%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

TARIM İLAÇLARI VE DOĞAYA ETKİLERİ (Yeni)

Mehmet Arpaz
info@yabantv.com

Dünya savaşlarının bitmesi, hastalık felaketlerinin ilaçlar ve aşılarla ortadan kaldırılmasından sonra dünya nüfusunda gözle görülür bir artış ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte beslenme sorunu çıkmıştır. Yer yüzünde alanları belirli olan tarım alanları tabii gölleri, bataklıkları kurutarak genişletilme çabasının yanında, bu arazilerden azami miktarda ürün alma ortaya çıkmıştır. Araziden azami verim almak çabaları da bilinçsizce tarım ilacı ve kimyasal gübre kullanımını ortaya koymuştur.

Hepimiz biliriz ki insan sağlığı ile ilgili ilaçları sözde reçetesiz alamazsınız. Alsanız da zararı sadece kullananadır. Zirai ilaç satan her hangi bir bayi ye gitseniz zararlılara karşı kullanılan en zehirli ilaçları dahi istediğiniz kadar alırsınız. Bu ilaçları tarlalarınızda,bağ ve bahçelerinizde (meyve ve sebzelerde) bilerek veya bilmeden  kullanıp, ilaçlama ile hasat süresini arasındaki zamanı beklemeden mahsulü piyasaya sürerseniz milyonlarca insanın sağlığı ile oynamış olursunuz. Neyse ki 2009 Şubat ayından itibaren zirai ilaçlar reçete ile satılacakmış.

Tarım alanlarında hastalık ve zararlılarla mücadelede kullanılan kimyasal bileşiklerin doğada parçalanmaması durumunda, insan bünyesine ulaştığında dozlarının üzerindeyse kansere neden olacağı gibi ani ölümlere de yol açabileceği ortadadır. Tarım ilaçları kullanımı bilinçsizce yapıldığından günümüzde artık tartışılmaya başlanmıştır. Şu an AB ülkelerinde zararı tespit edilmiş  kullanılmayan çoğu tarım ilacı hala ülkemizde kullanılmakta ve Tarım bakanlığı kullanılabilir ilaçlar listesinde yer almaktadır. AB ülkelerinin dolu olan ilaç depoları ülkemizde ve AB dışındaki ülkelerde kullanılmaktadır. Yasaklılar listesindeki Endosülfan`ın Türkiye`deki yıllık tüketim miktarı 150 bin litreyi buluyor. Yine sakıncalı bulunan Methamidophos da yılda 320 bin litre tüketiliyor. Aynı şekilde zararlı olan Parathion-methyl 250 bin litrelik satış rakamına ulaşıyor. Tarımsal mücadelede AB artık riski az ve `çevreci` tarımsal ilaçlara yönelmiştir. AB`de tarım ilaçlarının yüzde 35`i çevrecidir, yani düşük risklidir. Bizde ise bu oran yüzde 5`e yeni ulaşmıştır.

Bir başka sorun da tarım ilaçlarında yeni ruhsat alınması konusudur. Yeni ruhsat almanın ekonomik ve bürokratik yükünden kaçınan şirketler, teknolojisi ve formülü eskimiş ilaçları hala üretmektedirler. Türkiye de ruhsatı 30 yıl önce ruhsatlandırılmış ilaçlarla mücadele edilmeye çalışılmaktadır. Tarım ilaçlarında ruhsat almanın maliyeti 8-10 milyon dolara ulaşmaktadır. O nedenle piyasa getirisi fazla değilse üretici hem bürokrasi ile uğraşmak hem de bu parayı vermekte tereddüt etmektedir.

INSEKTISIT (BÖCEK İLACI)

HERBİSİT (OT İLACI)

FUNGUSİT (MANTAR İLACI)

Bunların hepsine birden PESTİSİT adı verilmektedir. Yani tarım ilaçlarının genel adı PESTİSİT dir. İlaçlar kendi arasında sistemik, ve kontakt etkili olmak üzere ikiye ayrılır. Sistemik ilaçlar bitki bünyesine giren kalıcı ilaçlardır. Kontakt etkili ilaçlar süreli ilaçlardır. Belli bir süre sonunda etkisini kaybeder. Tüm bunların haricinde selective yani seçici ilaçlar vardır. Daha ziyade herbisit sınıfı ilaçlarda bulunur. Dar yapraklılar için, geniş yapraklılar için ayrı ayrıdır. Ayrıca tüm bitkiler ve odun kabuklular için de yok edici tarım ilaçları bulunmaktadır. 

