YABAN STORE YABAN TUR KURUMSAL PROGRAMLAR YAYIN AKIŞI REKLAM İLETİŞİM ALBÜM VİDEO İLANLAR FORUM ÜYE GİRİŞİ
ANASAYFA ÇEVRE DOĞA SPORLARI KÖPEK & AV & ATICILIK YELKEN & DENİZ BALIK & OLTA PET CLUB TARIM 4X4
yazılar Ana Sayfa
Mehmet Arpaz
mehmetarpaz@yahoo.com

Google Facebook Del.icio.us Digg Favorilerime ekle Arkadaşına gönder Yazdır
ÜVEYİK AVI YAKLAŞIRKEN (Yeni)

Yaz tatillerinde Arpaz mekanımızdı. Babama yalvarır yakarır dedemin yanında kalırdık.

Babam her gelişinde dedemin, babaannemin elini öper, ben de babamın elini öperdim. Günlük, beylik konuşmalar, hal, hatır sormalardan sonra büyük hayata geçilir, sakız gibi bembeyaz örtülerle giydirilmiş kanepelere oturulurdu. Biraz aradan sonra sessizliği dedem bozardı      

-Aşgadın

-Buyur ağa

-Ulen ta Bozduğan’dan gar (kar) getirttiriyom, biyo biriniz bi gar helvası yapalım demiyosunuz  beyahu

-Hemen yapverem ağa. Vişne şuruplu mu, bekmezli mi olsun?

-Sen tek yap da neli olursa olsun

Buzdolabı ne aramış, olsa bile daha köyde elektrik yok. Evin en serin  yeri alt katında ahşap kalın kirişlere asılmış iki tane tel dolap var. Birinde yoğurt, süt, tere yağ diğerinde kavrulmuş kıyma, pişirilip hazırlanmış yemekler dururdu. Bozdoğan’ın pazarı Salı günü Madran’dan çuvallar içinde kar indirirlerdi. Bir çuvalına bir denk kar denirdi. Bir denk kar her Salı mutlaka Bozdoğan-Nazilli otobüsleriyle piyan ocağına bırakılır, Salih gidip alırdı. Ege’nin  kavuran yaz sıcağında neredeyse kaynama noktasında olan suyun içine atılıp içilirdi. Biz çocuklara karlı su içmek yasaktı. Ama kaçak olarak kardan bir parça koparıp kırt, kırt dişlerdik. Kar helvasına gelince ağzımızda eriterek yemek serbestti. Niyedir bilemem. Dedem ise bırakın ağzında eritmeyi şerbetli karı çiğneyerek yerdi. Kar dengi aşağı katta, saman için de, kat, kat sarılmış keten çuvalların altında saklanırdı. Bir parça kar çıkartmak için çekilen eziyete bakar mısınız? Kar helvası yapılacağı zaman da kupalar(bardaklar) tepsi içinde aşağıya indirilir, bardaklar kar dengine sürtülerek içleri doldurulup tekrar yukarı çıkartılırdı. Sonra içine pekmez veya vişne şurubu ve bir kaşık konup ikram edilirdi. Bu ikramlar babamın Nazilli’den hastalarını bitirip köye gelişlerine rastlatılırdı.

Yine böyle bir günün akşamüzeri babam köye geldi.

-Mehmet hazırlan oğlum bu gün Nazilli’ye beraber dönelim.

-Olur baba

-Dedim ama içim cız etti. Niye bana gel diyordu. Benden ona babaannemden bir şikayet mi gitmişti?

-Nasıl olsa sıkın (fişeğin) bol artık, yarın sabah Dr. Fuat Bey, Tüfekçi Mustafa ile Osmaniye altına övek (üveyik)  beklemeye gideceğiz sen de gel birkaç sıkı atarsın.

-Peki olur baba

“Peki oluru” öyle bir olgunlukla söylemiştim ki, sanki hiç sevinmemiş, davete evet demiş edasındaydım. Çok tüfek atmıştım ama hep babamın, dedemin yanında. İlk fişeğimi attığım zamanın üzerinden koca bir yıl geçmiş, okullu olmuş, birinci sınıfı geçmiştim. Elbette artık kuleden, ve güvercinlerden kurtulmalıydım. Zira terasta beni gören güvercinler gidip akşamüzeri yatıya geliyorlardı. Şimdi Nazilli’nin sayılı avcılarıyla üveyik avına gidiyordum.   

