Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne iki ayda iki yeni genel müdür atandı, bu atamalar konusunda kamuoyuna pek bilgi verilmedi. Biz yeni genel müdürümüze başarılar diliyoruz. Yeni görevi hayırlı uğurlu olsun.Ülkemizi, av yaban hayatı sorunlarının çözümünde çaba harcayacağını umuyoruz.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın gündeminde bu günlerde daha içeriğini tam olarak bilemediğimiz yeniden yapılanma çalışmalarının olduğu dedikodusu ayyuka çıkmış bulunmakta. Bu yeniden yapılanma çalışmalarında Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu’nun, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ‘’Av ve Yaban Hayatı’’ dairesini Orman Genel Müdürlüğüne bağlamak istediği söylenmekte. Biz daha sistemin tartışmasını bile bitirmeden ve Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nün kurulmasını ve Türk Avcılığı’nın çıtasını nasıl daha yukarılara çekebilirizi konuşurken, bakanımızın çıtayı daha da aşağıya indirmeyi planlayarak, bu bölümü Orman Genel Müdürlüğü’nde bir daireye bağlamak istediği avcılık ve Orman Bakanlığı camiasında sürekli olarak konuşulmakta.
Geçtiğimiz aylarda Yaban TV’de Sayın Ömer Borovalı’nın “Avcılık Sistemi Nasıl Olmalıdır?” programında tüm katılımcılar “ olması gereken sistem” hakkında görüş ve düşüncelerini anlattı.
Şahsımın da konuk olarak katıldığı programda düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Programa gitmeden önce arşivimi karıştırdım. İncelediğim tüm yazılı kaynaklarda, av yaban hayatında bir sistemin olmadığını üzülerek görüyoruz. Osmanlı tarihinin her döneminde, özellikle avcı Osmanlı padişahları kendilerine göre bir sistem kurmuş ve bu sistemle de yüzyıllar boyu avlanmışlardır.
Avcılığı yasa ile devlet düzenine ilk sokan Moğol Han'ı Cengiz Han'dır. Cengiz Han'a göre av "Savaşın okulu"dur. Cengiz Han avın yapılışını ve kurallarını yasa ile belirlemiştir. Ölümünden sonra da dört parçaya ayrılan imparatorluğun hepsinde aynı yasa uygulanmıştır.
Sultan Melikşah (Hükümdarlık dönemi Aralık 1072 - Kasım 1092) avcılık konusunda dünyada ilk bilimsel kitabı yazdıran kişidir. Sultan Melikşah diğer av üstatlarını da dinlendikten sonra, adamlarından Felhak bin Mehmed'e bir kitap yazılmasını emretti. "Saydnâme-i Melikşahi" adı verilen kitap daha sonra yazılan pek çok kitaba kaynak olmuştur.
Fatih Sultan Mehmed'den önceki Osmanlı padişahları avcılığı sevmeleri, avcılık hakkında yazılmış kitapları okumaları hatta yazılmasını teşvik etmelerine rağmen avı “ Oğuz “ usulünce yapıyorlardı. Cengiz Yasası gibi bir yasaları yoktu. Bu dönem padişahlarından I. Murad, Yıldırım Bayezid ve II. Murad av yapmaya hem çok meraklıydı ve hem de bu padişahların avla ilgili hizmetkârı çoktu.
Osmanlı padişahlarının aşırı av sevgisi ve av kuruluşlarının bu ihtişamlı varlıkları 18'inci yüzyılın başına kadar tam 400 sene devam etti.
Orta Çağ'da av hayvanlarının bir meta olarak tanınması kentleşme ile başlar. Zamanla bilhassa kentler civarında av hayvanlarının azalması sonucunda kentlerin hükümdarları, bu kadar değerli bir kaynağın tebaları tarafından "israfına" daha fazla izin vermeyerek bu hayvanları sahiplendiler. Avrupa'nın çeşitli krallıklarında ve beyliklerinde av hayvanları kralların, prenslerin, kontların malı olarak korunmaya başladı. On altıncı yüzyılın ortalarına doğru avcılık hakkındaki hükümler gittikçe gelişiyordu. Yararlı av hayvanlarının üremesi için yılın belirli zamanlarında örneğin yoğun karlı havalarda av yasak ediliyordu. Keza avlanmaya hakkı olmayanların silahla ve başıboş köpeklerin serbestçe, kırlarda dolaşması, av hayvanlarının yavrularının tutulması, yumurtalarının alınması yasaktı.