Kontakt etkili ilaçların kutularının üzerinde ilacın bitkide kalma süresi yazmaktadır. Ancak ülkemizde hiçbir zaman buna uyulmamakta ve hasat belirlenen tarihten önce yapılmaktadır. O nedenle değil midir ki Rusya’dan domatesler dönmüştür. Zirai mücadele ilaçlarının kullanımının bitkisel üretimin devamı için vazgeçilmez olduğunu da, bilinen bir gerçektir. Doğadaki olumsuz etkisini azaltmak veya tamamen kaldırmak için çalışmalar yapılmaktadır.

Tarım ilaçlarının kullanımı ülkemizde çoğunlukla bilinçsiz olarak kullanılmaktadır. Tarım ilaçları satan kişilerin tavsiyesine göre ilaç kullanımı yapılmaktadır. Satıcı ilacı satmak, alıcı da mahsulünde çare aramak için satın alacaktır. Elbette bilinçli kullananlar da vardır. Ancak bu yüzde çok düşüktür. 70 li yılların sonlarında ithal edilen bir buğday tohumu Türkiye’de çil kekliğin tarım alanı olan bölgelerde yok olmasına sebep olmuştur. Süne ve kımıl için zehirlenen bu tohumluk buğdaylar, ekilmiş, ekenek içinde bu tohumları yiyen kuşlar ölmüşlerdir. İkinci bir etken de yine aynı senelerde tilki, çakal postlarının çok para etmesi sonucu bu hayvanların aşırı avlanması ve zehirlenmesi sonucu arazilerde fare patlamasına yol açmıştır. Çare olarak da fare zehirinin araziye kontrolsüzce atılması ayrı bir facia doğurmuş, bu nadide av kuşu ortadan kaybolmuştur. Sadece tarım alanı bulunmayan, veya tarım ilacı kullanılmayan doğu Anadolu bölgesinde kalmıştır.

 

Koruma kontrol Genel müdürlüğü Türkiye’de yaban hayatının yok olmasında DSİ kadar suçludur. Süne mücadelesi için atılan ilaç miktarı bile doğa için felaket boyutundadır. Peki bu ilaçları kullanmayacak mıyız? Bir sene mahsulünün hasadını bekleyen, ailesini aldığı bu mahsulle geçindirecek çiftçi elbette ilaç kullanacaktır. Ama bu kullanım aşırı dozlarda ve bilinçsizce olmamalıdır. Mutlaka bir denetim getirilmelidir. Tarım Bakanlığı yaptıkları bu hatanın geç de olsa farkına varmıştır. Şimdi onlar doğa ve yaban hayatının geliştirilmesi için çaba harcamaktalar, Çevre bakanlığı üst düzey bürokratları ise onların bu isteklerine kulak tıkamaktadır.

 

Anadolu’nun çoğu bölgesinde keklik neslinin azalması asla aşırı avlanmanın sonucu değildir. Bilinçsiz ve aşırı dozda süne ilacı kullanımının bir sonucudur. Ege, Marmara bölgelerinde ise sistemik etkili ROGOR adlı tarım ilacı zeytin çiftçisine , zeytin kurdu mücadelesi için bedava dağıtılmıştır.Bu bölgelerde de keklik neslinin azalmasında büyük etkendir. İlaçlama sonucunda nesli tehlikeye giren kınalı kekliğin avcı baskısıyla daha da azalması da bir gerçektir. Katıldığım MAK toplantılarının hemen, hemen hepsinde tarım ilaçları ile ilgili konuya girmiş ve öneriler getirmişimdir. Sadece bitkiye kullanmakla sınırlı kalmayan bu ilaçların, kapları, kullanıcılar tarafından kanallara, akar su yataklarına atılmaktadır. Dolayısıyla suda yaşayan canlıları da tehdit etmektedir. O nedenle kutulara bir depozito getirilmesini ve çiftçinin bu kutuları atmak yerine toplayıp, tekrar satıcıya iade etmesini, satıcının da firmalara iade ederek imha edilmesini sağlamak için öneri verdim. MAK da bir Tarım Bakanlığı uzmanı bulunduğu halde, sadece tavsiye kararı alınabileceği söylenmiştir ve uygulamaya konulmamıştır. Tarım ilaçlarının hepsi kimyasal, zehirli maddelerdir. Yalnız av hayvanlarına değil, bütün yabana etkileri kötü olmuştur. Atılan ilaç sonucu faydalı böcekler de imha olmuş, biyolojik mücadele ortadan kalkmıştır.

