%100 Doğa Outdoor Yaşam Etiği

Yazarlar

Anasayfaya git Sonraki yazara git Önceki yazara git
  • Kişi beğendi
  • Yazı Boyutu :
    Yazıyı Büyüt Yazıyı Küçült
  • Paylaş :

NASIL BİR EĞİTİM ?

Zir MüH. H. Ozan Erzincanlı
info@yabantv.com

Üniversitede yüksek lisans öğrenimim sırasında biyoloji bölümünden hücre bilimi dersi alıyorduk.

Hocamız konusunda uzman, iyi bir bilim adamı idi. Ve beni çok şaşırtan bir şey söyledi:

“Sizler, hücrenin işleyişi ile ilgili olası tüm bilginin en fazla % 5-10’ unu biliyorsunuzdur.”

Şaşırmıştım. Bize kızıyor, aşağılamaya mı çalışıyordu anlamadım. Öyle bir insan değildi. Ben yaklaşık 20 yıldır eğitim görüyordum. Ziraat mühendisi olmuştum, biyoteknoloji alanında yüksek lisans yapıyordum ve hücre işleyişi ile ilgili olası bilginin sadece % 5-10’ unu biliyordum. Bu mümkün olabilir miydi?

“Üzülmeyin canım.” diye devam etti. “Hücre bilimi konusunda uzman bir biyoloji profesörü olan ben de en fazla % 10-12’ sini biliyorumdur. Ve bu konuya tüm hayatını vakfederek Nobel ödülü almış bir bilim adamı en fazla % 15’ ini biliyordur.”

Şaşkınlığım daha da artmıştı.

Hoca bunu araştırma isteğimizi perçinlemek, bizi kocaman engin bir bilinmeyenler dünyası ile buluşturmak için söylemişti belki. Ancak ben daha farklı ve acı bir gerçekle karşılaştım: Tüm o yıllar boyunca lisede dirseklerimizi paraladığımız, üniversite sınavlarında öğrenmek anlamak için birbirimizi paraladığımız şeyler, öyle kocaman ve kesin bilgiler değildi!

Daha önceki okul hayatımda hücre organelleri olan golgi cisimcikleri, endoplazmik retikulumlarla ilgili hocalarıma sorduğum zorlu soruların ardından neden fırça yiyerek yerime oturduğumu anlamıştım sonunda.

Çünkü en iyi bilen insan bile olası bilginin % 15’ ini biliyordu!

Az önce internetten golgi cisimciği ve endoplazmik retikulum ile ilgili bilgilere baktım. Yeni bilgiler eklenmiş. Benim 2004 yılında yüksek lisansta öğrendiklerimin de üzerine bazı bilgiler eklenmiş ve bunlar lise ders notlarına girmiş. Biz üniversitenin ilk yıllarında, çok değil 10 yıl önce, bu bilgilerin bazılarını teori olarak okumuştuk.

İlkokulda iken güneş sistemi konusunu çalışıyordum. Anneanneme dünyanın güneş etrafındaki dönüşü ile ilgili bir soru sordum. Anneannem lise mezunu, döneminin okumuş-aydın sayılabilecek kişilerindendi. Bana “dünya güneşin çevresinde değil, güneş dünyanın çevresinde dönüyor” dedi. Küçücük boyumla dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü, ispatları ile kitaplarımdan göstererek anlattım. Uzun süre inat ettikten sonra şöyle dedi: “Ben bilmem. Bize okulda güneş dünyanın çevresinde dönüyor diye öğrettiler.” O sıralarda öyle mi öğretildi, yoksa anneannem dersi yarım kulakla dinleyip öyle mi anladı yoksa yıllar içinde bu konuda kendi mantığına uygun gelen şeyi mi aklına yerleştirdi bilemem.

Şimdilerde üniversite öncesi öğrenimimi düşünüyorum. Tarih dersinde savaşlardan başka hiçbir şey dinlemedim. (Sadece lise ikide bir ara Osmanlı’ da spor vb. gibi farklı bir iki konu geçmişti.) Beden dersinde bedenimi tanıyamadım, nefes tekniklerini öğrenemedim. Sağlıklı bir hayat için düzenli spor nasıl yapılır, diyet ve sağlıklı beslenme nedir öğrenemedim (bu konu bence beden eğitimi ile birebir bağlantılı). En sevdiğim ve başarılı olduğum ders olmasına rağmen Coğrafya dersleri bana dünyayı tanıtamadı. Ve şu an en iyi irdeleyebildiğim biyoloji (canlı bilim) derslerinde, yıllarımı boşuna kaybettiğimi görüyorum.

Arada üniversite biyoloji sınav sorularına göz atıyorum. Bir sorunun doğru cevabının dört şıktan birinde olduğu iddia ediliyor ve insanlar bu “doğru” şıkkı öğrenmek ve bulmaya teşvik ediliyor. Oysa ben bugünkü bilgimle, o soruların hepsinin ilgili doğru cevabına itiraz edebilirim. Hepsinin doğruluğu kolayca tartışılabilir.

Sanırım biz aslında çocuklarımıza okul hayatları boyunca tamamını, hatta yarısını, çeyreğini bile bilmediğimiz bazı bilimleri, bilgileri bir değişmez hakikatmiş gibi öğretiyoruz. Çocuklar bu bilgileri hayatlarında kullanamıyorlar. Mevcut durumları ile okullar, ebeveynlerin çocuklarından belirli bir süre için kurtuldukları hapishaneler gibi iş görüyor maalesef. (Okul tatil olduğunda sevinmeyecek çocuk neredeyse yoktur günümüzde.)

Oysa okul etkin bilgiye ulaştıran, zenginleştiren ve hayatı idame ettirmek ile ilgili gence her gün yeni bir mekanizma sunan keyifli bir bilgi panayırı olmalı; havasız sınıflarda sürekli teorik olarak sadece defter, kalem, kitap üçlüsü ile hayatlarının en güzel çağında gençlere eziyet etme amaçlı yapısından uzaklaşmak zorundadır. Bilgi asla bu hastalıklı şekliyle insanlara ulaşmamalıdır.

·         Eğitim kapalı dört duvardan çıkarak gerçek yaşama entegre olmalıdır.

·         Eğitmenler “bu böyledir” diye yüksek otorite ile ders anlatmak yerine; “son bilgilerimize göre bu böyle olabilir. Siz ne dersiniz?” şeklinde daha ziyade moderatörlük yapmalıdır.

·         Ders öğrenciyi hayata hazırlamalıdır. Eğitim, hangi öğrencinin daha hırslı ve hangi öğrencinin kendine daha fazla işkence edebildiğini ölçmeye çalışan bir sıralama sistemi olmaktan uzaklaşmalıdır.

Üniversiteye gelene kadar biyoloji hakkında okulda öğrendiğim en önemli bilgileri, ilkokul 2. sınıfta pamuğa fasulye ekip gelişimini izlediğimiz 3 ayda öğrenmiştim.

Kobay olarak kendimi izledim ve gördüm ki, dört duvar arasında gençlere işkence ederek süren bu eğitimin akla ve mantığa uygun, etkin bir yöntem olmadığı ve ciddi şekilde kapsamlı bir değişiklik yapılması gerektiği açıktır. Ve bu değişim küresel çapta olmalıdır.

Saygılarımla

Gönder