Avcılığın, Avrupa'da en parlak devrini teşkil eden bu mutlakiyet devrinde, saraylarda ve şatolarda düzenlenen görkemli av partileri hükümdarların ve beylerin gücünü göstermesi için bir bahaneydi. Av hakkı yine mülkiyet hakkına bağlı kalmakla beraber avlar için asgari bir sınır tayini senenin belirli zamanlarında yasak ve av tezkeresi usulü ortaya çıkarıldı. Bu esaslar dairesinde avcılık hakkındaki hükümler gitgide gelişerek, av hayvanlarının neslinin tükenmesi önlenmiş olduğu gibi avcılar da ülke için yararlı bir sistem içine alınarak avcılık sanatının gelişmesi temin edilmiştir.
Avcılığın evrensel boyutta ayrıcalık sağlayan niteliğinin altını çizdikten sonra, onun hafife alınmayacak bir konu olduğu da açıklık kazanmaktadır. Değil hafife almak, tam aksine, avcılık insanoğlunun yapısında garip bir şekilde sürekli ve derin bir özlem olarak varlığını sürdürmektedir.
Tarihteki devrim dönemlerine bakacak olursak, alt sınıfların üst sınıflara beslediği koyu nefretin nedenlerinden birinin de alt sınıflar için avcılığa getirilmiş kısıtlamalar olduğunu görürüz. Bu husus herkesin avlanmaya duyduğu büyük isteğin göstergesidir. Fransız Devrimi'ni körükleyen nedenler arasında köylülerin avlanma iznine sahip olmamaktan duyduğu huzursuzluk da vardı. Öyleyse avlanmanın bir ayrıcalık olmasına halkın duyduğu sürekli tepki bir rastlantı ya da yalnızca yıkıp yok etmeye yönelik bir şiddet eylemi değildi.
Bu haklı tepkide halkın da üst sınıflardan farklı olmadığı, bu istekli uğraşın, yani avlanmanın insan yapısında normal olarak var olduğu gerçeği vurgulanıyordu. (José Ortega y Gasset "Avcılık Üzerine Düşünceler" Çev: Derin Türkömer).
Ülkemizde ise avcılık hakkında ilk mevzuat 1881(1881 tarihli Muharrem Kararnamesi ile Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu) senesinde ortaya çıkmıştır. Bu zamana kadar av hayvanları yağmur, kar ve güneş gibi tabiatın tükenmez bir armağanı olarak düşünülürdü. Böyle olmakla beraber birçok gelenekler sayesinde av hayvanlarının o günlerde korunması sağlanmıştır. Aslında eski zamanlarda nüfusun azlığı, av araç ve gereçlerinin yaygın olmaması, (ulaşım zorluğu gibi temel nedenlerle) av hayvanlarının avlanması bugünkü kadar kolaylıkla yapılamıyordu.
O zamanlarda avcılık şahin, doğan ve atmaca gibi yırtıcı kuşlarla yapılmakta idi. Ertesi yıl, avcıları yakından ilgilendiren iki yeni yönetmelik hazırlanarak, yürürlüğe konuldu. Bunlardan biri, 18 S 1299 / 9 Ocak 1882 tarihli Zabıta-i Saydiye Nizamnamesi: diğeri, 12 C.1299 / 1 Mayıs 1882 tarihli Dersaadet ve Tevabii Balıkhane İdaresi’ne Dair Nizamname idi. İkisi de, Osmanlı avcılığı üzerinde Düyun-ı Umumiye’yi söz sahibi yapıyordu. Hükümet, çok geçmeden, 9 Z 1303 / 8 Eylül 1886’da çıkartılan bir iradeyle, Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye İdaresi’nin Cibayeti Varidatta Olan Selahiyetine Dair bir Kararname yayınladı. Zabıta-i Saydiye Nizamnamesi, avcılık konusunda bazı kısıtlamalar getirmiş olsa da kapsamlı olmadığı için bu nizamname yararlı olmamıştır. Yine de birçok noksanlarına rağmen çok önemli hükümleri içermekteydi. Fakat ülke coğrafyasının büyük olması, yeterli denetlemelerin yapılamaması dolayısıyla bu nizamname bir yarar sağlamamıştır.
1937 senesinde çıkarılan 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu eski yasaya göre daha kapsamlı hükümleri içermektedir.