Hemen toparlandım. Önce tüfeğimi ve 24 tane alan belime göre yapılmış fişekliği aldım. Fişeklik belime göre Nazilli’de saraç Şemseddin’e diktirilmişti. Deriden yapılmış kuş askılığı bile vardı. Fişeklikte bir tane bile boş yer yoktu. Akşam çabuk oldu. Gel gelelim sabah bir türlü olmak bilmiyordu. Babam arada uyandığında veya yeni yatarken mutlaka gelir kardeşimle bana bakardı. Terledik mi, rahat mıyız, inceler giderdi. Saat 11 gibi ben yatmıştım. Gözlerimi sıkmış, sıkmış ama bir türlü uyuyamamıştım. Babam geldiğinde saat kaçtı bilmiyorum. Uyanık olduğumun farkına vardı. “Daha çok erken oğlum uyu” deyip odasına gitti. Ne kadar geçti bilmiyorum tekrar geldi. Baktı yine uyumuyorum. “Sen böyle yaparsan bir daha ava götürmem ama” deyip odadan çıktı. Bir daha ava gidememe korkusuyla her halde birkaç saat uyudum. Odanın ışığı yandı, yataktan fırladım. Akşamdan hazırlanmış uzun pantolon ve uzun kollu gömleğimi giyip, kuşluğu takılı fişekliğimi hemen kuşandım. Tüfeğimi odanın dayalı olduğu köşesinden alıp 20 basamaklı merdivenleri koşar adım inip oturma odasına girdim. Anacığım kahvaltı sofrasını kurmuş biz büyük avcıları uğurlamak için sabahın o saatinde kalkmıştı. Çocukluğum ve bekarlığım süresince babamla ava gittiğimiz her av da kalkıp kahvaltı hazırladığını, bizi “Rasgele” ile uğurladığını bilirim. Tam bir avcı eşi ve annesiydi. 

Kahvaltıya oturup birkaç lokma ekmeği peynir ve reçelle, çayın yardımıyla yuttum. Babam kahvaltıyı edip beni öyle uyandırmıştı. Divanın üstünde fişekliğe sıkıları yerleştiriyordu. Kapı çaldı. Ben koştum. Gelen Dr. Fuat Bey Amca idi. “Dr. Fuat Köseoğlu” Kapıyı açıp buyur ettim.

Dr Fuat Köseoğlu Nazilli’de doktorluk yapan, aslı Muğla’nın yerlilerinden köklü ailelerinden, dünya tatlısı bir insandı. Tüfeği yüzüne alınca yanağında gezdiren sonra da tetiğe asılan bir avcı idi. Bu kadar sakin tüfek atan çok ender gördüğüm kişilerdendi. Çok kaliteli bir insan ve avcı idi. Karşı komşumuzdu. Evimizde çıkan yangında yalınayak kapıya koşmuş, “çocuklar, çocuklar” diye bağırıp, üst kata çıkıp bizleri kucaklayıp, kaçırmıştı.  

Sen de bizim arkıdeşimiz oldun Maşallah. Baban olacak zavraklı (birbirlerine öyle takılırlardı) daha uyanmadı mı?

