Ben Çukurovalıyım. Bizim oralarda kertenkeleye (büyük gri olanına) halk arasında ”kertes” veya ''daşşakkapan'' denir. d. kapan, taşların üstüne çıkar kafasını sağa sola sallar. Çocuklar arasında bu hareket, Allah’a küfrediyor diye yorumlanırdı, öyle öğrenmişlerdi(!) Hatta, da...mızı kapacak diye korkardık. Sen misin Allah’a küfreden deyip, bu hayvanları yaşatmazdık... Yazları devamlı sapanla kertes avlardık. Şimdi O, kertesler geceleri rüyama giriyor,kâbuslar görüyorum. Vicdanım sızlıyor niçin bize ”Allah’a küfrediyor ” yerine ”Allah’a dua ediyor” veya, bunlar zararsız hayvanlardır diye öğretmediler, öldürttüler o zavallıları. Her memlekete gittiğimde gözlerim kertes arıyor. Nafile onlar dahi tükenmiş ülkede!!!
Ufuk Ağabeyim bu hikayeyi bana tekrar, tekrar anlattırırdı. Aslında sesli dinlemek lazım, ben çok iyi taklit yaparım. Çukurova yöresinde çiftçilikle uğraşan bir bölge halkı vardır. Candan, yurtsever, sevgi dolu insanlardır. Doğayı, hayvanları çok severler. ”reenkarnasyona” inandıkları söylenir. Yeniden doğduklarında da hayvan olarak geleceklerine inandıkları bilinir. Gelelim hikayemize…
Bir anne, öksüz oğluyla tarlaya giderken çocuk taşın üstünde duran, Allah’a küfreden Kertesi görür. Hemen eline bir taş alır...
- Anneeee daşşak kapan !
Tam taşı atacak. Annesi müdahale eder
- Dur ! Atma oğluuuum belkim babandır.
Ufuk ağabey(Güldemir)bu taklidime çok gülerdi. Kendisine has üslubu ile işin felsefi yönünü hemen çözdü. İşte bu sevgi dolu insanımızın insan sevgisiyle hayvan sevgisini sentez ettiği nadir örnektir derdi. Bir anne oğluna böyle aşılıyordu hayvan sevgisini. Böylece rafine bir analiz de yapmıştı...
Bence her canlının bir yaradılış amacı vardır. Her birinin de bu yaşamda bir işlevi vardır. Avlanıyoruz diye katil veya cani miyiz?... Daha çocuk yaşta başlarız olur olmaz hayvanları öldürmeye. Sapanla öldürdüğüm( avladığım demiyorum) serçeler, sakalar, sığırcıklar, yılanlar öbür dünyada soracakları hesabın altından ben nasıl kalkarım diye sık sık düşünürüm. Tanrıdan af dilemekten başka ne yapabilirim. Aynı günahı başkalarına işletmemek de bir türlü günah çıkartmadır benim için. Avcılık, bir öldürme sanatı değildir. Av, doğayı ve hayvanları sevmek demektir sevmeyen avcı olamaz. Avcı avını sellective (seçici) yapar. İş olsun diye vurmaz öldürmez. Bunun tersini anlamakta ve kabullenmekte zorlanıyorum. İnsanlar niçin leyleğe, flamingoya , rengarenk balıkçılar, kuğuya, tarla kuşuna ateş eder öldürür. Ne geçer eline öldürmekle? Birde düşünelim tanrı sormaz mı bu canların hesap günü geldiğinde.
Dinimiz avlanmaya müsaade ediyor ama öldürmeye değil. Demek arada bir fark var. Unutmayalım av bir ”fairplay” dir. Av hayvanlarına saygılı olmalıyız onlar avlanmışta olsa. Avrupalı avcılar( filmlerde görmüşsünüzdür) av hayvanlarına av sonunda saygı duruşunda bulunurlar tanrıya şükrederler o hayvanları onlara bağışladığı için. Tabii ki bu işin ritüel yanı. Av etiği ve kuralları çok katıdır. Avcılar kurala uymayanları kendi aralarında cezalandırırlar, korkmayın(!)vurmazlar... Afaroz eder, aralarına almazlar.