1937’de çıkan Kara Avcılığı Yasası da avcılıkta bir sistem kurmaya yetmemiş. 1948, 49, 50 yıllarında yayınlanmış Av Deniz dergisinde, avcı yazarlar, yani yasa çıkalı 10 yıl olmasına rağmen eskidiğini, yeni bir yasanın gerekli olduğunu yazmışlardır. Daha sonraki tüm av dergilerinde de, yeni bir yasanın gerekli olduğunu belirtiyorlardı. Bu konuya kafa yoran yazarlar hep yeni bir yasanın yeni bir sistemi oluşturacağını düşünerek, hiç bıkmadan usanmadan yazmışlar. Daha sonra bizim yayımladığımız Av günü dergisinde, yeni bir yasaya ihtiyaç olduğunu devamlı yazdık çizdik.
2003 yılında 4915 Sayılı yeni Kara Avcılığı Kanunu çıktı. Bu yasanın hazırlanmasında ve TBMM’den geçmesinde büyük katkılarımız oldu ve ancak geldiğimiz noktada bu yasadan da şikayetçi durumuna geldik. Çünkü bu çıkan yasalarda devamlı yasaklar ön planda yer almaktadır. Aslında avcıların istediği “Çağdaş Bir Sistem”. Bu sistemi Avrupalı yüzyıl önceden kurmuş. Şu an tıkır tıkır saat gibi işletiyorlar. Ülkelerine milyonlarca dolar döviz kazandırdıkları gibi bir de endüstri kurmuş durumdalar, biz ise hala sistemi tartışıyoruz. Bana göre öncelikle siyasi iradenin, özellikle Bakanın ve Bürokratların önce buna inanmaları lazım. Avcılığı “üvey evlat” gibi görmemeleri lazım.
Kara avcılığı yasasında Bakanlığın görevlerini sayarken av ve yaban hayatını korumak geliştirmek gibi maddeler mevcut. Ama Bakanın gündeminde avcılık olmadığı için ne kadar konuşursak konuşalım, ne yazarsak yazalım hepsi nafile.
Biz yine de konuşup yazıp, çizmeye devam ediyoruz. Neden mi ? Çünkü bu sistem nasıl olsa değişecek, belki geç olacak ama mutlaka değişmek zorunda. Bir iktidar bu konuya elbette sahip çıkacak. Çıkmasa bile Avrupa Birliği kriterlerine göre nasılsa Avrupa Birliği uyum yasaları zorlamasıyla “Yeni bir sistem kurulacak.” Bundan kimse kaçamaz isteseler de istemeseler de avcılıkta çağdaş bir sistem kurulacak. Biz bunun belki hızlanmasını sağlayabiliriz diye bu konuyu seslendiriyor ve en azından aşağıdaki kriterlerin muhakkak yerine getirilmesini istiyoruz.
1.Avcılığın Parti Programlarında Yer Alması Sağlanmalıdır.
Aslında siyasi partilerin programlarında avcılıkla ilgili konu başlıkları olmalı. Avcılık Federasyonu, konfederasyon yetkilileri hatta dernek başkanları tüzel kişiler olarak bu konuda siyasi partilerle görüşüp avcılığın ekonomisini ve kırsal kalkınmaya katkısını anlatmalı parti programlarında yer almaları sağlanmalıdır.
Özellikle seçim sürecinde, partilere avcılıkla yapacağı çalışmalar sorulmalıdır. Siyasi partiler iktidara geldiğinde maalesef verdiği sözleri unutuyorlar ama parti programlarına koydurabilirsek, bunun arkasında durmak zorundalar. Kısacası siyasetçilerimize avcılığı doğru dürüst anlatmamız gerekmektedir.
2.Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü Kurulmalıdır.
Çevre ve Orman Bakanlığının görevi ülkemizde bulunan doğal kaynakları, benzersiz zenginliklerimizi yöresel, bölgesel, küresel planda korumak, geliştirmek, onlardan yararlanmak ve gelecek nesillere devretmektir yani sürdürlebilirliği sağlamaktır.
Çünkü ülkemizin sahip olduğu av ve yaban hayatı kaynakları, bu günün insanının olduğu kadar gelecek nesilleri de ilgilendiren evrensel değerdeki doğal kaynaklardır.
Av ve yaban hayatı kaynakları açısından büyük bir potansiyele sahip olan ülkemizde bu kaynakların yeterince korunduğu ve geliştirildiği söylenemez. Yeterli teknik eleman, araç, motivasyon eksikliği, teknik donanım, bütçesi olmayan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bu kaynakları yeterince koruyup geliştirememektedir.
Yeterli bütçesi, teknik donanımı, konusunda uzman ve yeterli personeli olan Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü kurulmalıdır.