-Uyandı Fuat Bey Amca

-Ulen zavraklı hadi öğlen oluyor

-Geldim abi, geldim

-Daha Tüfekçi Mustafa’yı alacağız

-Tamam abi ben hazırım

-Oğlana bak maşallah fişekliği bile kuşanmış

-E… yetişiyo amcası

-Görürsün seni beni beğenmez ne avcı olacak o

-İnşallah

Ben ise iltifat geldiği için yüzü  kızarmış bir şekilde içeri tüfeğimi almaya koştum. 52 model Chevrolet ile yola çıkıldı. Tüfekçi Mustafa Nazilli’nin dışında bahçe arasında oturuyordu. Tüfek tamiri, pompalı gaz ocakları  tamiratı yaptığı, Uzun Çarşıya paralel ara sokak içerisinde küçük bir dükkanı vardı. Sayılı avcılardandı. Un tüccarı Hacı Nuri Bilgenoğlu ile karşı karşıyaydılar. Birbirlerine öyle takılırlardı ki gören kavga ediyorlar sanırdı. O da çok iyi avcıydı. Bunlar eskiden Nazilli’nin Merkez Av komisyonu idiler. Av ne zaman açılır, ne zaman kapanır onlar karar verirlerdi. Çok enteresandır, herkes de sözlerini dinlerdi. Dinlemeyen, erken ava gidenler “Çalı kakıcı” olurdu. Şimdinin moda değimiyle bohçacı. O zaman araba, mobilet  ne gezer. Hiçbir guruba dahil edilmezler, cezalandırılırdı. Tüfekçi Mustafa’ya sapılacak irimin(küçük sokak) başında hazır bekliyordu. Selamlaşmalar, rasgele temennileriyle arabaya binip, yola koyulduk. Gideceğimiz yer Nuri Çavuş’un incir bahçesi. Nazilli’ye 15 km. Yol stabilize. 

Nuri Çavuş; ustalarımdan bir tanesi. Çerkez’di. Adamcağız ne oğlundan ne de torunundan gülemedi. Çok cefa çekti. Belki de kahırdan öldü. Gördüğüm en iyi insanlardan bir tanesi idi. Çok iyi, attığını vuran bir avcıydı. İlk kekliğimi bana o vurdurmuştu. Kendi köpeğinin fermasında. Sonra da babama köpek diye tutturmuştum. İlk köpeğimi bulup bana getiren kişidir. Rahmetle anıyorum. 

Nuri Çavuş herkesi bir, bir yerleştirdi. Beni de güzel anızlı bir tarlanın önüne su hendeğinin içine oturttu. “Mehmet Bey dikkat et şu taraftan gelecekler”  deyip kendi  yerine gitti. Bütün avcıları görüyordum. Herkesin arasında yüz metreye yakın bir mesafe vardı. Hepimiz ağaçlı dere yataklarındaydık. Yanlarımız da hep anızdı. Yerime giderken babam sıkı, sıkı tembihlemişti. “Atacağın kuş ufuk hattının üstünde olsun, sakın heyecanlanıp yere yakın giden kuşa sıkı atma. Maazallah önümüzdeki bahçelerde biri olur.” Hakikaten öyle pozisyonlar olmuştu ama atmamıştım.   

Sabah çok erken. Doğanın o kendine has kokusunun yanı sıra, çiğ ile ıslanmış buğday anızının kokusuna karışan incir ağaçlarının acı kokusu geliyordu insanın burnuna. Karıncalı Dağ’dan doğan güneş, Madran Dağının tepesine kızıl bir ateş gibi düşmüş. Kara tavuklar incir bahçelerine doğru ikili, üçlü uçuşa geçmişler. Onlar da incirden nasiplerini alacaklar. Aşağılarda bir yerlerde, kargıya bağlanmış bir çaputla çığlık atarak, serçeleri incir bahçelerinden kovalamaya çalışan bir kız çocuğunun sesleri geliyor. Dağın yukarılarından gurr, gurr öten üveyikler. Doğanın uyanışına şahitlik edercesine bağrışan çeşitli, bir sürü küçük kuş ve toygarlar. “Şimdi gelecek, şimdi gelecek” diye üveyik bekleyen 8 yaşında elinde 36 numara çiftesi ile bir çocuk.   

