%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

Avcılık Bir Ayrıcalıktır Çünkü;

Kamil Üçbaş
info@yabantv.com

Son zamanlarda avcılıkla ilgili medya haberlerinde, av kazaları veya av suçları son derece olumsuz haberlermiş gibi veriliyor. Kamuoyu, yasal avcılık yapanla yasadışı avcılık yapanları ayırt edemediğinden ve yayınlanan haberler de eksik bilgi ve biraz da art niyetle yayınlandığından avcıların imajı bilerek veya bilmeden zedeleniyor. Aslında Türk basınında yıllardır değişmeyen bir hastalık bu, nedense hep olumsuz haberlerle anılıyoruz. Bu da yetmezmiş gibi konuyla hiç alakası olmayan üstelik hiç bir bilgisi olmayan bazı köşe yazarlarının da saldırısına maruz kalıyoruz.

 
Avcılığın bir felsefesi, bir kültürü olduğunu bilen ve yaşatan avcıların, av ve yaban hayatına her kesimden fazla sahip çıktığını hiç kimsenin unutmaması gerekmektedir. Tarihin sarı sayfalarına baktığımızda ilk çevrecilerin, doğacıların gerçek avcılar olduğunu görürüz.
Avcılar, sürdürülebilir bir av ve yaban hayatı için kendisini son korumacı olarak hisseder ve bu yönde çalışır.
 
Belli başlı ulusal avcılık ve doğa koruma örgütleri tarafından hem ahlaki hem de halkla ilişkiler gözetilerek yaratılan “Avcı Andı”, doğrudan farklı konuları dile getirmektedir ve avcıları, çevreye ve doğal hayata saygılı olmaya, mülkiyete ve mülk sahiplerine saygı duymaya çağırmakta, avcı olmayanlara nezaket göstermeye, güvenli şekilde avcılık yapmaya, kanunları bilmeye ve uymaya, yaban hayatı ve habitatı korumayı desteklemeye, ahlaki avcılık geleneklerine uymaya, doğa faaliyetlerindeki yeteneklerini geliştirmeye, doğayı anlamaya ve yalnızca etik avcılarla avlanmaya çağırmaktadır.
 
 
Avcılık sadece doğada becerilerimizi kullanmak değildir.
 
Avlanmak, doğada bize gerçek duygu ve heyecan hissettiren, bizleri atalarımızla bir araya getiren ve doğaya yeniden bağlayan güçlü bir bağdır. Yaşadığımız bu duyguların oluşturduğu bağ o kadar çok güçlüdür ki, doğa yürüyüşleri yapan, avcılık ve balıkçılık yapan, yaban hayatını fotoğraflayan bir avcı, doğayla bütünleşerek bunu tüm benliğinde yaşar. Doğa ile bağları kopmuş günümüz şehir insanlarında bu duygu artık kaybolmuştur.
 
Avcı doğaya baktığında, doğayı bir bütün olarak görür. Avcı olmayanlar sadece bakar, ama doğayı yeşillikten, su kütlesinden veya ağaç kümesinden farklı değerlendiremezler. Avcılar, ormanı sadece ağaç olarak değil; içindeki bitkileri, hayvanları, böcekleri, ağaçları ve tüm sulak alanlarını aynı tuvalin üzerinde görürler. Avcılar, bir dağın sadece zirvesini görmezler; iz sürerken o dağı etekleriyle, patikalarıyla, yamaçlarıyla ve tüm canlılarıyla birlikte yaşarlar.
 
Ovalarda, düzlüklerde saatlerce yürüyen avcı için duyulan kuş sesleri doğanın müziğidir. Gördüğü böcek, ot, bir tarla ya da o tarlanın tel çitlerine takılmış yaban hayvanının tüyü onun için çok şey ifade eder. Yüksek tepelerden bir kuşun süzülüşünü izlediğinde, ne gökyüzü bir buluttur onun için, ne de bir kuş, yalnızca uçan bir kuştur; kafasını kaldırdığında üstünden geçen o sürünün nereye ve niçin uçtuğunu çok iyi bilir.
 
İnsanlar en derin uykudayken, gün ağarırken, avcı gölün kıyısındadır. Buz gibi ayazda, güneşin doğuşuna şahit olmak, ufuktan geçen siluetleri takip etmek ona avlanmak kadar haz verir. En derine işleyen ayazlı sabahlarda beklerken gümede, nefesinin buharıyla ısınır. Çizmelerinin içinde ayak parmakları soğuktan bıçak gibi kesilirken, ne kadar soğuk olduğunu değil, kendi iç hesaplaşmasının ve doğayla olan bütünleşmesinin hazzını düşünmektedir.
 
Süreğin en heyecanlı yerinde kalbi küt küt atarken karşı dağda kovan köpeklerin sesi, üç tenorun sesinden akıcı gelir ona ve yamaçlardaki tüm ağaçlar hafızasına kazınır her defasında. Hepsinin bir ismi vardır artık; dakikalarca soluk almadan, öksürmeden, kımıldamadan beklemek, onun kendisiyle hesaplaşması için sanki bulunmaz bir randevudur. Yaşanan her şeyin muhakemesi, işte böyle anlarda yapılır, şaşmaz bir doğrulukla…
 
İspanyol düşünür José Ortega y Gasset avcı ile doğa arasındaki ilişkiyi şöyle yorumluyor: “Eğer doğaya geri dönme mutluluğunu tüm yoğunluğu ve saflığıyla tatmak istiyorsak, orada barınan vahşi yaratığın yoldaşı olmalı, onun düzeyine inmeli, ona benzemeye çalışmalı ve onun peşinden gitmeliyiz. Avcılık işte bu gizemli törenin adıdır. İnsan avlanırken havanın tenini okşayıp geçmesinden yada ciğerlerine dolmasından bambaşka bir haz duyar. Kayalar daha zengin bir anlatım, bitkiler türlü değişik anlamlar taşır. Bunların tüm nedeniyle iz peşindeki ya da pusudaki avcının, açık seçik ortada ya da gizlenmiş ya da hiç görünmeyen avına ayağını bastığı toprak aracılığıyla bağlı olduğunu hissetmesidir. Avcı olmayan okuyucu özellikle bu son satırlar için yalnızca süslü sözler ya da düpedüz demagoji diyebilir. Ama avcı olan bunu bilebilir. Bilir ki avdayken tüm olayı avcıyla avı arasındaki bu büyülü eksen oluşturur.”
 
Ünlü İspanyol felsefeci Ortega’nın yazdığı avcı ve av arasındaki oluşan büyülü ekseni avcı olmayan sözde çevreci geçinenlere anlatmamız mümkün gözükmüyor. Biz avcılar, bu dünyadan göçene kadar, soğuk, sıcak, yağmur, güneş demeden tutkusunun peşinden koşan avcı atalarımızın ayak izlerini takip edip ağaç, dere, orman, dal, çalı, tepe, kaya, hendek, vadi, sazlık…gibi kavramların tam ortasına kendimizi koyup, doğayı tamamlayacağız. Tarlaları geçip, dumanlı dağları aşıp, ırmakların serinliğini, dalgaların sesini duyacağız. Yaprakları okşayıp, çiçeklerin kokusunu hissedeceğiz.
 
Doğanın kucağında, kralla çobanı aynı sofraya oturtup ekmeğimizi paylaşacağız. Dost meclisleri kurup doyumsuz sohbetler yapacağız, pınarlardan yudum yudum su içen avcının keyfiyle bu ayrıcalığı yaşayarak doğayla bağımızı güçlendireceğiz.
 
Sevgi ve saygılarımla,
Kamil ÜÇBAŞ
 
Gönder