%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

HEY GİDİ GÜNLER HEY (YENİ)

Mehmet Arpaz
info@yabantv.com

 Uyandığımda daha göz gözü görmüyor her taraf karanlık. Daha saat üçü çeyrek geçiyor. Oysa saati dörde kurmuştum. Bir daha uyuyup uyanılmaz. Kalkıp yapılan hazırlıklara göz atana kadar vakit çabucak geçiverir. Burdur yöresine ava gidilecek. Gece orada kalınacak, Pazar günü de avlanıp dönülecek. Sabaha sakladığım pijama birden aklıma geliyor. Apar topar giyinip pijamayı katlayıp çantaya yerleştiriyorum. Dört kişi ava gidiyoruz. Tüfekçi Ahmet’in bir tanıdığına. Gidilecek yerde çille, kınalı birbirine karışıyormuş.  

Işık yanar yanmaz Tomi’nin vızıltısı başlıyor. Pencereyi açıp bir ”şişt” diyorum sesini kesiyor. Malum bizim oralar çalılık ilk sahibi Tomi’yi salarmış çalıya kendi dışarıda beklermiş. Kalkan keklik üzerine gelirse atarmış. Onun için adam etmek epey bir zamanımı aldı. Bana geldiğinde bir yaşındaydı. Ne dur dinlerdi, ne de çüş. Bir sene beni uğraştırdı. Ama bir senede Tomi, Tomi oldu. Ben onunla ava giderken içimde hiç keklik bulamam kuşkusu olmazdı.

 Çay koy, kahvaltı et derken saat geldi. Neredeyse gelirler. Önce tüfekle çantayı çıkardım, sonra da Tomi’yi bahçeden alıp dışarı çıktım. Şehir hala uykuda. Sokak lambaları yanıyor. Mis gibi bir Ekim havası. Belediyenin önünden bir arabanın farları görünüyor. Bizimkilerden başkası olamaz. İki dakika sonra evin önüne yanaşıyor. Ben de arabaya binersem ekip tamam.  

Arabadakiler benimle dalga geçiyor. “Bakalım sen trap tüfeğiyle ne vuracaksın” diye. Daha avlarda trap tüfeğini gören yok. Ancak “Ball Trap” atışlarında görmüşler süperpozeyi. Onun için dalga geçiyorlar. Ama haksız da değiller. Bir fişeklik boş attıktan sonra vurmaya başladım. Çifte kullanan birisine tek tüfekle atış yapmak ne kadar zor gelirse işte bu da o kadar zordu. Kahkahalar, şakalar, sataşmalar, birilerini kızdırmalar derken yol çabucacık bitiyor. Arabadan inince bir ürperme geliyor içimden Buraları bizim oralardan farklı soğuk.

 Mustafa Dayı dedikleri bir adamcağız kapıya çıkıp bizi içeri buyur ediyor. Kahvaltı sofrası hazırlanmış. Mecbur girilecek ve kahvaltı edilecek. Yalnız içime bir şüphe düşüyor. Bu adam en az 75 yaşında, nasıl bizlere ayak uydurup dağlarda gezer? Sonradan işin aslını muhabbetlerden anlıyorum. Misafir olacağımız yer burası ama ava oğulları götürecek. Sofraya otururken oğulları Osman İle Nuri geliyor. Osman Tüfekçi Ahmet’le yaşıt. 35 yaşlarında. Nuri de 20 li yaşlarda ama benden büyük. Karşıda bir dağ var sipsivri. Kayalık ve otluk. Çıplak bir dağ. Sivri yarısına kadar güneşlenmiş. Altında küçük bir göl var. Dağın yarısından itibaren sağlı sollu ayrı dağ silsileleri var. Tam işaret için elimi kaldırıyorum ki “Avlanacağımız yer orası. Bu dağın etrafında kekliği çevir dur. Çok sıkışmadıkça başka bir yere geçmez” diye izahat geliyor.

 Dağın yanına kadar göl kıyısındaki bir yoldan gelip duruyoruz. Tüfekler alınıp, köpekler salınıyor. Tırmanış başlıyor. Yarım saat kadar bir yolaktan tırmanıp avcı koluna geçiyoruz. Tırmanırken arkadaşların çok iyi köpekleri uzaklardan birkaç alay keklik kaldırıyorlar ama arkalarından gidilmiyor. Nuri’nin gözü benim tüfekte. Benden büyük ama Abi diyor.

-          Abi Antalyalıların birinin elinde bu tüfekten vardı. Geçen sene attı, attı vuramadı. Sen vuruyon mu bari”

-          Nuri ben fişeklerin içine yarım çay kaşığı aldirin (böcek ilacı) koyuyorum. Tüfek zehir saçıyor.   

