Sarah L Wınchester vefat ettiğinde 38 yıl katlandığı korkusunun gizemi de çözüldü. Kocası William Winchester'in icat ettiği tüfekle öldürülen Kızılderillilerin kötü ruhlarının kendisinden intikam alacağını sandığı için inanılması güç bir yaşam biçimini seçmişti. New York'ta başvurduğu medyumlar, ona kötü ruhlardan kurtulmak için yaşadığı evi günün 24 saatinde sürekli inşa etmesi tavsiyesinde bulunurlar. Sarah hanımın öldüğü güne kadar inşaatı süren, arada bir yıkılıp yapılan iç duvarların sırrı buymuş işte. Çünkü hep faaliyet olacak ki ,''kötü ruhlar'' yaklaşmasın! Bu korkudan geriye kalan ise kuzey Kaliforniya'da San Rojê'nin dışındaki 700 odalı labirent şeklindeki muhteşem malikâne...
Rehberli turlar düzenlenen bu “ev” de ziyaretçilerin içeride kaybolma riski büyük. Yolunu şaşıranlar, geceyi yerde yatarak geçirmek zorunda. Korkudan uyku tutarsa eğer. Ruhlarla alış-verişi olanları ise başka tehlikeler bekleyebilir.
Bayan Winchester, verem hastalığına yakalanan kocasının yatalak olup yaşamını ağır ağır yitirmesinden sonra eşinin ruhu göklere çıkınca, ”ya onun icad ettiği tüfekle öldürülen binlerce kızılderilinin ruhuyla karşılaşırsam ne olur?”, diye kaygılanmaya başlar. Gittiği "Spiritist" medyum seanslarında, geriye kalan dul, malûl ve mirasyedi herkesin bu kötü ruhların gazabına uğrayacağını duyar.
Bu hiç de ona aradığı huzuru veren ve sakinleştirecek bir haber değildir. Kendisine intikamdan kurtulmanın tek yolu olarak, kötü olan ruhları uzaklaştırması, iyi ruhlara da elinden geldiği kadar ikramlarda bulunması tavsiye edilir. Ne de olsa,''danışmanlık'' modern olduğundan, birkaç seanstan sonra Sarah hanım hayat reçetesi belli olur:
Evini öyle bir büyütüp cazip hale getirecektir ki, iyi ruhlar memnun olup rahat edecekler, kötüler de içeride hiç tutunamayacaklardır. O yüzden inşaata ara verilmemesi şarttır...
Böylece New York'taki sosyete yaşantısını terk edip, San Josê'ye taşınarak 18 odalı bir ev satın alır.
22 marangoz ve 7 bahçıvan tam mesai işe başlar. Japon olan bahçıvanların ilk işi, evin etrafını dışarıdan görülmeyecek şekilde ekili çitlerle çevirmek olur. Yemek servisi yapan hizmetçi başının dışında personelin Sarah hanımın yüzünü görmesi yasaktır. Merak edip bakan hemen işten atılır. Bu aynı zamanda yazılı sözleşmenin önemli maddelerinden biridir.
Bütün talimatlar sekreter ve sonraları mirasa konacak olan Margaret Merriam'a verilir, o da bunları harfiyen uygular. Başlangıçta çizim kargaşası yaşansa da Sarah hanım "vahiy'' seanslarına çekilir. Belki ruhların da yardımıyla olsa gerek, ilham geldiğinde (!) iç mimarlara taş çıkartacak çizimler yapar ve sekreteri Merriam hanım da bunları eksiksiz uygulatır.
Ekrem abi, kim bilir? Modern mimarlar da böyle çalışıyor olmasın?..
Marangozlar ruhların ne istediğinden haberli olmadıkları için bazen saçlarını başlarını yolsalar da yılbaşı, Noel, sevgililer günü, yaş günü, vb. gibi dertleri olmadığından işler bir şekilde yürür gider.
Sorun sadece kötü ruhlar olsaydı epeyce denenmiş ve ucuz yollu metotlarla çözülürdü iş. Örneğin, evin duvarlarını aynalarla döşemek, gibi. Kendilerini aynada gören kötü ruhlar(!) tövbe bir daha oralara uğramazlardı. Ama işin içinde iyi ruhlar da vardı... O yüzden Sarah hanım, 160 odalık bölüme büyükçe ve pahalı iki ayna astırdı. Bunlardan birisi yatak odasındaydı diğeri de lavaboda. Sekreteri ve çalışanlar aynasız idare edeceklerdi.
Hayaletlerin bacadan geldiği de yaygın bir kanı idi. Sarah hanım, iyi ruhlar geldiğinde, itişip-kakışmadan bir an önce içeri girsinler, diye 50 adet şömine yaptırdı. Böylece evin 50 adet de bacası olur.
