Kargalarla ilgili bolca efsane ve sembol var, özellikle zekalarıyla ilgili. Japonya'nın Sendei kentinde sert kabuklu yemişleri yaya geçitlerine bırakıp arabalar üzerinden geçtikten sonra kırmızı ışık yandığında gidip içini çabucak toplamayı öğrenmişler. Hafızalarının çok güçlü olduğuna, komşuların yem sakladığı yeri ve düşmanlarını kolay kolay unutmadıklarına, buzda kayak yaptıklarına, uçarken aniden sırt üstü sebepsiz yere döndüklerine ve hep neşeli olduklarına dair epey görgü tanığı var.
Küçük karga (Covus monedula pontocaspicus) Türkiye, İran, Irak, Kıbrıs ve Türkmenistan'da görülüyor. ''Bizi ancak ölüm ayırır'', der gibi evlilik yemini eden, ''ömür boyu birbirimize yeteriz'', manifestosu yaparcasına sürekli beraber görülen bu çiftten birisi dünya değiştirdiğinde diğeri de fazla geciktirmeyip öbür dünyaya göç ediyor.
Düğün seremonileri baharın ilk haftalarına denk gelen günlerde başlıyor, bekar küçük kargalar sürüler halinde uçmayı öğrendikleri yerlere her yıl dönüyor, kanat çırparak, uçma oyunları yaparak, oynak ve canlı şarkılar söyleyerek hayat arkadaşı arıyorlar. Görücü usulüyle ya da tanımadan etmeden, yuva kurmuyorlar. Düğünlerinde abartıya kaçmıyor, karşılıklı göğüslerini kabartıp birbirlerine düğün pastası ikram eder gibi çimi andıran küçük bir''dal'' parçası uzatıyorlar. Yaşam boyunca dertleri, tasa sevinci eşitçe paylaşmak üzere dağılıyorlar. Her on kuştan dokuzunun kendisine uygun bir eş bulduğu biliniyor. Malta ve Tunus hariç. Çünkü daha önceleri her iki ülkede de yaşıyorlarmış ama ''bilinmeyen'' nedenlerden ötürü artık orada yoklar.
Kuzgun, saksağan, kara ördek, kaz ve kuğuların eşler arası ilişkileri pek farklı değil. Bazı türler arasındaki eş ilişkileri birkaç günlük, kimisinde de birkaç yıl sürüyor, kartallarda olduğu gibi.
En gevşek ilişki ise, oyun kuşları grubuna giren, büyük orman horozu, küçük orman horozu, döğüşken kuş (kavgacı) arasındadır. Bunlar çiftleşmeden sonra neredeyse birbirlerini tanımazlar. Kuşların dünyasında civcivlere yemek taşımada iki taraf sorumlu olduğu halde, bu sonuncuda erkek tarafı bunu yerine getirmez. Bu gelenekten dolayı ''kavgacının'' türü giderek azalmış.
Çizgili sinek kapan ailesinden olanların aldatmaları sayılmazsa kuşlar dünyasında evlilikler genellikle monogam (tek eşli). Birkaç yuva birden kurma zahmetli olsa da tek-tük polygam (çok eşli) ilişkide olan türler de var, çulha kuşu gibi.
Bazen kuşlar dünyasında tuhaflıklara rastlanılmıyor değil! Örneğin,''kemikkıran'' olarak da bilinen deniz kartalları, eşleri ile birlikte kışı Senegal'de geçirdikleri süre içinde birbirlerine küskünlermiş gibi davranırlar, aralarında hiçbir sosyal ilişki yok. Doğdukları yerlere döndüklerinde aynı çatı altında tekrar buluşuyorlar.
Kuşların görücüye çıkma fasılları genellikle kodlar, sinyaller ve hareketli oyunlarla oluyor. Yeşil başlı ördeğin, düğün öncesi boyun kısmını rengarenk yapması veya bülbüllerin melodi cömertliği de bu dönem ritualleri arasındadır.
Ekrem abi,
Görüyorsun ya, diğer canlıların da bir duygu dünyası var. Kim bilir? Bitkilerin de öyledir.Kuş gözlemi yaparken medeni hallerine de bir göz atmak, doğanın diyalektiğine girer.
“Dile benden ne dilersin?”, diye sorsaydın, vaktim olsa da bizdeki kelaynak kuşlarını daha yakından izleyebilsem derdim. Onların da birbirlerine tutkun olduklarını biliyorsun. Kel kafaları ve boyunlarındaki kıytırık tüyleriyle pek de güzel sayılmazlar ama sağlam karakterleri ve vefalı oluşları, her sene aynı eşle birlikte yuva yapıp haftalarca süren kuluçka döneminde sırayla kuluçkaya yatmaları, insanı etkiliyor. Hele o güneş ışığının siyah tüyleri arasından süzülerek morlu yeşilli pırıltılar yarattığı kanatlarıyla uçarken gösterdikleri zerafet, dinginlik ve çevikliğe ne demeli?...
Şimdi ”kanadım yok ki uçamam... ”, türküsünü söylemenin zamanıdır, değil mi?