, geride kalanlara sağlık, sabır ve kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz.
Yaşar bey hep beni memleketi Kahramanmaraş’a davet ediyordu. Sonunda bunu da başardı, Kahramanmaraş’a da gittik. Keşke sağlığında birlikte gidebilseydik. O güler yüzü esprili kişiliğiyle gezebilseydik, Maraş’ın meşhur dondurmasını yiyebilseydik. Keşke… keşke… keşke…
İnsan hayatında önemsediği kişileri kaybettiği zaman hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor. Yaşar bey de benim önemsediğim bir insandı, aynı kurumda çalışmadık ama birlikte birçok iş yaptık, çok mesai harcadık.
Yaşar Türkleş’i 7 yıl önce ilk göreve geldiği günden itibaren tanıdım. İlk günden itibaren kurduğumuz iletişim, onu kaybettiğimiz güne kadar devam etti. Ben, ona hep bizim Bakanımız sensin derdim. Nasıl diye sorardı. Ben de “koca bakanlıkta unvanında avcılık olan tek daire seninki” derdim. Bakan, çevrenin bakanı, genel müdür doğanın ve milli parkların müdürü ama sen avcılık daire başkanısın derdim. Avcıların bakanı sensin derdim. Gülerdi...
Av ve Yaban Hayatı konusunda kendisini çok geliştirmişti, avcılıkla ilgili yeni bir sistemin oluşturulmasını istiyordu. Bu konuda çok çalıştı. Örneğin örnek avlaklar konusunda, genel avlakların tesisi konusunda inançlıydı. Ben bu örnek ve genel avlaklarla ilgili yapılan projeyi gerçekçi bulmadığımı defalarca kendisine söylememe rağmen ısrarla ve inançla yürütmeye çalıştı.
Dedim ya, yaşadıklarımız film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
MAK toplantılarında hep başroldeydi. Toplantı öncesi bizi telefonla arayarak veya davet ederek kulis yapardı. Herkesle konuşurdu ve dinlerdi. Anız yangınları, kaçak ağaç kesimi konusunda ve yasadışı avcılıkla ilgili dergimize birçok ihbarlar geliyordu. Bunları Yaşar beyle sürekli paylaştık ve sağ olsun, yaptığımız tüm ihbarları ciddiye aldı ve bir ekip göndererek gereğini yaptı.
Kara avcılığı yasası sürecinde hep birlikte çalıştık taslağın yasalaşacağı gün TBMM’nin genel kurulunda beni görünce pes valla dedi. Burada senin işin ne nasıl girdin genel kurul salonuna dediğinde ‘’benim burada olmam çok normal, size destek için buradayım.’’ Demiştim.
Göreve geldiğinde av turizmi konusunda birçok sorunlar vardı. En önemli sorun da avlanan hayvanların dişlerini gerçek olarak beyan etmeyen ancak internet sitelerinde 22 santim 25 santimi garanti eden Av Turizmcileri idi. Beyanları 18 cm’nin hep altındaydı. “Türkiye’de avlanan domuz dişleri 18 cm’nin altında yasaklayalım, domuzlar büyüsün sonra avlatalım” diye bir fikir ortaya attı. Yer yerinden oynadı. Turizmciler sonraki yıllarda dişleri doğru beyan ettiler ve bakanlık daha çok para kazanmış oldu. Akıllıydı ve pratikti...
Birlikte kuş gribiyle ilgili “Önce Sağlık, Sonra Avcılık” projesi yaptık. Yaptığımız posterleri il müdürlüklerine ulaştırdı. Bayram günü Tarım Bakanlığında yapılan kuş gribi eylem planı toplantısına birlikte katıldık. Anız yangınlarıyla ilgili birlikte posterler yaptık tüm ülkeye dağıttık.
Türkiye’de ilk kez 1. Av ve Yaban Hayatı Sempozyumuna rahmetli Celal Acar ile birlikte katılmışlardı. Laf, söz olur diye misafir ettiğimiz otelde kalmadı, ormanın misafirhanesinde kaldı. Sempozyum süresince sürekli avcılarımızla diyalog kurdu. Orada yaptığı konuşma en büyük alkışı almıştı. “Biz avcılarla hasım olmayacağız, hısım olacağız derdi”,
Yoğun olduğu dönemlerde, “Kamil Bey artık köfteciye davet etmiyorsun” derdi. Oto sanayide köfte yemeği ve sohbet etmeyi severdi. Ramazanda birlikte avcılarımızın ve avcı derneklerinin düzenlediği iftar davetlerine katılıyorduk, kaybettiğimiz günün iki gün öncesi Cuma günü en son konuştuğumuzda, yine bu konu gündeme gelmişti. Başkanım görüşemiyoruz dediğimde; “Ramazan geldi sen şimdi avcı derneklerinin iftar yemeklerine beni davet edersin, merak etme artık sık görüşeceğiz” demişti. Bir iki gün önce Hüseyin gazi derneğinin iftar daveti vardı. Aklıma rahmetli yaşar bey geldi. Genel müdür yardımcımız sayın Akıncıoğlunu aradım. Avcıların iftar yemeklerine yaşar beyle birlikte gidiyorduk. Seni davet etmek istiyorum dediğimde kabul etti. ve avcılarla birlikte hem iftarımızı yaptık hem de onu andık dualar ettik. Yani Yaşar beyle yine birlikteydik.