3. ‘’Türkiye Avcıları Birliği’’ Kurulmalıdır
Avcıların, avcılık sektörünün, Bakanlığın, Avcılık Federasyonu’nun, Konfederasyon’un içinde olacağı ‘’Türkiye Avcıları Birliği’’ kurulmalıdır.
Avcının avlanma hakkını elde edebilmesi için ‘’Türkiye Avcıları Birliği’’ üye olma ve aylık veya yıllık ödentilerini düzenli olarak ödeme zorunluluğunun getirilmesi yoluyla tüm avcı derneklerini parasal olarak güçlendirilmesi sağlanmalı.
Koruma, eğitim, kontrol ve envanter yapılması suretiyle popülasyonların düzenli olarak izlenmesi konusunda avcı dernekleriyle bir protokol yapılmalıdır. Ülke avcılığının geliştirilmesinde ve yaban hayatının korunmasında sorumluluk üstlenecek ve ülke ekonomisine katkı sunan bilinçli bir kitle durumuna geleceklerdir. Bu birlik avcılık kurslarını düzenleyerek avcıların eğitimini de üstlenmelidir.
4.Avcılık Fonu Oluşturulmalıdır.
Av ve yaban hayatı kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi için avcılık fonu oluşturulmalıdır. Avcılardan toplanan avlanma bedelleri, av turizminden elde edilen gelirler, kesilen para cezaları, el konulan araç ve gereçlerin satışından elde edilen gelirler, bağışlardan oluşturulacak parasal kaynağın av ve yaban hayatına harcanması koşuluyla avcılık fonu oluşturulmalıdır.
Bu fon kurulacak olan Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü ve Avcılar Birliği ortaklığıyla kullanılmalıdır.
Kısacası kültürel, ekolojik, ekonomik bakımdan önemli olan ülkenin av ve yaban hayatı kaynaklarının yönetimine ve geliştirilmesine yönelik mevcut politika ve organizasyonda ciddi boşluklar ve yetersizlikler söz konusudur. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bu haliyle varlığını sürdürmesi mümkün değildir ve doğru da değildir. Son dönemlerde nitelikli personel, araç, yatırım, finans olanakları tıkanmış olan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne parasal kaynak sağlanması yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu nedenle Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü ve avcılık fonu mutlaka gerçekleşmelidir. Av ve yaban hayatı konusunda araştırma yapan akademik ve sivil toplum kuruluşlarının sayısı oldukça azdır. Bu konuya ilim insanlarının ilgisini çekecek teşvikler ve kolaylıklar sağlanmalıdır.
Son olarak da ülkemizde yasadışı avlananları dışlamadan sitemin içine sokmak için acilen çalışmalar yapılmalıdır.
Şu an avcılar olarak en acil konumuz; Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’na Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde olan av ve yaban hayatı bölümünü Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlamak yerine, çağdaş bir sistemi birlikte nasıl oluştururuz. Bunu da anlatmamız gerekiyor.
Avcılık camiası, aradaki çekişmeleri, ayrılıkları bir kenara bırakıp, avcılıkla ilgili kişi ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı bir heyetle, bir an önce yeni atanan genel müdürümüzü ziyaret edip, daha sonra, Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nu ziyaret ederek avcılığın sosyal, ekonomik, kültürel, örgütsel ve ekolojik boyutunu anlatmamız gerekmektedir.
Avcıların çok büyük bir camia olduğunu, yaklaşık 1900 avcı derneğinin ülkenin tüm illerinde örgütlendiğini. Farklı meslekler guruplarından ve tamamının seçmen olduğunu hatırlatmalıyız.
Doğayı ve Yaban Hayatını “ en iyi bilen ve en iyi koruyanların gerçek avcılar olduğunu”, avcıların toplumun en güvenilir kesimlerinden birileri olduğunu, sabıkasız olduğunu, devlete karşı yasal yükümlülükleri yerine getirdiğini, vergi mükellefi olduğunu, eğitim kursuna katılarak kurs “ Avcılık Eğitimi Kurs Bitirme Belgesi “ aldığını, bilinçli avcılığı geliştirmek, doğanın ve yaban hayatının sürdürülebilirliğini sağlamak, tüm vatandaşların ve ülke ekonomisinin bundan doğrudan doğruya yararlanması için, kamu yararına yönelik eğitim faaliyetlerinde bulunmak, bu yönde faaliyet gösteren tüm kişi, kurumlarla işbirliği yapmak, konulacak kuralların bilimsel kriterler çerçevesince yapılması için talepte bulunmak, topluma yararlı bir hizmet götürmek amacıyla, ülkemizde yasal olarak kurulan, sayısı yaklaşık 1900 olan avcı derneklerinden birine veya bir kaçına üye olduğunu, iyi anlatmamız gerekmektedir.
