Sürdürülebilirlik kavramı, haklı bir yaklaşımla doğal yaşamın gelecek kuşaklara bozulmadan aktarılması olarak ele alınmaktadır. Bu anlamda doğal dengelerin insan eli ile bozulmaması, korunması ve geliştirilerek gelecek nesillere aktarılması bizlerin en önemli sorumluluğudur. Bu sorumluluk kara ve denizlerden en çok yararlanan bizler için şüphesiz ki ayrı bir önem arz ediyor. Geçmiş kuşakların özellikle son elli yılda doğal yaşama verdikleri zararın bugün sorunlarını acımasız bir sonuç olarak yaşayan bizler, acaba torunlarımıza bugünkü doğal varlıkları bırakabilecek miyiz? Kaybolmaya yüz tutmuş faunanın tekrar gelişimini sağlayabilecek miyiz? Gözlerimizin önünde tükenen denizlerimizin zenginliği her geçen gün yok olurken buna dur diyebilecek miyiz? Bu gün her dalışımızda azalan türleri yarınlara ulaştırabilecek miyiz?
Şüphesiz sorular uzayarak gidecektir. Bu sorulara maruz kalmamızın ne anlamı var diye sorabiliriz? Çünkü hepimiz biliyoruz ki; zıpkınla balık avcıları denizlerde ki doğal yaşama zarar verebilecek boyutta asla avlanmamaktadır. Yada zıpkınla balık avı yöntemi denizlerimize asla zarar vermemektedir de diyebiliriz. Fakat yasal olarak avlanmayarak gece fenerle dalan, aletli tüple yada nargile ile dalışlarda avlanan sözde dalgıçları düşünürsek söylenecek sözümüzün var olduğunu da ifade edebiliriz. Bu durumlarda bir dalgıcın adeta bir katile dönüşerek doğal yaşama zarar verdiğini söyleyebiliriz. Fakat asıl zararında bindiği dalı kesmek anlamında öncelikle kendisine ve sonra da doğal yaşama olduğu bir gerçektir.
Tüm bunların yanında, zıpkınla balık avcıları arasında ki rekabet daha fazla vurma, daha büyüğü vurma, daha fazla para kazanma, daha derinlere dalma gibi hırsı da beraberinde getirebilmektedir. Bu hırs bazen dostlar arasında kırgınlıklara vesile olarak amacı dışına da çıkabilmektedir. Bu gizli rekabet bir çok paylaşım sitelerinde körüklenerek zıpkınla balık avcılığını sanki rakamlardan ibaretmiş gibi algılanmasına vesile olabilmektedir. Bu rekabet zamanla önemli sağlık sorunları oluşturmakta ve hatta ölümle sonuçlanabilmektedir. Bu ciddi durum, zıpkınla balık avcısı için doğal yaşama saygının yanında, önemli bir diğer sorumluluğu da gündeme getirmektedir; Kendimize ve dostlarımıza karşı olan sorumluluğumuzu...
Zıpkınla balık avcılığının amacı dışına çıkmasına neden olan bu anlamsız rekabet ve ticari kazanç arzusu, sporun ruhuna ters düşen uygulamaları ile bu önemli ve güzel spordan alınan hazzı ve paylaşımı yok etmektedir. Oysa bir spor olan zıpkınla balık avı haset etmeye, kıskançlığa, merayı paylaşamamaya, çok para kazanma arzusu ile bu sporu gizli yapmaya, hatta sağlığımızı kaybetmeye, daha derinlere dalma, daha fazla vurma hırsı ile beklide ölüm riski yaşamaya, dostlukları kaybetmeye neden olmamalıdır.
Zıpkınla balık avı son derece sağlıklı beden ve ruh haline sahip, sosyal ve aydın insanların yaptığı bir spor dalı olarak, doğayı, sağlığımızı, dostlukları, sosyal ve kültürel yaşamı desteklemeye vesile olmalıdır. Bu anlamda zıpkınla balık avı yapabilmenin ne denli önemli olduğunu kavramalı, bu sporda yaşanan her anı hırslarımızdan uzak, güzellikleri algılayarak yaşamalı ve bu sporu iyiliklere vesile ederek uzun yıllar sağlıkla yapabilmenin koşullarını oluşturmalıyız.
Bu önemli noktada biraz bencillik yapmaya hakkımızın var olduğunu düşünmeli, kendi ruh ve beden sağlığımıza itina göstermeliyiz. Bu değerli sporda, öncelikle önemini ifade ettiğimiz hususların bir temel alt yapı olarak oluşturulması gerekmektedir. Bu anlamda; ‘Sürdürülebilir Dalgıçlık’ kavramını literatürümüze yerleştirmek, deyim yerinde ise kazandırmak gerekir.
Böylece sürdürülebilir doğal yaşamın yanında, en önemli değer olan insanın beden ve ruh sağlığının korunması, beklide doğabilecek ölüm risklerinin bertaraf edilmesi, zıpkınla balık avcılığının dostlukları geliştirmeye ve kurmaya köprü olmasıyla bu sporu uzun yıllar sağlıkla ve sosyal bir yapı içerisinde yapmak amaçlanmalıdır. Eğer bizler yok isek bu güzelliklerin de hiç biri yok demektir. Rahmetle andığımız ve kaybettiğimiz değerli dostlarımızı anımsadığımızda, hırsına yenik düşerek bugün sağlıkla bu sporu yapamayanları gördüğümüzde, bu sporu anlayamayarak doğaya ve sosyal ilişkilerinde çevreye zarar verenlere şahit olduğumuzda ‘Sürdürülebilir Dalgıçlığın’ ne denli önemli bir yaklaşım olduğunu fark ederiz.
Bu değerli sporu ‘Sürdürülebilir Dalgıçlık’ yaklaşımı çerçevesinde, başta insan sağlığı olmak üzere, sosyal ilişkileri geliştirmeye, doğal yaşamı desteklemeye vesile kılmalı ve gereksiz hırslarımızdan arınarak tüm güzellikleri olabildiğince algılamaya, yaşamaya çalışmalıyız.
Saygılarımla