Başlıyoruz yürümeye. Yürüdükçe keklik kalkıyor, tüfekler patlıyor. İlk kalkanlar yavaş, yavaş pusmaya başlıyor. Pustukları Tomi’nin fermalarından belli oluyor. Önümden hiç ayrılmaz. En fazla gittiği 20 metredir. Bu hale gelinceye kadar neler oldu neler bir de bana sorun. Sokulup okşuyorum. Tut komutuyla beraber dalıyor. İki horoz bağıra, bağıra kalkıyor. Bir birine bir de ötekine atıyorum ve bağırıyorum. “Tomi bu trap tüfeği oğlum, iş sende yakalarsan kekliği torbaya koyarız.”  Tomi önce uzağa düşeni getiriyor, sonra yakına. Keklikler çok iri. Okşayıp askılığıma takıyorum. On adım atıyorum. Taşların arasına bir ferma daha. Bir tane daha kalkıyor. Dönüp ona atıyorum. Tomi almaya koşuyor. Nuri yavaş, yavaş yanımdan kaçıyor. Biraz daha yükselip Tüfekçi Ahmet’in yanına sokuluyor.

 Çok keklik avlarına gittim ama böylesini hakikaten hiç görmedim. Dağda bir çekim gücü var sanki. Keklik alçalıyor ama dağı dolanıp duruyor. İki saat kadar sonra askılığım kopuyor. İçimden Saraç Kambur Ahmet’e ver yansın ediyorum. “Babanın elinden aldın ben yaparım diye, işte yaptığın belli diye söylenip duruyorum.” Yanımıza torba almadık. Arabada bıraktık. O zamanlar av yeleği nedir bilinmezdi ki. Nasıl olsa öğleyin yemek için inilecek arabada kalsın dedik. Yol göründü. Aşağıya iniş başlayacak.

 İnişe geçerek geri, geri yürümeye başladım. Arkadaşlara bağırıp aşağıya, arabaya indiğimi söyledim. Sol elimde kuş askısı, sağ koltuk altımda tüfek gidiyorum. Tomi harikalar yaratıyor. Dur, durak bilmez ferma üstüne ferma veriyor. Elimdeki kuş askısını bırakıp öyle atıyorum. Gencim, hırslıyım ama vicdanım demek tamdı. Kendimi kaybedip her fermaya tüfek atmadım. Yoksa o kekliği taşıyıp aşağıya indiremezdim. Arabaya yaklaşırken ekenekler göründü. Tomi bir ferma daha yaptı. Tut dedim, daldı. Belki otuzluk bir çil alayı kalktı bir dere aşıp içine girdi. Çil o sıralar bize yabancı bir avdı ve çekici geliyordu. Bir çillere baktım bir de arabaya. Arabaya gidip sonra çilere gitmeye karar verdim. Keklikleri arabaya bırakıp ip aramaya başladım. Yarım metre kadar bir pamuk ipi bulup fişekliğe bağladım.

 Tomi bir güzel göle girip kendini ıslattı. Doyasıya suyunu da içti. Geldik çillerin girdiği dereye. Kokuyu buldu ama yukarı, yukarı gidiyor. Anladım ki yukarı kaymışlar. Düştüm peşine. Dere içinde 15 metrekare bir düzlükte dikenlik var. Tomi 40 metreden fermayı bastı. Adım, adım beraber ilerliyoruz. Dikene geldi heykel oldu. Bekle komutuyla dikenliğin yanından üstüne çıkıp tut oğlum dedim. Alayın içine girdi bir kaç sıçradı ama tutamadı. İçinden seçerek çifteledim ama öndeki biri daha saçmaya girdi. Tomi toplayıp getirdi. Aynı dikene bir ferma daha çekti. Tut. Tek bir çil horozu fırladı ona attım. Köpek ona giderken kendiliğinden biri daha fırladı. Ona da atıp dikildim arabaya. Son attığım Tomi’nin ağzında kıçımdan dürtüyor. Ağzından alıp arabanın yanına uzandım.

 Sesler yaklaştı arkadaşlar yakınlaştılar. Bozuntuya vermedim uyuyor gibi yapıp kasketi gözümüm üstüne çektim. Gelip oturdular. Nuri

-          Ahmet Abi Mehmet abinin tüfeği hakikaten zehir saçıyor ama fişeklerin içine yarım kaşık aldirin koyuyormuş

-          Sana yalan söylemiş Nuri. Saçmayı aldirinle kaynatıp sonra fişek düzüyor.

-          Vay anasını be evvelde kuş saçmayı yer yemez canı çıkıyor.  

Gönder