Avcıların, sanıldığın aksine, en iyi doğa korumacılardan birisi olduğunu, Yaban hayatı, Doğa ve Av Hayvanlarının sürdürülebilirliğini savunduğunu ve bunun oluşturulmasına maddi ve manevi katkılarda bulunduğunu da çok iyi anlatmamız gerekiyor.
Yaban Hayatı Yönetimi, yaban hayatının korunmasını, denetimini, yasadışı ve yasal avcılığı ve bunların sonuçlarını, ülkemizde habitat kayıplarının av ve yaban hayatına etkilerini, av hayvanı yerleştirme faaliyetlerini; av hayvanları envanterinin önemi ve işlevini, av ve yaban hayatı mevzuatında ve uygulamadaki yaşanan problemleri ve çözüm önerilerini, Merkez Av Komisyonun yapısını ve toplantıda alınan karaları, Türkiye avcılık ve yaban hayatında çağdaş bir örgütlenme modelini, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet göstermekte olan ve 30 merkez ve 200 Türkiye teşkilatıyla bir Genel Müdürlük görevi ifa etmeye çalışan Av ve Yaban Hayatı Dairesi’nin, av ve yaban hayatının yönetimi konusunda bugünkü yetersiz yapısını, anlatmamız lazım.
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel EROĞLU’na; Türkiye, av ve yaban hayatı kaynakları açısından gerek tür çeşitliliği gerekse habitatında barındırabileceği miktar bakımından oldukça önemli bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu potansiyel yabanıl ekosistemlerin ve habitatların tahrip edilmesi, yok edilmesi veya yanlış yönetilmesi gibi nedenlerle tehlikeye girdiğini, ülkemizin av yaban hayatına bilinçsiz müdahalelerden ciddi zarar gördüğünü, ormanların ve meraların tahribini, sulak alanların kurutulmasını, toprak ve su rejiminin bozulmasını, çalılıkların, makilerin kaldırılmasını, plansız kentleşmenin yaban hayatına etkilerini yasak olmasına rağmen yapılan anız yangınlarının ülkenin doğal zenginliklerine verdiği zararı ve bilinçsizce kullanılan zirai ilaçların yaban hayatına etkilerini anlatalım.
Yaban hayatının korunmasında bilimsel ve ciddi çabaların gerekliliğini avcıların doğa koruma çalışmalarına gönüllü olarak Bakanlıkla işbirliği yapmak isteğimizi belirtelim.
Avcılık Eğitim kurslarına katılan yaklaşık 250.000 avcıdan, neden sadece 84.000 avcının avlanma bedeli ödeyerek avlanma hakkı aldığını, neden ülkemizde yasadışı av yapan yüz binlerce kişiyi sistemin içine sokulamadığını, neden sokmamız gerekliliğini anlatalım.
Avcılıkla ilgi alınacak tüm kararlarda avcılar karar sürecinde yer almak istiyor, neden avcılarla işbirliği yapılması gerektiğinin önemini anlatalım.
Av turizmi; yatırımları ve iş hacmini geliştiren, yeni istihdam olanakları sağlayan, döviz ve bu bağlamda gelir yaratan, bir nitelik kazanmıştır. Ekonomik sorunların çözülmesinde, darboğazlarının aşılmasında ve kırsal kalkınmaya özellikle gelişmekte olan ülkeler tarafından önemli bir araç olarak görülmektedirler. Bu nedenle av turizmi gelişmekte olan ülkeler tarafından kalkınma sürecini hızlandıran bir güç ve döviz finansmanı olarak kabul edilmektedir.
Ülkemiz, coğrafi yapısı, bitki örtüsü ve av kaynakları açısından bir potansiyele sahip olmasına karşın, tüm dünyada önemli gelişmeler kaydetmiş, nerdeyse bir sanayi haline gelmiş ve av turizminden yeterli pay alamamaktadır. Bunun en önemli nedeni olarak devletin bir av turizmi politikasının olmamasıdır.
Av turizmi av ve yaban hayatı kaynaklarının rekreasyonel ve turistik yönlerden değerlendirilerek ülke turizmine ve ulusal ekonomiye katkıda bulunduğunu, gelişmiş ülkeler ekonomilerine av turizminden milyonlarca döviz kazandırdığını, bu sektöre yüz binlerce kişi istihdam edildiğini anlatmamız gerekmektedir.