Bu kadar usta avcının yanında çok dikkatli olmalı ve iyi tüfek atmalıydım. Ama bir türlü  iyi atamıyordum. O kadar güzel geliyordu ki üveyikler, ikişer, ikişer atıyordum ama nafile. Herkes atıyordu ama ara sıra düşen oluyordu. Ben de o da yoktu. Çok hırslanmış şekilde, tüfeği çok dikkatli kavrıyordum ama nafile. Zaten ikinci fişeği atarken kuş menzilden çıkıyordu. Yanımdaki ağaçlara gelip konuyordu ama, hem kendime yakıştıramıyor, hem de gören olursa diye vesveseye düşüp tüfek atmıyordum. Çok fişek diye düşündüğüm 24 adet fişek bir çırpıda bitiyordu. Beş, altı fişeğim anca kalmıştı. Hepside vurulacak kuşlardı ama bir türlü olmuyordu. İki parmak önüne atmak ta yetmiyordu. Hava sıcaktı ama ben sıcaktan değil hırstan kan ter içinde kalmıştım. Bir tane daha geldi, attım. Sağ yanımdan Nuri Çavuş “saçma aldı” diye bağıdı. Ben arkadan gelene hazırlanırken ilk attığıma bakamadım. Arkadan gelene tetiği çektim, o da ne kuş havada büzüldü, bir metre önüme toprağa vurdu. Nasıl oldu bir türlü anlayamadım. Ama Sanki herkes bana bakıyormuş gibi hep bir ağızdan “Aferin” çıktı. Yan derelerde ses yankılandı. Yavaş, yavaş kuş kesildi. Nuri Çavuş önümden aşağıya doğru inmeye başladı. Yüz metre kadar gittikten sonra bir şeyler aramaya başladı. Bir ileri gidiyor, bir geri geliyordu. Epey bir aramadan sonra kafasını sola çevirip yürüdü eğilip kuşu aldı. ”Mehmet Bey buldum, buraya düşmüş” dedi. Tüfeğin içindeki 2 fişekten başka fişeğim kalmamıştı. Vakitte öğleye yaklaşıyordu. Nuri Çavuş aşağıdan bağırdı “Hadin gari sıcak oldu, guş da kesti”   

Askılığıma bağladığım üveyikle beraber yerimden kalkıp, babamın bulunduğu yere doğru yürüdüm. Fuat Bey Amca da kalkmış yürüyordu. Hepimiz babamın yanında buluştuk. İlk takdir Fuat Beyden geldi.

-Afferin ulen arkıdeş, sana boşuna arkıdeş olduk demedim ben. Emindim öyle olacağından.

-Afferin oğlum.

-Afferin Mehmet Bey

-Aferin diyorsunuz da kaç sıkı attığımı biliyor musunuz? 

-Kaç atarsan at. Möhim olan senin öveği vurmandı. Tüfekçi Mustafa diyorsa doğrudur. Sen bunları boş ver, onların tüfekleri var ama ben avcıyım.

-Hadi ulen tüfekçi, biz ne dedik. Senin adın tüfekçi, benim Fuat. Demek ben avcıyım.

Bana gelen taktirler, ortada kaybolmaya başladı. Bir birleriyle şakalaşmaya, dalga geçmeye başladılar.

Hakikaten o kadar atılan fişeğe karşı kimsede 10 tane üveyik yoktu. En çok vuran Nuri Çavuş’tu. Onda da 6 üveyik vardı ama o fazla tüfek atmamıştı. Nuri Çavuş’un bahçe evine gelip hanaya oturmuştuk. İki ulu ceviz ağacı sanki dallarıyla evi sarıp kucaklamıştı. Evin önü doğuya açıktı. Ama güneş artık tepedeydi ve ceviz yapraklarından aşağıya geçemiyordu. Yanları da açık hanayda terli bedeni üşütecek kadar  tatlı bir esinti vardı. Ablamı kaybettikten sonra müthiş bir evham hastası olan babamdan ilk ikaz gelmişti.

-Oğlum  arabaya in hemen çamaşırını değiştir, benim fanilamı da getir

-Tamam baba iniyorum aşağıya

-Eylenme ama terin üzerinde soğumasın

-Mehmet oğlum bi zahmet benim ufak çantayı da çıkarıver, ağır değil

-Olur Fuat bey amca

-De gidi gahpe herifler de, doktor olunca böle mi oluyo?

Tüfekçi Mustafa amca çaktırmadan dalgasını da geçmişti. Arabada soyunup fanilamı değiştirdim, babamınkini ve çantayı alarak gıcır, gıcır öten tahta merdivenlerden hanaya çıktım. Burnuma öyle güzel bir tere yağ  kokusu geldi ki acıktığımın farkına vardım. Ya tere yağda bir şey kızarıyordu ya da eritilmiş, pilavın üstüne dökülecekti. Tam hanayın ortasına sofra bezi serilmiş, kasnak rahle ortada, yeni kalaylanmış büyük sini rahleye oturtuluyordu. Yeni açılıp, pişirilmiş yufkalar muska şekline konulmuş vaziyette sofra bezinin üzerine dağıtılmaya başlandı. Sininin ortasına koca tencere bir pilav, üzerine de bacakları 45 derece açılmış, tere yağda kızarmış tavuk geldi. Ev sirkesi ile yapılmış turşu da unutulmamıştı. Nuri Çavuş’un karısı da dünya iyisi, dünya tatlısı, misafire yedirmek için deli olan bir insandı. Rahmetle  anıyorum. 