Öcülerin, saat 24.00'de geldikleri ve en fazla iki saat kalıp gittikleri de söylentiler arasındaydı.
Bu tehlikeyi bertaraf etmek için de ''hafif yapılı'' Japon bir çancı tutulmuştu. gelmemeleri için tam o saatte üç kez çan çalmak üzere. Üç seferden sonra herhangi bir sızma hissedilirse, öcüler gitsin diye gecenin 00.02'sinde çan yeniden çalınırdı. Ruhlar saat taşımadığından(!) problemi, yukarıdan bir ipe tutunarak aşağıya inilen ve sadece çancı ve bayan Sarah'ın bildiği sofistike saat kulesi ile çözmüşlerdi.
Japon çancının kolunda (iyi ruhların hoşuna gitsin diye) çok pahalı bir saat vardı. Tedbiri elden bırakmamak için de yakındaki bir astronomi laboratuarına bahsedilen saatlerde telefon açılıyordu. Çancının bütün işi bundan ibaretti: gecede iki kez çan çalmak. Yukarıda saat kulesinin üstünden üç tıngırtı, sonra iple aşağıya sarkarak gecenin ikisini beklemek ve orada da üç tıngırtı! Ve ''bir çift'' de telefonlu tasdik...
Evin iç mimarisi için milyonlarca dolar savrulmuştu. Sarah hanım, iyi ruhların dünyasında kendisine yer edinmek için hiçbir masraftan kaçınmamıştı. Ayrıca bir o kadar milyon dolar da kötü ruhlara karşı korunmak üzere harcanmıştı.
Kötülerin seans odasına yaklaşmamaları en önemli tedbir olduğundan, öldüğü güne kadar hiç kimse o odaya yaklaşamadı. Yerlerde hâlâ kendisinin terlik izleri var. Labirenti andıran, arada bir biten, bazıları bir pencereye, oradan aşağıya boşluğa, derken iple tekrar yukarıdaki karmaşık merdiven sistemine açılan basamakları yürüyerek bir düğmeye basan Sarah hanım, açılan çelik kapıdan koşarak içeri giriyor ve kapıyı hızlıca kapatıyordu.
Bütün bu manevraların nedeni izini kaybettirerek kötü ruhları kandırma düşüncesiydi ve bütün hareket evin içinde oluyor...
Evdeki malzemenin değeri 50 milyon dolar tahmin ediliyor. Amerika'nın batı yakasındaki bütün hırsızlar durumdan haberdar. 6 Çelik kasa dolusu değerli eşya söylentisi de cabası. Hırsızların içi gidiyor. Fakat hiç kimse içeri girmeyi göze alamıyor. Bunu başarsalar dahi dışarı çıkmanın zorluğunu bildikleri için.
Sarah hanım yaşadığında kötü ruhlarla başa çıkmayı becermese de(!) hırsızları evden uzak tutmayı bilmiş. Böylece elindeki 100 milyonluk nakit erimeye başlamış. Sarah hanımın ömrü 20 milyon dolar civarında miras kalana kadar vefa etmiş. Geri kalan rakamla da sekreter Merriam başbaşa kalmış.
Sür ve realizm ancak bu kadar yan yana gelir.
Ekrem abi, ”o da ne?”, diyeceksin! Realizm, zaten ortada, yani Sarah hanımın evi.
Sürrealizm, yani, tuhaf sınır tanımayan, aklın uçup gittiği filan anlamında. Bazen karıştırınca da altından akla hayale gelmeyecek şeyler çıkabilir, demek.
Sarah Winchester'in başına gelenleri düşününce, bari öbür dünyada rahat etsin, diyor insan. Bu dünyada zafer zaten kızılderillilerin olmuş...ne diyelim,ruhu şâd olsun
Biraz ısrar ve tekrar olacak. Sen yine şu bizim ''üç kafadar çıkmış geyik avına, geyik onları kandırıp götürmüş dağına'' türküsünü söylesen...
Bugün 5 Haziran. Gazetelere retroaktif göz atma fırsatı buldum. Dünya Çevre Günü de bu güne rastlıyormuş. Bu kez Çiçero'sunun ayakları yere basan bir yazarımızdan, insana yazma cesareti veren, harika bir yazı ve öneri var. Bu gün ”Dünya Doğa Günü” olsun, diyor. Yani, çevre düşsün, yerine doğa gelsin! Che bella..
Capito?.... Non ancora, ma rispettoso...
Giornate Mondiali Naturale!
Conguratulazioni di coure...
İyi ruhlar sizinle...
Üstüne üstlük Marco'da millione...
Sevgiler, Ekrem abi.