 

ZİRAİ GÜBRELER

 

Tarımda gübre kullanımı olmadan verim elde edilemez. Gübreler kristal, granül, sıvı olmak üzere üç gurupta toplanabilir. Yeni bir gelişim de organik gübrelerdir. Bu gübrelerin girdisi çok pahalıdır. Zaten yerlerde sürünen çiftçi için kullanılması son derece zordur. Fazla gübre kullanımı toprakta çoraklık yapmakta, yer altı su seviyesinin yükselmesine sebep olmaktadır. Gübre, tarımsal üretimde en önemli girdilerden biridir. Yeterli uygulanmadığında verim ve kalitede önemli kayıplara neden olmakta, buna karşın fazla uygulanması durumunda ise özellikle azot ve fosforlu gübrenin yıkanması ile taban ve yüzey sularının kirliliğine, azot oksit emisyonu ile hava kirliliğine neden olmaktadır. Ayrıca azotlu gübrelerin fazla kullanılması durumunda yapraktaki nitrat miktarı özellikle yaprağı yenen sebzelerde insan sağlığını tehdit edecek düzeye ulaşmaktadır.

Uygulanan kimyasal gübrenin belirli bir kısmı bitkiler tarafından kullanılmakta, geriye kalan kısım ise yer altı ve yüzey sularına karışarak insan, bitki ve hayvan sağlığını tehdit etmektedir. Bu gübreleri üreten tesislerin atık sularındaki amonyum azotu ve nitrat azotu yönetmelikte belirtilen miktarların çok üstünde bulunmaktadır. Ayrıca, tarımsal alanlara uygulanan yüksek dozdaki azotlu gübrelerin, toprakta mikroorganizmalar tarafından nitrifikasyonla nitrata dönüştürülmeleri ve nitratın negatif yüklü olması nedeniyle toprakta yıkanarak taban suyunda önemli miktarlarda azot bulunmasına neden olmaktadır.

 Uygulanan gübreden beklenen yararı elde etmek için gübrenin verilme zamanı, metodu, bitki çeşidi, toprak özellikleri, iklim ve topraktaki bitki besin maddesi miktarı gibi verileri de bilmek gerekir. Gübre üreticileri ürettikleri gübrelerin saf bitki besin elementi içeriklerini gösteren tabloları da uygulayıcıya vermektedirler. Gübreleme yöntemi ve miktarları; toprak, bitki ve çevre faktörlerine göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle gübre üreticilerinin kullanım yöntemi ve miktarları ile ilgili bilgileri, ambalaj üzerinde (besin maddesi içeriklerini yazdığı gibi) belirtmeleri pratik olarak mümkün değildir.

 Gübrelemenin zamanında ve yeterli düzeyde yapılmasının tek yolu, gübreleme öncesi toprak analizlerinin yapılmasıdır. Yıllardan beri bu sorun dile getirilmesine rağmen üreticiler gereken önemi vermemektedir. Toprak analizi yapılmadan gübre kullanımına gidilmesi gübrenin ekonomik kullanımını engellemekte, maliyetleri artırmakta, ürün kalite ve miktarını azaltmakta, toprağa ve çevreye zarar vermektedir.

Organik veya hayvansal gübre dekarda 3-4 ton cıvarında kullanıldığı taktirde verimli olmaktadır.Kimyasal ve organik gübrenin bir arada ve aşırı düzeylerde kullanılmasının, sadece ürün artışı sağlamak amacıyla yapılması çok düşündürücüdür. Gübrenin yarayışlılığı, gübrenin zamanında ve yeterli miktarda verilmesine bağlıdır.  Bu da toprak analizleri sonuçları ile tekniğine uygun gübreleme ile olmalıdır.