Yemeğin üzerine herkes bir tarafa uzanmıştı. Bende yer döşeğinde bir yer bulup kıvrıldım. Karın tokluğu, iki de üveyik vurmanın mutluluğu ile uyuyup kalmışım. Üzerime örtü çekilirken gözlerimi hafif araladım. Babamın sevecen, şefkat dolu gülümsemesi ile tekrar gözlerimi yumdum.

yorumlar (6) Yorum Yaz
 

nurettin 21.09.2010 23:43:54
selam mehmet abi hamidin selami var sana umarim bu yaziya okur hatirlarsin bu sene kar yagmus madran dagina özel olrak kar yemeyi gitdim bozdogana.fisne suruplu bozdoganin mesür pidesine utmusun mehmet abi camiz kaymakli pide üstü tahinli pisirilmis pidesine fisneli kar helfasinin ustune sade birazda domdurma kondumu sakin yanima gelmeyin cunku kehfim yerindedir.yürük alinin gezdigi yasadigi daglar.üstüne birde bozdoganin dünyaca mesur suyuna icmeyi sakin unutma dag köylerinin meyvesinden yeme

ELMIR 12.08.2010 12:55:13
O günlere yetişemesekte sayenizde yaşıyor gibiyiz, teşekkürler.

deeru 09.08.2010 12:04:46
abi boyle guzel anılaarı ozlemisiz elleri opulesi annenizin kahvltı hazırlamisi yasım kucuk olmasna ragmen o beyaz ortulu kanepeler cok eskide kaldı babamlardan duydugumuz burdan okumak cok guzeldi tesekkurler

pirlibeyli09 06.08.2010 13:57:11
mehmet amca ben nazilli pirlibeydenim gel bi memleketinde üveyi avı yapalım sezon acılışında cok gzel üveyik var özellikle yazırlı köyü böceli köprüsüyle arpaz arrasındaki silajlık mısır tarlalarında...

gokhan22 03.08.2010 03:30:46
mehmet abi yüreğine sağlık...
 
diğer yazıları
 

NEREMİZ DOĞRU ? (Yeni) 07.02.2012 19:02:52

GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ YANLIŞ İLİKLENİNCE (Yeni) 17.01.2012 17:16:45