Yazdığım yazılarda, Yaban TV’de yaptığım programlarda, ülkemizde av ve yaban hayatına hizmet vermiş, bakanlık çalışanlarından, rahmetli Nihat Turan’ı, İsmet Özer’i, Sabit Tarhan’ı, Şehmuz Kıraç’ı, Celal Acar’ı rahmetle anıyordum. Şimdi bu listeye Yaşar Türkleş’te eklendi.
O avcıların, bakanlığın ve doğanın dilini çözmüştü, herkesle iletişim halindeydi.
Geçtiğimiz yılın sonlarında, Bakanlıkla birlikte bilimsel bir çalışma için bana görevlendirme çıkarmıştı. Ben bu konuyla ilgili Doğu Anadolu’da dağlarda çalışmalar yapmış ve daha bir iki hafta önce yanına gidip, fotoğraflarla ve belgelerle bir sunum yapmıştım. “Tam anlamıyla bir bilimsel çalışma yapmışsınız sizi kutlarım” demişti. Akşam üzeri makamında mesai bittikten sonra iki üç saat karşılıklı görüştük, ve elimdeki fotoğrafları Genel Müdüre götürmek için heyecanla saatlerce beklemiştik.
Bana, her konuda telefon ederdi. Bir ay önce, harçlarla ilgili mecliste komisyonlarda bir görüşme yapılacaktı. Lütfen Kamil bey, meclise gidin konuyu anlatın hatta toplayabildiğin kadar avcıyı toparla öyle git biz derdimizi anlatamıyoruz. Maliye Bakanlığı “Sen bakanlıktan yana mısın avcıdan yana mısın diye söyleniyorlar. Lütfen davanıza sahip çıkın” demişti. Bunun üzerine Meclise gittik ama toplantıya almadılar. Çünkü davetliler listesinde adımız yoktu.
Yükü çok ağırdı, sokak köpekleri de onlardan soruluyordu, avcılık da, yaban hayatı da... Ama herkese ve her konuya zaman ayırıyordu. Konuyu sabırla anlatırdı, Bakanlığın menfaatlerini sonuna kadar korudu, kanunlara ve yönetmelikleri çok iyi biliyordu.
Ne zaman sesini yükselteceğini, ne zaman alçaltacağını çok iyi bilirdi. Gerektiğinde herkese fırçasını atıyordu...
Yaban TV’de yaptığım programları izledikten sonra ve her ay avdoğa dergisini okuduktan sonra hemen beni arardı. Çoğunlukla olumlu eleştiriler yapardı. Bazen de yazdığım yazılara bozulurdu. Bunu da uygun bir şekilde söylerdi.
Yaban TV’ye yaptığım Kamil Üçbaş ile Avdoğa programı çekimlerine katılmak, Sırf bana destek olmak için bir bayram günü, genel müdürümüz sayın, Yalınkılınç ile birlikte Kızılcahamam’a gelmişlerdi.
Her konuyu tartışırdı. Kızmazdı, küsmezdi ve tüm tarafları dikkatle dinlerdi. Av ve yaban hayatıyla ilgili olumsuz bir konu olduğunda avcıları bir toparla derdi. Mevzuatı bildiği için, Bize yol gösterirdi. Bak kimseyi aramıyorum sadece seni arıyorum. Sen bu işi halledersin, diyerek güvendiğini gösterirdi. Yiğidin hakkını yiğide verirdi.
Merkez Av Komisyonu toplantılarında Bakanlığın görüşleri dışında bir konu görüşülüyorsa karar kabul edilecekse, bunu sezerdi ve konuyu anında değiştirirdi. Konuyu Bakanlık lehine çevirirdi. Av ve yaban hayatıyla ilgili tüm toplantılara katılır düşüncelerini söylerdi.
Yine bir MAK toplantısında domuz avının yasaklanmasını istemiyordu. Domuz avının yasaklanması mantıksız geliyordu. Toplantıda dikkat ettim konuya sahip çıkmadı devamlı sessiz kaldı, kendi müdürünü bile böylelikle protesto etmişti.
Hep avcıların dağınık olduğunu, birlik beraberlik içerisinde hareket etmediklerini söylerdi. Kızdığı zaman siz kaç kişisiniz derdi. Bakanlığın işleri arasında avcılık son sırada derdi. Sizler kendinizi ifade edemiyorsunuz, birlik beraberlik sağlayamıyorsunuz derdi.
Yaşar Türkleş’in ardından çok şey yazılacaktır. Devleti korurdu, dürüsttü, dosttu, arkadaştı... İyi adamdı. Onu asla unutmayacağız.
Ruhun şad olsun başkan…
Kamil Üçbaş