Hiçbir zaman devlete yük olmadan kendi öz sermayeleriyle yıllardır, devletin bütçesine önemli miktarlarda katkıda bulunmuş bir av sektörünü anlatmamız, özellikle birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi silah sanayicilerimizin, ülkemizin savunma sanayisinin gelişmesi için uğraş verdiğini hatırlatmamız lazım.
Türkiye’de bireysel silah sanayisi büyük yatırımların ve işletmelerin istihdamının olduğu bir alandır. Türkiye ekonomisine gerek iç dinamiklere gerek ihracata ciddi katkıları vardır. Ulusal düzeyde silah sanayimizin büyümesi ve savunma sanayine yönelik yatırımlarının yapılması bireysel silah sanayisinden geçer. Türkiye’nin her bölgesinde sadece silah sanayi ile iştigal eden 6.612 işletme vardır ve bunların hepsi vergi mükellefidir. İstihdam sayısı bu sektörde 170.540 kişidir. Buna birde av yaban hayatı sektörünü ekleyerek, sektörü anlatmamız lazım.
Medyaya yansıyan bilgilerden, Çevre ve Orman Bakanlığının örgütsel yapısında değişiklik çalışmalarının yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu konuda çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından değişik yapılanma önerileri kamuoyuna yansımıştır.
Bilindiği gibi, ülkemizdeki ormancılık örgütlenmesinin ilk örneği olarak, 1839 yılında kurulan Orman Müdürlüğü teşkilatı kabul edilmektedir.
Ormancılık, çalışma alanı ve konusu, gerekli uzmanlık alanı, işlevleri yönlerinden diğer sektörlerden farklılıklar göstermektedir. Bu özellik, kurumun örgütlenme biçimini belirleyen faktördür. Ormancılık sektörünün çok boyutlu ve karmaşık yapısı ve ormancılık alanında meydana gelen bilgi birikimi ve deneyimin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır;
Millî parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve yeterli mesire yerlerinin ayrılması, korunması, plânlanması, düzenlenmesi, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek.
Millî Parklar Kanunu ile verilen görevleri yapmak ve yaptırmak.
Yaban hayatı ve kara av kaynakları ile orman içi su kaynakları, dere, göl, gölet ve sulak alanların ve hassas bölgelerin korunması, geliştirilmesi, kara avcılığının düzenlenmesi, av kaynaklarının işletilmesi ve kontrolü ile ilgili her türlü etüt, envanter, plânlama, projelendirme, uygulama ve izlemeye ilişkin iş ve işlemleri yapmak ve yaptırmak, bu hizmetlerle ilgili tesisleri kurmak ve kurdurmak.
Kara avcılığını düzenleyen mevzuat ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.
Uluslararası koruma sözleşmeleri ile belirlenen yörelerdeki koruma ve kullanma esaslarını çevre mevzuatı dikkate alınarak tespit etmek ve yeni düzenlemeler yapmak.
Uluslararası sözleşme ile koruma altına alınan, canlı türleri (flora, fauna) ile alanların korunması konusunda tedbirler almak, ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak.
Hayvanların korunmasına yönelik çalışmaları, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde yapmak, yaptırmak, bu konuda yürütülen faaliyetleri desteklemek, denetlemek ve denetlenmesini sağlamak.
Ülkenin bitki ve hayvan türü genlerinin muhafazası ve iyileştirilmesi ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.
Çevrenin korunması ile ilgili hedef, ilke ve amaçlar ile stratejiler belirlemek, bunların uygulanmasını izlemek ve koordine etmek.
Yukarıdaki paragraflardan da anlaşıldığı gibi, Av ve Yaban Hayatı Dairesi’nin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nden kopartılıp, Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlanması karmaşa yaratacağı gibi verimli olmayacağı da açıktır.
Ormancılık konusunda bilgi birikiminin sağlandığı, geleneklerin oluştuğu yapı korunmalı ve Orman Bakanlığına bağlı olarak çalışmalarını sürdürmeleri sağlanmalıdır.
Biz avcılar olarak Çevre ve Orman Bakanı Veysel EROĞLU’ndan Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’ nün acilen kurulmasını talep ettiğimizi anlatmamız lazım.
Önümüzdeki günlerde, bu konuda daha ayrıntılı bilgiler paylaşmak dileğiyle saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Kamil ÜÇBAŞ