AV ÇOK VURANIN KAZANDIĞI BİR OYUN DEĞİLDİR
Onun için:
- Katliam yapmayalım. (300 tane ördek vurup övünmenin size hiç bir getirisi yok, sonra gün gelir vicdan azabı çekersiniz benim gibi ). Yiyeceğin kadar vur, ya da limitlere göre.
- Avladığımız hayvana ateş etmeden hangi hayvana attığımıza dikkat edelim. Genelde ana önde gelir; ilk hayvana atmamaya özen gösterelim. Özellikle domuz sürülerinde ilk gelen sürü lideri anadır. Yavrular onsuz ayakta kalmada zorlanır. Üretken bir hayvanı avlamakta bir nevi katliamdır.
- Atış yaparken ” ya tutarsa” mantığıyla atmamalıyız. O da bir canlı gereksiz yaralayıp acı çektirmek av ahlakına sığmaz; vicdanımıza hiç sığmamalı. Gereksiz uzun mesafeler atmamalı. İlle de atış yapma mecburiyetimiz yok. Yaban hayvanını görmekte avdır, atmamak ta bir erdem.''Bakın bakalım kaldı mı?'' da tam bir cehalet...
- Atış yaptığımız ava. Her gördüğümüz pozisyonda ateş etmek, yaralama riskini artırır. Yaralı hayvanın öldürücü bölgesine (kazan dairesine) isabet ettirmeğe çalışmamak acı çektirmek avcıya yakışmaz. O da bir can taşıyor günahtır.
- Olur da bir hayvan yaralamışsak. Mutlaka arama yapalım. Domuz dahi olsa.
- İş olsun diye yaralı hayvanları köpeğe oyuncak yapmayalım. Bu insanlığa sığmaz. Böyle çirkin domuz görüntüleri görüyorum.
- Ördek, kaz avında sürüye gelişigüzel değil seçerek ava atalım. Sürüde biri düşer beşi yaralı gider. Ayrıca bir atışta beş düşürene madalyada vermiyorlar. Bu aç gözlülük neden? Bırakalım tek tek avlayalım her sene avlayalım. Tecrübeli avcılar bilir. Sürüye atanlar çoğu zaman hiç vuramayıp, sadece yaralarlar...
- Av mevsimi dışında avlanmayalım. ” Bir şey olmaz ” mantığını bırakalım. Altın yumurtlayan tavuk kesilir mi? Bu hayvanlar doğanın altınları. Kafamızı değiştirmez isek. Bırakın altını, paslı tenekeyi bile bulamayız yakında, İki hafta evvel domuz avındaydım o kadar tavşan avcısı gördüm ki şaşırdım. O hamile hayvanları nasıl vururlar. Allah affeder mi onları bilmem. Bir de keklik yumurtası toplayanlar var. Onlar SERİ KATİL!!! Her topladıkları yumurta başlı başına bir cinayet.Onları Allah’a havale ediyorum .
NE ZAMAN AVCI OLURUZ?
HALİL ABİ GİBİ (Halil Tuncer/Adana) 500 km gidip bir kaz avlayıp ben avımı yaptım diyebilme erdemliliği gösterip, avı bırakabildiğimiz zaman.
Yakında ”bir şey olmaz” sa ” Çorum ve Amasya avlarım” la buluşmak üzere, diyorum, çünkü;ha ava çıkmışsın ha can pazarına...Trafik kültürü malum,buna bir de tüfek kültürünü eklerseniz,benim de her ava giderken ''Allah kaza bela vermesin'' yerine son dileğimde bulunmam gerekir...
ALPER GÜNGÖR