Bir Öneri Daha ( Yeni) 02.01.2012 16:35:20

AVCILAR İÇİN BAKANLIĞIN YAPTIĞI EN GÜZEL UYGULAMA 27.12.2011 09:39:45

ÖLDÜRMEYEN ALLAH ÖLDÜRMÜYOR (Yeni) 13.12.2011 00:08:03

SIRADAN BİR AV GÜNÜ (Yeni) 05.12.2011 09:12:27

MAK ve VEDA 02.10.2011 19:11:42

Ayı (Yeni) 07.09.2011 03:03:08

2011-2012 MAK TOPLANTISI ÖZETİ 18.06.2011 17:38:40

MAK'TA BU SENE NE OLUR? 12.05.2011 16:09:39

VAR MI KEYFİME BİR DİYECEĞİ OLAN ? (Yeni) 04.04.2011 15:52:28

AV BAYRAMLARI 09.08.2010 22:05:32

BU GÜZELLİKTE BU ÇİRKİNLİKLER 07.06.2010 19:19:38

HİÇ KİMSE VE KURULUŞ BİLDİRİ YAYINLAMASIN (YENİ) 22.05.2010 00:51:39

TARIM İLAÇLARI VE DOĞAYA ETKİLERİ (Yeni) 28.04.2010 22:34:03

TARIM İLAÇLARI VE DOĞAYA ETKİLERİ (Yeni) 28.04.2010 22:30:43

ÖZ ELEŞTİRİ 28.02.2010 23:55:02

HEPSİNE EYVALLAH DA EŞKIYALIĞA HAYIR 04.02.2010 13:58:20

HEY GİDİ GÜNLER HEY (YENİ) 10.01.2010 12:39:01

HALA ZOR GELİYOR BE RIZA 28.12.2009 23:27:38

AVCILIK NEDİR? NE DEĞİLDİR? (Yeni) 07.12.2009 21:47:11

SİLAHI OLMAYAN MİLLET DEVLET OLAMAZ (Yeni) 03.12.2009 00:11:46

HEM NALINA HEM MIHINA (Yeni) 14.11.2009 20:15:18

NE Mİ VURDUM. O DA BANA KALSIN (Yeni) 01.11.2009 17:49:11

BU ÇIĞLIĞA SES VEREN YOK MU? 19.10.2009 18:26:21

DOMUZ İKİ EL ATTI EMME (Yeni) 07.10.2009 17:55:09

BAY AHMET (Yeni) 01.10.2009 00:15:09

HAVADAN SUDAN 13.09.2009 13:06:41

PİRAMİT TERSİNE DÖNDÜ 07.09.2009 16:08:03

ÇOK OLUMLU MAK’ın GÜNÜMÜZE GETİRDİKLERİ 24.08.2009 21:57:43

YÜRÜK OĞLU 18.08.2009 23:33:58

ÜÇ BACAK 09.08.2009 13:21:57

AVCI ÖLMEDEN AV ÖLMEZ 30.07.2009 13:10:26

Medeniyet 29.06.2009 13:17:01

 
yazılar
Nazife Yıldız SÜKAN Nazife Yıldız SÜKAN
HAH TAM İSABET (Yeni)

Ali Birerdinç Ali Birerdinç
SİZİ HİÇ UNUTMADIM KÖPEK HIRSIZLARI (Yeni)

DR. ALİ BÜRKEV DR. ALİ BÜRKEV
Değerler ve Doğrular

Ömer Borovalı Ömer Borovalı
"AVCIYI MEDYAYA YEDİRMEMEK ÜZERİNE"... (Yeni)

ALİ COŞAR  - İSVEÇ ALİ COŞAR - İSVEÇ
Keloğlan ( Yeni)

Mehmet Arpaz Mehmet Arpaz
NEREMİZ DOĞRU ? (Yeni)

MUSTAFA HELALPARA MUSTAFA HELALPARA
YAŞAM HAKKI ( Yeni)...

NESRİN ÖZÇELİK NESRİN ÖZÇELİK
ATLAR (Yeni)

YAŞAR BURAK USLU YAŞAR BURAK USLU
HODRİ MEYDAN…!

Kamil Üçbaş Kamil Üçbaş
BASIN VURUYOR VE SUSUYOR! (Yeni))

ALPER GÜNGÖR - İSVEÇ ALPER GÜNGÖR - İSVEÇ
Semercioğlu’na Bir Mektup da Benden ( Yeni)

Zir MüH. H. Ozan Erzincanlı Zir MüH. H. Ozan Erzincanlı
Hayvanlar Büyük Konseyi Bildirisi ( Yeni)

Oktay AYDINER Oktay AYDINER
USTA (BALIKÇI) ÖĞRETİCİ SERTİFİKASYON EĞİTİMİ

Öğr.Gör.İlhan Deveci Öğr.Gör.İlhan Deveci
AVCILIK MANTALİTESİ

Aykut Soytutan Aykut Soytutan
MİLLETİMİN EFENDİSİYLE SEZONU AÇTIK! (Yeni)

Cem KARABAY Cem KARABAY
TELEVİZYONDAN SCUBA ÖĞRENMEK

Dr.Serhat TORUN Veteriner Hekim Dr.Serhat TORUN Veteriner Hekim
AVCILIK ve TEKNOLOJI (Yeni)
hepsi

Bu sitede yer alan okur yorumları, forum içerikleri, üye resim ve videoları, üyelerin kendi kişisel görüşleridir. YABAN'ı bağlamaz.Bu sitede yer alan haber, yorum, okuyucu görüşleri, forum içerikleri, resim, video ve her türlü içerik kaynak gösterilerek dahi kopyalanamaz, hiç bir surette kullanılamaz. 

Anasayfa     Albüm     Video     Forum     İlan / 2.El     Üye Girişi     Yaban Store
Çevre     Doğa Sporları     Köpek & Av & Atıcılık     Yelken & Deniz     Balık & Olta     Pet Club     Tarım     4X4
Kurumsal     Programlar     Yayın Akışı     Reklam     İletişim