Gübreler ve hayvansal atıklar yeterli miktarda ve uygun şekilde kullanıldığı zaman, tarımda önemli bir rol oynar. Ancak, aşırı ticari gübre kullanımı ve haddinden fazla hayvan gübresi, bitki besin elementlerini çevre için ciddi kirlilikler oluşturacak miktara yükseltir. Su ekosistemi de bundan zarar görür ve kirleticiler, eğer içme suyunda belirli seviyenin üzerinde bulunursa ciddi insan sağlığı problemlerine neden olur. Hayvancılık yapılan barınaklarda ortaya çıkan gübre, uygun şartlar altında işlenmeden, kontrolsüz şekilde çevreye terk edilirse, fayda sağlanabilecek bir materyal olmasına rağmen zararlı hale gelir. Gelişigüzel bırakılan gübre ve diğer atıklar zaman içinde kokuşmaya ve bozulmaya başlayıp çevreye kötü kokular, zararlı gazlar ve tozlar yayar. Açıkta depolanan gübrede koku, normal şartlarda 400 mesafeden hissedilebilmektedir. Tavuk gübresinde bu mesafe, daha da azalmaktadır. Tarlaya serilmiş gübrenin kokusu ise, yaklaşık 2 km uzaklıktan hissedilebilmektedir. Bozulma sonucunda görüntü kirliliği ve kötü kokuların yanı sıra, kimyasal kirlilik de ortaya çıkar. Bu nedenle gübreler dış çevreye gelişigüzel atılmamalı ve kontrolsüzce kullanılmamalıdır. Gübrenin tarım arazilerinde kullanılması ya da başka işlemler için bekletilmesi de; kirliliği önleyecek şekilde ve bilinçli yapılmalıdır. Gereken en iyi projelendirme ve uygulamayla olumsuzluklar minimuma indirilmelidir. Kısaca gübrenin, işletmelerin tamamına yakınında açıkta ve kontrolsüz bir şekilde biriktirildiğini söylemek doğru olacaktır. Barınaklarda gübrenin depolanması için, iklimin ılıman olduğu yörelerde 45 gün, soğuk bölgelerde 9 aylık bir depolama kapasitesi önerilmektedir. Gübre depolama süresinin artması ile, gübre miktarının ve bunun oluşturacağı kirlililiğin boyutu da artacaktır. Bu amaçla hayvancılık işletmelerinde bir yıl boyunca ortaya çıkacak gübre miktarları hesaplanmıştır. Buna göre hayvan sayısı 10 iken, yıllık 130 ton gübre, kapasite 300’ü aştığında ise 5000 tondan fazla gübre ortaya çıkmaktadır. Bu da gübrenin uygun koşullarda muhafaza edilmediğinde çevre kirliliği açısından ne kadar önemli bir potansiyel olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Barınakların çoğu yerleşim alanları içerisinde, genellikle, kırsal alanlarda konutlara bitişik olarak inşa edilmiştir Hayvansal katı ve sıvı atıklar, barınak çevresine ve işletme avlusu içerisinde açıkta yığınlar halinde depolandığından, çevre sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaptığı belirlenmiştir.

 

Binlerce yıl doğal ortam koşularında, doğayla uyumlu bir biçimde yapılan bitkisel, hayvansal ve tarımsal faaliyetler çevreye zarar vermemiş ve çevre sorunlarına neden olmamıştır. Ancak hızla artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilme amacıyla, birim alandan daha fazla ürün alabilmek için, tarıma giren yapay unsurlar, doğal ortamı bozan ve çevre sorunlarını yaratan bir sektör haline gelmiştir.

 

Artan nüfusun beslenmesine yönelik "yeşil devrim" sıçramasında, verim artışını sınırlayan en önemli etkenlerden su eksikliği veya su stresini giderme yöntemleri, ilkel tekniklerden gelişmişliğe doğru çok hızlı bir atılım göstermiş ve sulama, yüksek girdili tarımsal yöntemler içerisinde çok özel bir öneme sahip olmuştur.

 

Doğaya olan bunca etkilerini anlattıktan sonra, yaban hayatına olan etkilerini şöyle sıralamak yeterli olacaktır.

1-   Kirlenen suların yaban tarafından içilmesi.

2-   Granül gübrelerin toprak altına alınmadan serpilmesi. Sindirim için küçük taşlara ihtiyacı olan kanatlıların granül gübreleri yutarak ölümlere sebep oldukları, veya kısırlaştıkları bilinmektedir.

3-   Yapraksı bitkilerde biriken nitratın yaban hayvanları tarafından yenmesi sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar.

 

Yine de gübre pestisitlerin yanında çok masum kalmaktadır.

Gönder